Tuğba Şahin yazdı:”Puerta”

Dünya temizlenmeye yeltenince,en yüksek noktadan kırılmalar meydana gelir. Şubat ayının ikinci haftası itibariyle yayılım süreci hızlı ve tedavi yöntemi henüz bulunamayan “Covid’’ Corona Virüs Salgını ile mücadele ediyoruz.Hastahanelerde vatandaşların olası risk hallerine önlem niyetiyle steril odalar hazırlandı.’’Dışarı çıkmayın’’kamu spotu yayınları ile şehirlerarası/uluslararası tüm seyahatler iptal edildi.Düzenlenecek faaliyetler,projeler,seminerler ertelendi.Sınırlar geçişe kapatıldı.Beklenen kargo, posta, nakliye gibi işlemler ertelendi.

Ülkelerin hepsi aynı anda,soruna ortak çözüm arayışı içerisinde. İtalya ve İspanya’da can kaybı trajedik derecede sayı ile çoğalmaktayken Fransa, İngiltere, Almanya’da devlet erkanı yerlerdeki kişilere de sıçramış vaziyette.Bütün kafe işletmeleri,güzellik salonları,eğlence merkezleri,çay ocakları, restorantlar,toplantı şirketleri,mağazalar ,müze ve kütüphaneler kapatıldı.Çalışmaya devam edecekler için “home office’’  evden çalışma formatına geçildi.Üniversite ,lise,ilkokul öğrenci-öğretmen eğitim sistemi ise online aşama seyredecek.

Eşitlik denenin bilgiye erişim,yaşam kalitesinin benzerliği, hak ve hukuk temininde arayış ve fikir hisselerinin bireylere aktarımı olarak açıklayabilirim. Fakat eşitlik,aşırıya kaçan israf, kibir,ayrımcılık gibi bireysel çıkarlarla bulandığında “kirlenmemiş sevgi’’ metaforunca yıkanması kaçınılmazdır.İç hesaplaşma-dış dünya, evrilleşme, aydınlanma oluşumu gelişme katedeceğine, “dengesizlik’’ mefhumu ile yerle yeksan edilir sıfırdan başlayış söz konusudur.

Ruhsal,zihinsel,bedenen arınma başlar. Bu durum hiç alaya alınmayacak,dikkatin iç meditatif enerjide yoğunlaşarak takıldığımızı bırakmak,elemek,silmek konumu ile fabrika ayarlarına döneceğimiz evreye adım attık.

İnsanlar ile hiçbir fiziksel temasta bulunmamak,temiz hijyenik toparlanmaya özen göstermek,beslenme düzeninde istikrar tablosu hazırlamak, dolapları tasarlamak,dedikodu yapan insanlardan ayrılmak, kitaplarlarımızdan yarım okuduklarımızı tamamlamak,izlemediğimiz filmleri incelemek,çiçeklerimizle daha fazla vakit geçirmek, online seminerlere izleyici katılmak vb…Hayatımız devam ediyor ancak sokakta ciddi bir önlem var ve biz mümkün olduğunca evden keyfi çıkmamalıyız.

Düzenin, mevcudiyet normal hayat gidişatının kabuk değiştirdiği bunalımların çoğalması,bizim dünyamızdan farklı “öteki’’ konumunda farklı tercihlerde yaşamın dışlanmış yerlerinde tutunmaya çabalayan bu insanların aile kaynaklı iç hesaplaşması,pişmanlıkları,aykırılıkları,toplumsal normlarda kaygı yaratır.Sağlıklı nesil anlayışını,geleceğe sağlam bir ülke inşası ya da temel değerler kavramının itibarsızlaştırmasına yönelik karşı çıkmak eğitimle ve üretimle mümkündür

‘’Rakam değil,can’’ demek insanların kaybedilişine duygusal bakış ya da J.Stalin’in söylediği ‘’Bir kişinin ölümü trajedi, milyonların ölümü istatistiktir’’ ifadeleri alıştırmaya,ölümün gerçekçiliğinden ziyade duygunun dondurulduğu yok edildiği bir dünya çığlığı biçiminde hastalıkla sınama yeşerir ve tembihler ‘’tarihte hep böyle olmuştur’’ düşüncesine yahut aslında düşüncesizliğe yönlendirir.

Dikkat edeceğimiz husus neresidir?Sadece insanın yaşam tarzı üzerine fazlalık atmak bitince hız peşinde koşmaya devam etmek değildir.İş gücü,ev yaşamı,sokaktaki yükselecek oransızlık bütünüyle kılıf değiştirecek.Peki. İnsanın tabiatında yer almasına rağmen şimdi ise kaybolmuş hatır bilmeklik, kimlik çoktan betonlaşmıştır

Cicero filminin son sahnesini kesinlikle beğenmedim. Belki tarihte kurgu bulaştırılmış sürükleyici yayını varken bir anda basit final kesitiyle sonlandırmaları, üstelik Gazi karakterinin sesi,makyajı,dialogları ayrıca Cicero’ya yardım edecek yeni görev dağılımına gideceği kısmında masada oturdukları görüntü,yersiz heybetlilik yüklenmesi kaliteyi yerlebir eden yakışıksızlık olarak değerlendiriyorum.

