Ülkü Yüce yazdı: “Şiirden Adam”

Çocukluğunuzun aklınızda kalan en eski hatırası hangisi, hatırlıyor musunuz? 

Benimkisi, babamla evimizin bahçesinde Orhan Veli’nin Güzel Havalar’ını okuduğumuz gün. Okuma yazma bilmiyordum henüz. 

Uzun yıllar önceydi, şiirler ezberlerdim. Defalarca tekrarladığım mısralar uykularımda bile benimleydi, gözlerimi kapatınca mısralar hayallerimde dalgalanırdı. Öyle böyle şiirler de değildi hani okuduklarım, Yahya Kemal de vardı dilimde, – koca bir kitabı kolumun altında gezerdim, ilkokuldaydım daha- Nazım Hikmet de, Necip Fazıl da. Kaldırımlar’ı okuduğumda kaldırımlara tebeşirle seksek çizerdik, Nazım’ın Salkımsöğüt’ündeki atlılar çocuk rüyalarımda rüzgar kanatlarıyla uzaklaştığı yıllarda ben, atlıkarıncaya binerdim.

Oyunlar kurar, onları hayallerimle süslerdim elbette her çocuk gibi. Ama benim oyunlarımı akranlarımınkinden ayıran, oyun oynarken dinlediğim şiirlerdi. Bir güzel şiirin müziğine kapılmadan gün geçirmeyen babam, çay saatlerinde arkadaşlarıyla evimizde okunan şiirleri ezberleyip oyunlarda kendi kendime okuduğumu fark ettiği günün, ilk kelimemi söylediğim günden daha coşkulu geçtiğini söylerdi. Yıllar boyu Türkçe’nin en güzel şiirleri birer nakış gibi hafızama işlenmişti. Babasının bebek denecek yaşta piyanonun başına oturtup konserler verdirttiği Amadeus adlı çocuğun kader arkadaşıydım sanki. Onun müzikle yaptığını ben şiirle yapıyordum. Peki, abartmayayım, ne babam beni Avrupa şehirlerinde turnelere çıkartmıştı, ne de ben beş yaşında besteler yapacak yeteneğe sahiptim. Ama babalarımızın gururu ortaktı, aynı heyecandan besleniyordu.

Yıllar boyu okuduğum şiirler bugün hafızamın yüzlerce çekmecesini dolduruyor. Her günüm, çekmecesinde bulup sırma işlemeli kılıfından çıkardığım mısralarla şiirden bir hayat kitabının sayfaları oldu. Başka dünyalardan fersah fersah uzakta neşem de tesellim de şiirdi. Benim hikayemi uzak memleketlerden bir adam anlatmıştı. 

Yalnızım. Ve şiir geliyor, dostum, 

Tedirgin dişi güvercinin çağrısına 

Kanat çırparak gelen kaygılı bir eş gibi.*

Ve dostum şiir sadece yalnızken gelmezdi. Adeta şiirden adam olmuştum. Ne kadınlar sevdim, nicesiyle kafiyeli aşklar yaşadım. Her bir hikayede o kadınlar, kızıl güller, ak güller renginde Mona Roza’m oluverir, sonra bir de bakardım ki gün gelir, Ayrılık da Sevdaya Dahil olurdu. 

Gördüğüm bir güzellik yok ki hafızamdan bir çekmeceyi açıvermesin. Benim için sözden önce şiir gelir. Sahi, durun size bir şiir okuyayım…

*Göklerde Eriyip Gitmek İsterdim, José Martí

Ülkü YÜCE, Paris, Kasım’19

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*