Özgür Günsay yazdı: “İnsan Yol’dur”

İnsan yoldur. O yolda kendini bulur. Arayan evvela Mevla’sını azarsa belasını bulur derler. Mevlâna da neyi arıyorsan osun sen diyerek arayan kişinin aramasındaki nedenine bağlı olarak kendisini bekleyenin ne olduğuna kendisi karar verecektir der. Neyi aradık biz? Neydik, ne olduk?  Var mısın kendi içinde var olan yolda yok olmaya? Sevmek değil bu, vazgeç de demiyorum. Bul diyorum; bulman için de ara… İçimde bir şüphe var Züheyla. Kendimi ararken bulduğum seni tek yol sanmışım. Yanılmışım, ağlamışım, biraz da aldanmış olabilir ama kusuruma bak. Ellerimdeki kan kendimi ararken öldürdüğüm benin kanları. Sen kusuruma bakarken bak rahatına bu aralar ben kendimi aramakla meşgulüm. İnsan öldürerek de ararmış kendini. Geçenlerde öldürülen bir kadından öğrendim. Kadın da kendini arıyordu adam da. Bir tek farkla; birisi bekliyordu aramayı diğeri ise unutuyordu aramayı. Hani bir şüphe olur da şüphen için intihar edersin ya eskidenmiş o Züheyla; seni öldürmekten korkuyorum. Hayatımdan bir yaya gibi geçerken sana çarpmaktan korkuyorum. Sana çarparak rastlamaktan. Sırf sen romantik olsun diye ellerindeki kitapları düşürmekten, sen eğilirken saçından düşen telden korkuyorum, hayır, ben seni böyle aramıyorum Züheyla. Belki de seni aramıyorum Züheyla. Başından beri dedim; bak kusuruma. Aradığım kişi benken sana rastlamam doğru değil bu çağda. Kendimi bile öldürebilirim bu konuda. 

Aradım ama kavuşamadım sana. Böyle sazlı sözlü şiirlerle, şarkılarla… Sana yazmış gibi yaptığım her sözcüğün içindeki vuslatla. Sana diye demiyorum ama kendime yazdım aslında o sözleri bir bakıma. Benim acımın tatlısı olmaz bu diyarda; öldürüp pişmanım dersem de bak kusuruma. Kusur mu bu? Kusur kabahatten ne zaman büyük oldu? Beni öldürüp doğurduğun doğru mu? Aramak bu değil, aradığım yoldaki bulduğum sen değil! Bilemiyorum Züheyla. Benim aradığım yol sende; senin aradığın yol da ben de ne kadar olsa da… Ne handır gönlüm ne de tekke. Züheyla bu yol, yol değil! Gel vazgeç bu delilikten. Birbirimizin katili olmak gibi bir manşet varken aradığı yolda ölen Şems’ten kendimize bir pay biçelim. Seni buldum ya derken rastlamışım aslında bana. Derilerim yüzülürken her sevmede seni. Âh dilimdeki dikenin acısını bilemezsin Züheyla. Bak kusuruma, koy beni böyle yüzükoyun yol ortasında çek git benden, al sana yazmadığım bütün hecelerimi, kelimelerimi, gecelerimi… Git ki ölme Züheyla. Git çünkü kendime yakıştıramadığım şeyler söylediler sana. Sırtıma adetten giydirilmiş; yırtılmış, köhnemiş bir hırka. Yamalarıyla ayakta kalırken her adet, her töre adalet burada. Bizim adette gittiğin yolda bulduğun ilk kişi öldürülmüş Züheyla ben ise âşık oldum sana. Geri dönecek yüzün var mı diye sorma henüz geri dönmeyi düşünmedim oralara. Gidersem seni dönersem beni vuracaklar kör bir kurşunla. Hatıra olsun diye dikilen bir çınar başıma… Züheyla git buradan hiç rastlamadan sana; bak kusuruma. Seni öldürecek kadar sevemedim daha. Onların deyimiyle öldürecek kadar sevemem seni.  

Özgür Günsay

1 yorum

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*