Arzu Aytan yazdı: “Yazarın Çırpınışları”

Yazarın Çırpınışları

Kapı aralığından süzülen izmarit dumanı, günlerdir gün ışığından yoksun havasız evi sarıp sarmalamıştı. Masasının üzeri boş fincanlar, bitmiş kalemler, buruşturup atılmış kağıtlarla doluydu. Şakaklarından süzülen ağrı sanki burnuna yol almış boğazı tuhaf bir acının pençesinde çıkmayan sözcüklerle boğuşuyordu. Oda sessizliğin çığlıklarıyla yankılanırken mürekkebe bulanmış parmaklarına bakındı. Orta parmağındaki nasır bu kadar büyük müydü? Yoksa son günlerde mi büyümüştü? Beyninin bu gibi zırvalara verecek yanıtı varken neden karakterine yol aldıramıyordu? Ahmağın tekiyim diyerek elindeki kalemini hoyratça masaya fırlatıp hızla mutfağa yöneldi. Kavanozun dibindeki son kaşık kahveyi ocağının üzerine bırakıp, art arda üç bardak suyu başına dikiverdi. Soluk soluğa kalırken elindeki boş bardağı alnına birkaç kez vurdu. Hesap sorar gibiydi beyninden. Neden çalışmıyorsun durdun mu yoksa kahrolası diyerek kahvesini alıp tekrar masasının başına oturdu. Kahvesini yudumladığında boş olan midesinde yol alışını hissetti. Son zamanlarda ne kadar da zayıflamıştı. En son ne yemişti anımsamaya çalıştı zihni bulandı, duraksadı günler önce biraz peynir ekmek yediğini hatırlayabildi. Elini yüzünde gezdirirken odasının duvarlarını saran kitapları ilk kez görüyormuş gibi dikkatle süzdü. Milyonlarca kelimenin arasında dilsiz kalabilmek ne utanç vericiydi. Kulaklarından başlayan ateş tüm yüzüne yayıldı. Bunca yazarın ruhu odasında dolaşırken yazamayan budala diye gülüyor olmalılardı. Behçet bu odada onlara saygısından edebiyatla ilişkilendirmediği hiçbir davranışta bulunmazdı. Utancından bir an önce kurtulmak istercesine kalemine sarıldı. Birkaç cümle yazdıktan sonra durup kağıdı havaya kaldırıp yazdıklarını yüksek sesle okurken düz bir yolda yürüdü önce, ayaklarına çakıl taşları batar gibi oldu sendeledi sonra koca bir kayaya çarpıp durdu. İlerleyemiyordu. Kağıdı hırsla buruşturup odanın bir köşesine fırlattı.

