Tuğba Şahin yazdı:”Kış/Araf Mevsimi-Zaman Algısı-5″

“Bir kukla iplikle/sekiz çiçekli dikdörtgen yaptım/iki çember döndürdüm/ciğer deldi yaptım/goblen işi ve sık iğne/İpliğin labirentinde kayboldum da/her seferinde yeniden buldum kalbimi/Kanıyordu/Kanım/bulanmıştı beyaz yaseminlerle ve zakkumlara/zehirli pembe, arılar/benden bal yaptılar /deli balı diye ad koydular’’
                                                                        Yaprak ÖZ     Eski Saat Tik Tak

Hamam böcekleri çoğaldıkça sokaklarda, doğru ilaçlama da yapılmayınca tüm yaşam alanımızı tehdit ederlikle dadanmıştı. Nereden bulaştığını, mutfakta lavoba deliğinden fırlamasının akıbetini, banyoda aniden halının üstünde duran kabuklu iğrenç hamam böceğinin karşımıza çıkmış olma nedenini bilmiyorduk. Anlayamıyordum bir türlü nereden bu hamam böcekleri? Zamanında kalorifer böcekleri sorunları yaşanırmış. Öldürdükçe bir yenisi, öldürdükçe birden fazla toplu çoğalarak türeyen hamam böcekleri her yerdeydi. Evde durmak imkânsızdı sıra ikamet ettiğimiz mahalle tek kelimeyle lanetli idi, evet adına Lanetli Mahalle demek istiyorum. Bütün uğursuzluk kâbus, cehennem azabını yaşattı dünya gözüyle.

Ne yana baksam duvarlar. Duvarı sıvamış da sanki ruhsuz bedenlerde surat yapmışlar. Suratsız insana, insan bile diyemiyorum. Sirke çalan, beton kafa olunca başka çare yok hasta kimliklerden tez surette uzaklaşmanız gerekir. Fakat uzaklaşma metanetini de elde edebilmek basireti nakıs kalındığından bazı şahıslarla rastlaşmak da tekamül yolculuğunda ders öğretisi taşıyor. Daha çok taşıyıcı mikroplar gibiler.

Şeker komasına girecek derecede bağımlılık yaşadığım ülker vb. draje sağlıksız yiyecekler, duramamak, güvensizlik, uzaklara dalıp kaçak-göçek ruh değişim manevraları. Kararsız ve ne yapacağını bilememek.

Düşünmeye istek bulamadığım süreçte, insanlar geldiler insanlar geçtiler. Huzur kelimesinin cenazesini ben kaldırdım. Saadet kelimesini onlar çaldı, mutluluk kelimesine çarptılar, vicdan tutuklanıp hapse atıldı, gerçeklik intihar etti, dürüstlük tımarhaneye tedavi altına sürüklendi. Araf suresinde geçer mücadele, biliriz ki gözle görülmeyen varlıkların insanı rahatsız ettiğini.

O yıllardaki çalışmalarımın yayınlandığı, rica edilen internet mecrasındaki şahıslar dolandırıcı çıktı. Allah’tan şükür kredi kartı kullanmıyorum. Amaçlarının iyi niyet beslemediğini sonradan farkettim. Kısa süreli, niteliksiz ancak daha da netleşen tavrımla karşılaştım. Araf demek, sahi hurafeler ile mücadeleden yılmak mıdır? Kış mevsiminin son evresinde okudukça tefekkür edebileceğimiz Hz Mevlana’nın şöyle bir cümlesi vardır “Her şey üstüne gelip/Seni dayanamayacağın bir noktaya getirdiğinde/Sakın vazgeçme/Orası kaderinin değişeceği noktadır’’

Bazen daha da geçmiş zaman diliminin aşağısına çeken astrolojik durumların felaket getirdiğine şahit olduk. Sokakta adım atamayacak bunalımda, tüm içtenliğimizi yansıtamayacak maskeli dokularıyla gizlenen yüzünden okunamayanlar, yediğimizi kursağımızda bırakanlar, muhabbetsiz mezardan dirilmiş topraktan dökülme ülkeye faydasız izlediğimiz seyirciliğimiz, saksıya ektiğimiz çiçeklerin hemen solması, dizleri tutmayan kırılgan köksüz evrenden kopuk hayaller, ne arkadaş ne duygusal yönde göçük yüreğimiz çıkmaz mevzulara rastladığımız yarı yolda bırakmalar, balta vuran hamleler, vaatler, tutulmayan sözler, kayırmaca ve ayrımcılık, hak hukuk gasp ederek zalim zulmünün rahatsızlık derecesine ulaşmış boyutu, en kötü felaket insanın kaldıramayacağı yük hastalanır, hasta teşhisi ile tanımlanır. Bu hastalık öz benlik, ahiret inancı, Allah’ın varlığı ve kulluktan uzak, doğruyu senden koparak kaybolmuşluk, hissiyadının yitirilmesi, deşmekte kanayan yargılanmanın anlayış yoksunluğunun sıla özlemindeki yalnızlığın tabirince cadde ortasında öylece kalakalmışlık.

