Tamer Uysal yazdı: İzmir Üzerine

18 Şubat 2022 EDEBİ KÜLTÜR DERGİSİ 0

İZMİR ÜZERİNE… Eski İzmir M.Ö. 3000 yıllarına uzanan tarihine rağmen ancak son yarım yüzyıllık kazılarla İzmirli arkeolog ve tarihçi Ekrem Akurgal tarafından ortaya çıkarılan bir kent. Yine ünlü şair Homeros’un doğum yeri olan İzmir, İyonya döneminde “kent federasyonu” şeklinde örgütlenmiş kentler birliğinin en önemli ve yaşamını sürdürebilen tek kentidir. Eski kaynaklarda İzmir kentinin Erektid kralı Tantalos tarafından kurulduğu belirtilir. 14.Yy’da Smyrna adının Yamanlar Dağı yamaçlarında yerleşen Amazonun adından geldiği söylenir. M.Ö. 11.Yy’da Dor istilasından kaçan Akalar (Aioller ve İonlar) Yunanistan’dan gelerek İzmir ve çevresine yerleştiler. Akalar’ın yerleştiği Biga yarımadası güneyinden İzmir dolaylarına kadar olan Bakırçay ve Gediz vadilerini içine alan ….

Leyla Yıldız yazdı:İhtişam ve sefalet: Tolstoy & Dostoyevski

18 Şubat 2022 EDEBİ KÜLTÜR DERGİSİ 0

İhtişam ve sefalet: Tolstoy & Dostoyevski                                         “(…) kendime erkek ve kadın hizmetkârlar edindim, kendi evimde doğan hizmetkârlarım oldu, ayrıca Kudüs’te gözümün gördüğü bütün sürülerden daha   büyük bir sürüye sahip oldum; kendim için gümüş, altın ve başka krallar ile eyaletlerden özel hazineler  toplattım; erkek ve kadın şarkıcılar getirttim ve insanoğlunun tadabileceği bütün zevkleri, müzikli eğlenceleri, hepsini tattım.” Lev Tostoy / İtiraflarım “Sana demin, fakirliğimden utanmadığımı söyledim,  ama yalan, en çok bundan utanıyor, bundan korkuyorum; hırsız olsaydım bu derece korkmaz, utanmazdım. Fyodor Dostoyevski / Yeraltından Notlar                                                                                   Tolstoy ve Dostoyevski, bir dağ zirvesine çıkıp on dokuzuncu yüzyıl Rusya’sının iki zıt yüzünü kelimelerin efsunuyla çizdiler. İhtişam ve sefaletin ….

Nazlı Akkaya şiiri: ” Nazenin Gülüşün”

NAZENİN GÜLÜŞÜN Yuvasına uçuşan kırlangıç gibi olmak Gelmeyeni beklerken, sadıkane hal almak İnce ince damardan tatlı bir niyaz ile Gelsen de, gelmesen de diye söylenir olmak! ** Dağlandı gözbebeği, görmeyen bakış ile Bilinmezin derdine böylesi düşmek niye? Selam veren var iken etrafında pervane, Sana yalan, bana öz, kor gibi yanan sine ** Işıltıyı sen attın, ben tuttum bırakmadım Gömeceğin toprağı, ellerimle ben kazdım, Senden bir ahu gülün, bir nazenin gülüşün, Yere düşesi varken, nefesimle topladım ** Ümidimin neşesi sende ziyan olurken Hayalin kanatları ellerinde kururken, Bilmecelerin dili sevgimle tutulurken Müstesna bakışını gururumda sakladım Nazlı AKKAYA

Turhan Muharrem Turhan:”İçinden Sokak Geçen Yazı”

