Hera Samıkıran yazdı: Bas Bariton Libido

Flaşlar patlıyor akşam haberlerinde.

Bir ben miyim flaşları politikacıların gözüne saplanan şarapnel parçaları gibi gören?

Çarşı pazarda yürümek neden stresli

Bağırıyor alay komutanı özgüveniyle pazar eşrafı.

Bir ben miyim bu ses karşısında korkup adımları birbirine dolaşan?

Gün batıyor, her yer karanlığın yatağına koşuyor

Bunca şehvet hem de her gece nereden geliyor?

Kitapları bir Nazi gibi okuyor eli kalem tutanlar

Ürkütüyor beni bu yarımca bilgelik.

Gün doğuyor yine,

Gün yani şafak, bir fosfor bombasına dayıyor sırtını.

Bir gelinin duvağı beyazlığında seriliyor üstümüze.

Biz hep birlikte Filistin miyiz, Güney Kore mi?

Mutfaktan gelen her koku bir harpte yere kapanmış erlerin ter kokusunu getiriyor aklıma.

Baharatların tümü Yeni Zelanda.

Ares’in dölleri gibi saçıldı etrafa sağ ayağını bir mayın tarlasında sol ayağıyla yarıştırınca.

Tüm hayvanları katledebiliriz diyor bir Çinli.

Aristoteles okumalarına başlamak üzereyim

Nasılsınız düşünen hayvanlar diyorum bizim Çin malı şehirlilere.

Freud ne de çok serotonin tüketiyor

Nietzsche’den artanlar mı bunlar?

Korkuyorum, bana bir kadeh daha serotonin.

Yatak odası dışında sevişmek anarşiye yol açıyormuş.

Demek ki evsizlik anarşinin arkhesi.

Çamaşır makinesinin sesi neden bas bariton

ya da Cesaret Ana’nın çığlığı gibi?

Tükenmez kalemlerin libidosu neden bu kadar düşük?

Ve hiçbir süpermarket niçin bundan arsınmıyor.

Ben neden hep üşüyorum?

Bir kez olsun düşmüyor savaş alanlarına düşen ateşler bağrıma.

Dokunmuyor size olanlar bana.

Hiç aklıma da gelmiyor çorapsız uyuyan kız çocukları.

Ne zaman bu kadar korksam bu kadar üşüsem ve bu kadar arsınmasam

Sarılıyorum mor bir hüsnüyusufun bacağına.

Beyaz bir kurdele bağlıyorum bileklerime

Fosfor bombalarına dair bildiğim tek şey ne de olsa renkleri

Zerdeçal, köri ve libido arasındaki bu uzlaşmanın içinden ben çıkamıyorum.

Nietzsche de Schopenhauer kadar kızgın mıdır bana?

Oturup bir akşamüstü uyanıyorum bir tan vakti

Ve yalnızca bunu düşünüyorum.

Bir de kendimi düşüncenin kahpeliğinden koparıp kendi gövdeme doladığım saatleri.

Aklımda kalansa hep aynı soru:

Düş-düşünce-duygu diyagramımı psikanaliz metotla mı incelemeliyim?

Hera Samıkıran

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*