Ülkü Yüce yazdı: “Aziz Thomas’ın Şüphesi”

Aziz Thomas’ın Şüphesi

Aziz Thomas’tan ne haber? Şu sıralar görüştünüz mü? Bizim aramız biraz limonî, görüşmüyoruz!
Elin aziziyle ne alıp veremediğin var diyebilirsiniz, hakkınız var; adam aziz, alemde sözü geçenlerden, arayı iyi tutmak lazım derseniz, ona da eyvallah!
Amma ve lakin benim onunla daha da işim olmaz. Evet, emanete hıyanet eden adam bizim sokağımıza uğramasın!
Pek bir anlamaz bakıyorsunuz, iki bin yaşındaki pirin arkasından konuşmam hoşunuza mı gitmedi? Oysa benim niyetim kimsenin günahını almak değil, o halde ne bu celallenme mi diyeceksiniz? Dinleyin madem, bakalım hak verecek misiniz?
Şu Caravaggio dedikleri büyük ressamın Aziz Thomas’ın Kuşkusu dediği resmini gördüm, ilk bakışta beni korkuttu, onda benden çok şey buldum. Bence Caravaggio abimiz de böyle olsun istemiştir kesin, anladığım kadarıyla o da lafı dolandırmayanlardan.
Her bakan başka türlü bir şeyler görür diyorlar bu sanat denen merette, ben onların yalancısıyım. İşte bundan mütevellit, ben bu seferliğine lafı biraz uzatacağım.
Bu tabloda ben, ne İsa’nın dirilişinden şüphe eden bir Aziz, ne bir şehadet, ne de bir ikna olmuşluk sahnesi gördüm. Benim gördüğüm, güvendikçe yüreğini açan, daha da bir cesaretle yaralarını gösteren insanın masumiyetinin resmiydi. Dost dediğine, o hiç kimseye gösteremediklerini sessizce, mahcubiyet ve güvenme arzusu ile açtığında insan gururundan sıyrılır; inanması ve anlaması için yarasına dokunmasına izin verdiği o dosta bir tür teslimiyet ve şükran duyar. Bana inanmıyorsanız Caravaggio’nun İsa’sının yüzüne bakın. Koskoca İsa, ama “Bak, diyor, yaramı görüyor ve ona dokunuyorsun, işte bu sana emanetim, kıymetini bil”.
Ben de aynen böyle dedim benim Aziz Thomas’a işte. Kendisi bizim buraların en delikanlısı, bendenizin gönlünün dost seçme ve yerleştirme sınavının açık ara farkla birincisi. Uzun lafın kısası, bu İsa’nın dediğini dedin mi birisine, başka söze gerek yoktur, dostluk eşiğini aşmışsındır.
Ne var ki işler beklediğimiz gibi gitmiyor, ne yazık ki samimiyet tehlikelidir de. Öyle bir an gelir ki, rızamızla açık ettiklerimiz yüzünden bize en büyük yarayı o yaramızı bilenler açar; artık emanete hıyanet edilmiştir.
Birbirimize yaralarımızı ne kadar erken gösterirsek, bilinmezin sırrı kaçar, birbirimizden onca erken bıkarız. Ya dostluğumuz mahremiyetin getirdiği resmiyetin yokluğunda yaşayamaz, ya da gururumuzun ve hırslarımızın esiri olup muhatabımızın göğsünde bir yara da biz açarız. Bazen birbirimizi daha iyi anlamak, birbirimizi kaybetmek demektir; sizin de Aziz Thomas’larınız olmuştur, bilirsiniz.
Bugün benim göğsümde iki bıçak yarası var, ikincisini Aziz Thomas açtı, ben ilkini gösterirken.
Ademoğlu işte, ne yaparsınız, azizi bile çiğ süt emmiş!

Ülkü Yüce
Paris, Mart’19

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*