Furkan Bayrak yazdı: “Beyinsiz”

Beyinsiz

Üzerindeki yorganı kaldırdıktan sonra yatağında doğruldu. Yine bir önceki günün aynısı olacağını düşündü. Bu düşünce canını sıkıyordu. Odasından lavaboya gidip elini yüzünü yıkadı. Ordan da mutfağa geçip kendine koyu bir kahve yaptı. Oturup kahvesini tüketti. Odasına gidip bir şeyler okumanın ve düşünmenin daha sağlıklı bir iş olacağına karar verdi.  Kararının emrini yerine getirip odaya varıp işe koyuldu.

Okuduğu şeyler hakkında düşüncelere dalmak yani tartmak, bölmek, çıkarmak, altını çizmek, hoşuna giden nadir eylemlerden bir kaçıydı. —Bezen de bunları yapmak hoşuna gitmiyordu. —

Okuduğu sayfanın ikinci paragrafının altını kurşun kalemle uzunca çizdi. Çizdiği yeri evirip çevirip okudu ve düşündü, sağ eliyle sol kulağıyla oynar vaziyette:

“Bence burayı uydurmuş. Zaten bu tür adamlar uydurmasını çok sever. Yarattığı karakterin el hareketinin altından bunca yargı ve kurgu çıkması ne mümkün. Her neyse… Kahvenin artık tadını alamıyorum. Midemi de bulandırıyor. Oysa su saçma sıvı siyahlığa o kadar para veriyorum. Demek ki para verince tat alacaksın diye bir kaide yok. Acaba bayatlamış mı?” cümleleri kafasından aktı.

Yatağına geçip tekrar uzandı. Uzanarak ülke gündemini gazetelerden takip etmek istiyordu. Aslında artık anladığı gazete tipi değişmiş yerini sanal haber siteleri ve sanal sayfalar almıştı. —Ama hepsininde aynı işe yaradıklarını  biliyordu. O nedenle sorun yoktu.—

Telefonda birkaç dakika haberlere göz gezdirirken bir anda sinirlenip telefonundan bir an önce kurtulmak istedi. Ama bunu tam olarak yapamadı. Çünkü telefonundan ancak iki metre uzak kalabiliyordu. Çağ telefondan uzak kalınmaması gereken bir çağdı.

Yatakta tekrar doğruldu ve oturdu. Kahvesinden bir yudum almak istedi. Yatağın sağ tarafında duran masaya uzandı. Üzerinde dumanlar tüten kahveyi bir dikişte bitirdi. Bu sefer acayip bir hazla kahvenin tadının doyulamayacak seviyede olduğunu sezimledi. Bunun üzerine boş bardağın yanında bir tane daha üzerinde dumanı tüten siyah sıcak sıvı yani kahve var oldu. Yine hemen alarak bir dikişte bitirdi. Biten kahvelerin yerine yenisi geliyordu. Ve o durmadan içiyordu…

Kahve gelişleri devam ederken odasının kapısının tıkırdadığını duydu. Bunun üzerine tıkırdatan kişiye karıncalı ses tonuyla “Girebilirsin.” mesajını iletti.

Siyah kafalı, beyaz patili, tüylü beyaz karınlı  odasına giren kişi bir hayli sinirliydi. — Kedi gibi bir şeydi.—

Kedi yarı mırlayarak hayli yüksek bir sesle : “Beyinsiz! Camdan dışarıyı izleyeceğine şu odanı topla! Üstelik hâlâ kahveni içememişsin. İçmeyeceksen neden bardağı kirletiyorsun? İçeceksen neden kahveyi soğutuyorsun? Bir karar ver artık her şeye. Aksi halde seni cımaklamak zorunda kalacağım! Aslında buna zorunda kalmak denmez. Seve seve yapmak istemenin bu şekilde laf ebeliği yaparak hayata geçirilmesi denir. Hadi yürü.”

Siyah kafalı, beyinsizin odasının kapısını kapatarak mahalden uzaklaştı. Beyinsiz ise hâlâ camdan dışarıyı izliyordu . İzlerken aklından bir sürü şey geçiyordu: “Acaba bu çocuğun babası neden dairenin dış cephesinin boyasını bulunduğu apartmanınkinden farklı bir renge boyatmış? İkinci kattaki şu sarhoş herif sabahlara kadar içip nasıl böyle sabah erkenden dinç bir şekilde kalkıyor? Yoksa içerek mi hayat buluyor. Kadına bak nasılda pis yıkamış sofra bezini. Yıkanmalar da mı anlamını kaybetmiş? Kimi ruhlar da mı pis yıkanmalardan dolayı böyle. Tiktok mu ne. Lüzumsuz ünlü olma ezikliği mi?”

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*