Gün ağarmaya başlarken paltosunu sırtına geçirip sokağa çıktı. Asfalta oluşan çukurcuklar buz tutmuş, sabahın ayazı insanın yüzünde kesiliyor gibiydi. Sokaklarda çöplerin başındaki aç köpeklerden başka kimse yoktu. Bir aralık mahallenin sarı kuyruğunu sevmek istedi. Ama Behçet ona yaklaşmadan sarı kuyruk sokağın öteki başına kaçmıştı. Ayağının yanındaki boş şişeye olanca kuvvetiyle tekme atarken buzlanan yolu unutmuş olmalıydı ancak yere kapaklanınca hatırlayabildi. Pantolonu çamur içinde kalmış elleriyle temizlemeye çalışırken her tarafını iyice çamura bulamıştı. Çaresiz fare deliğine tekrar yol aldı. Hızla ellerini yıkayıp üzerini değiştirince aptal aptal senin ne işin var sokakta işlemeyen beyne açık hava ne yapsın aptal! Diye söylenerek sandalyesine oturdu. Tekrar en başa gelip yazdıklarını okudu, kusurluydu olmamıştı. Tuğlalar tam yerine oturmamış kurgusu da gülünç durumda bayağıydı. Bir aralık gürültüye gözlerini açtı. Çocuklar sokakta top oynamaya başlamış, saat öğleye yaklaşmaktaydı. Ağzının kenarından akan salyası müsveddelerine layığını vermişe benziyordu. Başını kaldırdığı kağıtları kenara itti. Pencere önünden gelen top sesi sanki beynine isabet ediyordu. Kızgınlıkla perdeyi açıp oynayan afacanlara baktı. Ne diyebilirdi burada bir yazar yazamamaktan çıldırmış durumda susun mu diyebilirdi. Ah birde çocuklara mı gülünç duruma düşmeliydi hızlıca kapadı perdesini tekrar. Odayı arşınlanmaya başladı. Önce yavaş adımlarla temkinli sakindi ama gitgide hızlanan ayaklar bir şeyi yakalamak istiyormuşçasına kovalıyordu. Döndü döndü aniden durdu koşarak kalemine sarıldı tam yazmaya başlarken cümleler silikleşti boşalan kalemi fırlatıp eline ilk gelen kaleme tekrar sarıldı. Yazdıkça hızlanıyor soluğu kesiliyor devam ediyordu. Elleri titremeye yazılar karmaşıklaşmaya başlamıştı. Olsundu aklındakiler uçmadan yazmak zorundaydı. Durduğunda sayfalarca kağıtlar masayı doldurmuştu. Derin nefes aldı yazdıklarına bakarken cümleleri ,kelimeleri odasından taşmıştı her yer, her yer harfti odanın duvarları, tavanı şurası, burası işte günlerdir saklanan kelimelerle aydınlandı. Uzamış sakallarında parmaklarını gezdirirken yeşil gözleri kuşkuyla küçüldü. Bir yerde yanlışlık yaptığını düşünür gibi oldu masa üzerindeki kağıtlara vahşice saldırdı sayfaları saçıyor saçıyordu. Neredeydi bu bölüm hangi yerin dibindeydi. Yere attığı kağıtların başına diz çöktü hepsini tekrar okuyor arıyordu. Odanın halısı ortadan kaybolmuş kağıt halı serilmiş gibiydi. Ayağa kalkıp her adımında ayağına gelen sayfalara tekmeler savurdu. Her şey birbirine girmişti. Gözleri yuvasından çıkıp kütüphanesindeki kitaplara ilişince çılgınlar gibi saldırdı. Kimini yerlere atıyor, kimini bağrına basıyor haykırarak bağırıyordu söyleyin nerede yanlış yaptım? Hangi kağıttı o ucu kopuk olan mı? Hangisi hangisi? Göğsüne bastırdığı çokça kitapla yere yığılıp bayılıvermişti.

Göğsündeki ağırlıkla çabucak gözlerini açtı. Tüm kitaplar odada dans ediyor, her bir yana savruluyor gibiydi. Sallanan başını birkaç denemeden sonra kitaplıktan destek olarak yerden kaldırmayı başardı. Ağzına gelen acı tadı daha fazla tutamayarak odanın ortasına kusuverdi. Alnından akan sakalında toplanan terleri buz gibi elleriyle silerken ürperdi. Sürüklenerek sandalyesine geçmeyi başardığında şimdi yazmazsan hiçbir zaman yazamazsın cümlesi kulağına fısıldanıyordu. Bu hangi yazardı ancak Behçet bilebilirdi. Dizlerinin üzerindeki ellerini çekip kamburlaşan belini dimdik yaptı birden üzerine canlılık gelmiş gibiydi. Sakince en sevdiği siyah dolmakalemi aldı boğazını temizlermiş gibi hırıltı çıkartıp var gücüyle tamam dedi. O sevdiği dolmakalemi sanki kar üzerinde gibi kayıyordu. Benzinin sarılığına da renk gelmişe benziyordu. Yüzündeki terler kurumuş gözleri canlanmıştı. Saatleri biz sayamadık tekrar sabah vakti yaklaştığına göre bir gün boyunca yazmıştı. Kağıdın üzerine son noktayı koyduktan sonra yazdıklarına bakmadan duşun yolunu tuttu, banyo kapısı açılınca buharların içinden çıkan Behçet güne yeni başlıyormuşçasına neşeli görünüyordu. Bornozu üzerinde keyifle şarkı mırıldanarak o çok sevdiği kaşarlı omletini yapıp bir lokmada midesine indirdi. Ardından koca bir fincan kahvesini alıp masanın başında yazdıklarını okurken küçük düzeltmeler yaparak son kağıdı da okuyup köşede duran zımbayı alıp zımbaladı çıkan tak sesinin ardından sayfa sonuna gelip Behçet Kaya yazıp imzaladı. Kağıtları yayıncılığa teslim etmek üzere çantasına yerleştirdikten sonra, odasındaki tüm yazarları saygıyla selamlayıp çıktı.

Arzu Aytan

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*