Online atölyelerde Uzman Psikolog yazar Merve Tarhan ile Emile Ajar’ın (Romain Gary) “Onca Yoksulluk Varken’’ isimli eserini tahlil ettik. Doğrusu böyle bir incelemeyi internetten ders biçiminde canlı paylaşmak müthiş zengilik. Momo karakterinin çocuk gözüyle toplumun ahlak normlarının dışında kalmış ‘’ötekiler’’ bireyinin çocuğu olarak yaşından fazla hırpalanmışlığını betimliyor.

Kitapta nesne-insan, insan ve mekan, insan ve insan sevgisine dair çalışacak konular var. Alanından dışa vurum tepki sezgi ve tüm çarpıcılığı ile gözümüz önünde ama görülmeyen kişilerin hislerini yansıttığından yetişkin sınıfının okuması gereken bir kitap, tavsiye ediyorum.

Alev Almış Bir Genç Kızın Portesi isimli filmin eleştiri yazısını Wired internet dergisinde bahsetmesinden ötürü inceledim. Filmin içeriğinde cinsiyet normlarının aykırılığı tarafından mesajlar yansıtılmaktaydı. Orta Çağ Avrupa’sını hatırlayalım. Engizasyon Mahkemeleri vs dönemi falan değil. Ciddi ruh sağlığı ve inançsal çatırdamalar var. Bilim ilkelliğinden acı çeken hastanın değersizleştirilmesiyle çaresizlik toplumunun korkusunu hissedin.

Diyanetin bir açıklamasını okuduk geçenlerde, mahremiyet algısının ilmihal bilgisiyle sağlıklı nesiller aile çizgisi eşiğinde yetişmesine yönelik ifade güçlendirmiyordu. Orada yazılan, haberlerde eleştirilen, “doğru insan’’ kavramının ahlaki zihin sağlık boyutu da ötekileştirilerek sadece görsellik öğesine takıntılı, düşünce hatası ifadeler yer alıyordu. Tercih edilen hayatlardan bahsetmiyorum. Aktarma, inanmak, yaşamsal enerjinin etkileşiminde ters davranışlar sergilenmekte. Birinin karakter zayıflığını toplulukta gizlemesi sorundur. İnsan sarrafı olanlar ya da üçüncü gözü açık kişiler bu durumu hisseder ruhen rahatsızlık duyar. Bunun farkında değilsiniz.

Eğitimde oran bilgi ile teoride sınıfsal problemler göz önünde bulundurulmamış. İnternet başı boş bir mecra değildir. Söylediğinin yayılarak etkileşime girdiğini unutmayacaksın. Bir rektör online ders anlatacağı gün kamerayı kullanmayı öğrenmediği için medyada alay konusu oldu. Sorunun ne olduğuna inmiyoruz. Yüzeysellik yani duyarsızlık delirtir. İsim söylemeyeceğim çok severek okuduğumuz dinlediğimiz bir tarih hocamız İstiklal dizisinin yapımının hesabı iktidardan sorulur twitini tepkiler neticesinde sildi. Herkes düşüncesinin neyden kaynaklandığını oturup bir düşüsün. İdeolojik kavgalar, siyasi karmaşalardan çok uzakta estetik sanatsal tarihin bütünlüğüne, insanları yargısız kucaklayan yazılar yazmaya özen gösteriyorum. Bir trans ile de konuştum, bir pazar esnafıyla da tokalaştım, bir hayat yorgunu kadın ile de karşılaştım. Sokak çocuklarıyla da fotoğraf çektirdim, kimsesiz bir amca ile de çay içmişliğim var.

Marco Polo’nun Seyahatnamesi’nde “Bağdat’ta yaşayan halifelerin zenginlikleri ve hazineleri çok meşhurdur. Basra Körfezi’ne dökülen büyük bir nehir vardır. Tüccarlar mallarını bu yolla taşır. Çok çeşitli ipekli malzeme ve altın işlemelerden ayrıca hayvan ve kuş figürlü dokumalardan elbiseler giyerler’’

“Dilimin sınırları, dünyamın sınırlarıdır’’ anlayışıyla paralel kesişmedeyiz. Biz tüm kapılarımızı kapatıp önlem alıp dış dünyayı tamamen yok sayamayız. Evdeyken, kendi toplumumuzun açtığı pencere, ruhumuzun kıyısındaki sessiz gezintimiz anahtar ve kilit aşılmazlıklar gibi edebileştirirsek sosyal mesafenin değil mesafelere rağmen hissettiğimiz dünyada sağlıkla nefes alıp pencereden el salladığımız temiz sokaklardaki yeşillik, insanlık, analizler için kapıyı açalım. Ama ayakkabılarımızla içeri girmeyelim. Çünkü gerçek benlik kalıba sığmaz. Kendilik değişim reaksiyonu gösterir, pik yapar kaybolur ve sıfırdan başlar. Sonsuzluğa ilerleyen ve yitirmeden güçlenen bir ülke olmamız dileğiyle…Tıpkı Udo Jurgens’in şarkısında dediği gibi ‘’Was ich dir sagen will’’

Tuğba Şahin

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*