26 Kasım 2021 EDEBİ KÜLTÜR DERGİSİ 0

İçinden Sokak Geçen Yazı Benim çaya, senin biraya On lira, verdiğimiz akşamlardan biriydi. İzbe bir sokağın yıkık dökük bir binasına bakıp, tarihle demleniyorduk güya. Çalgıcıları, mezhebi belirsiz garsonu ve arsız çiçek satıcılarını saymazsak masamız çokta kalabalık sayılmazdı hani.. Kadınların saçları boynumu dolamalıydı misal, sonra gök kubbeyi arşınlamalılardı omuzları falan filan işte.. Bir hayata, bir umuda dönüşecek bir söz yakalasam öyle apansız ve umursamaz yürürdüm  biliyorum.. Böyle gök kubbe altında oturur kene de.. Sessizlik ve nem mermi gibi düşüyordu gömleğimin yakasına. Ne ağır diye hayıflanıyordum.. Bir amaç bir  dava arar ya insan arkasında kitleler sürükleyecek.. Ufak bir çocuğun kirli yüzü belirdi ….

Leyla Yıldız: ” Sözün mûsîkârı sustu!”

26 Kasım 2021 EDEBİ KÜLTÜR DERGİSİ 0

         Sözün mûsîkârı sustu!                          “Biz koşu bittikten sonra da koşan atlarız.”                                                                                                               Sezai Karakoç             Gagasında yüzlerce muştuyla gelmişti: “Allâh’a inanmak bir müjdedir.” dedi. Kalplere diken ekenlere inat gül muştusu verdi. “İnkâr tutsaklık, inanç özgürlüktür.” dedi. Dikeni değil gülü suladı.             “Gönüller birliğini muştu kuracaktır.”             Şiirle rûhlarda kapanmış kapılar, semâya açılacaktı. Rûhun Ayasofyaları, rûhun Süleymaniyeleri yükselecekti yeniden.             “Şiir, rûh pencerelerini Allah’a açtıkça şiirdir. Yoksa balmumundan peteklerdir, bal değil.”dedi.             Rûhunun ilham seferi, Cebrail soluğuyla destekli. “Peygamber çiçeğinin aydınlığında” söyledi şiirlerini. Çağdaş şiirin formuyla eski şiirin ferah-efzâ esintisini getirdi. Kaknüs gibi “o şarkıya özenip” nağmeli mısralar terennüm etti. ….

Hakan Uslu şiiri: “Brahms I.”

16 Ağustos 2021 EDEBİ KÜLTÜR DERGİSİ 0

Brahms I. söz varmış önce su varmış yok yok önce aşk varmış kim neyi nasıl demişse demiş, geçtim! bak biraz sonra ben şair olacakmışım sıfatları tamlatarak -böyle bir dünyada şiir diye bir şey olabilirmiş gibi- -sanki dünyada özneler var olabiliyormuş gibi- geçtim! önceyi müjdeleyerek içime dışıma geçtim! sayıları, noktaları, ve buhurları geçtim! Köpründen — sen, benim duruluğu tanımlayan bestem; doğurup kadınlığını kucaklayarak yüce, naaşıma diş geçirecek cenaze marşım, ilk. olsa da işgaller mazur, olmasa da başlangıçlar bizimdir sonumsa daima senin olsa — kın, koşum, kevgir ve mat! -ya şimdi neler görmek var esrarlı yüreğinden öperek narkotiğe nal toplatmak mı olacak ….

Leyla Yıldız yazdı: “Bir gün şehre bir yabancı gelir”

10 Ağustos 2021 EDEBİ KÜLTÜR DERGİSİ 0

            Bir gün şehre bir yabancı gelir                               “Ateşi ve ihaneti gördük ve yanan gözlerimizle durduk  bu dünyanın üzerinde                               Bir gün şehre bir yabancı gelir. Kültürel belleğimizi istila eder. Harami gibi talan eder şehirlerimizi; köklü medeniyetimizi, inşa ve ihya hüviyetli mazimizi, geleneksel mimarimizi, tek katlı, kiremit çatılı hanelerimizi; Arnavut kaldırımlı, taş döşeli yollarımızı, akasya kokulu sokağımızı…             “evvel zaman içinde / kalbur saman ölür”             Bir zamanlar mahallemize görkem katan minarelerimiz, sokağımıza huzur yayan çeşmelerimiz vardı. Üstümüzde yıldızlı gökyüzü… Kalbimizde iman… “Kubbelerde uğuldar Bâkî / çeşmelerden akar(dı) Sinan”. Sıcak, sevecen, gülüşü yüzünü kaplayan insanlarımız ve bu insanların yaşadığı, ….

E.Gülüş Teke yazdı: “Gece Konuşmaları”

5 Ağustos 2021 EDEBİ KÜLTÜR DERGİSİ 0

GECE KONUŞMALARI Senden ırak olanın özlenmesi bir mağlubiyet midir? Kaç zamandır mağlubum? Özlem ve vuslat arasında İtibarsız bir topaç gibi fır dönmek acınası bir durum mudur? Kendime acımalı mıyım? Kuruntular, insan zihninin kırıntıları derdi annem. Kuruntularım kırıntı mı sahiden? Düşüncelerim zihnimi kemirirken mi saçıldı bu kuruntu adındaki kırıntılar? Yine köşeye sıkıştım bak! Ne çok sorular üşüşüyor aklıma, sıra sıra ardı arkası kesilmeksizin.  Eskime sürecinin ritmi beni söz mezarlığına doğru sürüklüyor olmalı.  Yoksa geçkin ruhum kokuşmanın tatlılığına mı alıştı? İçgüdülerimin soyut zaafları beni esir almış olabilir mi? Simgelerin maskesinin altında ne var? Çıldırıyorum galiba! Belirsizliğin boğuk sesi uğultulu bir rüzgâr gibi ….

Nazlı Akkaya yazdı: “Ya Beton Olsaydı”

5 Ağustos 2021 EDEBİ KÜLTÜR DERGİSİ 0

                   Ya Beton Olsaydı                                                                     Uzun uzadıya ödül konuşması hazırlayıp, sahneye çıkınca alkıştan mıdır yoksa onca kişinin önünde olmaktan mıdır bilmem; titreyen elleriyle mikrofonu bir oraya bir buraya savura savura yarı anlaşılır yarı anlaşılmaz doğaçlama bir konuşma yapan, ama hayatının konuşmasını yapan insanlar gibiyim şu an…               Sana anlatacağım çok şey vardı oysa… Çok not aldım. Çok araştırdım lakin, bilgisayarım mikrofon etkisi yaptı sanki bende… Klavyenin başına oturur oturmaz titreyen kalbimle dökülüversin içimdekiler dedim… Kahveci dükkanlarının hiç insani ölçülerde olmayan kahvelerinden birini yanıma alıp,   en insani olandan bahsedeceğim sana… Bu yüzyılın insanı olmakla ,olmamak arasındaki kararsızlığı sızdıracağım yüreğimden…Kahvem bitince kalkarım haberin ….

Leyla Yıldız yazdı: “Şirazesi Kaydı İnsanın”

Şirazesi kaydı insanın İnsan olduğunuzu hatırlayın. Geriye kalan her şeyi unutsanız da olur.                            Bertrand Russell /Einstein Manifestosu ( 9 Temmuz 1955) “Dışarda bir deli haykırıyor: ‘Hakikati söyle!’ Hangi hakikati?” -İnsanın hakikatini… Hakikat şu: İnsan bozuldu. Şirazesi kaydı insanın. Bir medeniyet iflasın eşiğine geldi.          Tanpınar’ın “Oğlum Behçet, sen bir medeniyetin iflası nedir, bilir misin?” yankısı, sokaktaki delinin haykırışıyla birleşiyor; delinin ürperten soluğu Tanpınar’ın soluğuna karışıyor, dehşet veren bir hakikat fışkırıyor: “İnsan bozulur, insan kalmaz; bir medeniyet, insanı insan yapan manevî kıymetler manzumesidir. Anlıyor musun şimdi derdin büyüklüğünü?”          Tanpınar’ın Mahur Beste’sinin her biri diğerinden leziz bir bal hükmünde ….