Hani nerede iftar sofralarını bölüştüklerimiz, hani nerede doğum günü pastası kestiğimiz, hani nerede kültürüyle övünen akılcı başları, kardeşim diyenler, kanka diyenler, sevdiğini anladığını söyleyenler nerede?

Açık renk kedi bakışlı tiplere halk arasında “kenafir bakışlı,nazar eden’’ denir. Sadece bu tabir yetmez kişinin ‘kenafir bakışlı ,efsunlu büyü yapan, enerji vampiri ‘olup olmadığına fakat genelde öyledir. Duygusuzların görüntüsünün de analizi bellidir çoğu zaman ellerinden açığa çıkar, Beden dili okumayı biliyorsanız, mimikleri ve söylemleri arasındaki uçurumu hemen keşfedersiniz. Kişi, kelimelere çabuk kanan bir varlıktır. İradesiz sıfatı nursuz kadın/erkek yaşam kalitesindeki dengesizler ayarı mahveder. İncelediğimizde yoldaş olmaz, tek sıkıntıısı etiket peşinde koşan, zihninden sapık düşünceler ve oyalayan laflarıyla en basiti bir akademik danışmak sohbetinde dahi baş üstüne diyemez hareket etmez vakit kaybı selama da değmeyen ama insanız yok sayamayız diyerek geçici şahısları gözlemliyoruz.

Bu şahıslar ya çok lakayt, ya sürekli beddua eden, etrafında menfaat uğruna ya harcar ya toplar, başkasının dedikodusunu yapar, iftira atabilir, devamlı kendini anlatır konuşturmaz hal hatır sormaz, sosyal medyadan nefret kusar ya da hiçbir şey belirtmez, yandaşı değilse hançer sallar, genelde hayvanlara yönelik aşağılık kompleksinde bir merhamet ile hükmeder, şirin ama sevimsiz seviyesizlikleri göz boyasa dahi bir yerde terslik algılarsınız.

Mertlik kılık kıyafetle değil, söz ve eylemde de çözülemiyor. Şuna inandım, her saçma sapan musallat tipler kişinin en araf döneminde karşılaşılıyor. Kabusun, cehennemin ölmeden önce ölmenin cahillerce sömürüldüğü, empoze edilen bencillik kaygılarıyla fikri mertebeleri kaos çıkartan, bulunduğu ortamda galeyana sürükleyen, yanındakini de pasifize eder, adeta ‘hem suçlu hem güçlü’, ’hem kel,hem fodul’ deyimlerinde de söylendiği üzere tartışmasız asalak, tembel, ahmak ve kör, boşluktaki karanlık gibidirler.

Belki ‘odalarda ışıksızım’, ‘belki ben yoruldum hayat’, ’batsın bu dünya’ söylemlerine bulanmış Beethoven filmindeki arabanın tekerleğinin yağmurlu akşam yoldaki engebeye takılması ruhaniyetini yaşatan süreçtir.

Bir yayınevinde staja katıldım. Ne yaptırdılar biliyor musunuz? Vegan kadın, doğru dürüst bilgisayardaki kullanılacak programı öğretmedi, azarladı, yemek yaptırdı beğenmedi, kahve yaptırdı eleştirdi, kolileri fuar için bantlarken itekleyip kendisi yapmaya kalkıştı, facebooktan zorla ekledi bir de ismim Arapça diye hakaret etti, çemkirdi, ofise çalışma saatleri içerisinde Azerbaycan Şarabı da açtılar iğcene  dellendim nasıl kaçacağımı bilemedim.

Neden her katıldığım ortamda rahatsız edici unsur ile karşılaşıyorum. Neden ben haddimi aşmaz iken elalem benim yaşantıma karışma, dadanma, sataşma haddine sahipmişçesine havalanıyorlar. Aşırı nezaket kibarlık da iyi değil. Ortamlarda edebi muhafaza etmek adına bazen maalesef suyuna huyuna gitmek gerekiyorsa da insanların uzaklaşmak en iyisi diye düşünüyorum.

Bir keresinde de bir kitapevinde işe başlamıştım burs alamıyorum harçlığımı kazanıyım diyerekten terbiyesizce maruz bırakıldığım yemek kartı olayı var ki çıkmak istediğimde de kapitalistçe insan gibi konuşmadan çektirdiler. Kırtasiyede mobing, gittiğim yayıncılık ile ilgili birkaç mecrada ise haksızlığa maruz bırakıldım. Doğru istikamet değil ise sizin ahınızı alıyorlar. Kendini bilmez kadın figürleri, adam olmayan erkek şahsiyetler arsız hareketleri gördüm.Net açık yazıyorum, yazıyorum ki benimle uğraşan geçimsiz tipler ile karşılaştığım uydurma değil, geçmişteki yorgun anıları hatıraları döküyorum ki bunlara bir daha dönmeyelim. Yazıyorum ki içimdeki birikmiş öfke silinsin de her şey bilinsin asfaltlayarak döküyorum.

Toplu taşıma araçlarındaki zorla tuttuğum yerden kolunu elini uzatan değdiren tiplerden tiksindim. Karanlık, nefret saçan, insan olmayan Bizans sahtekarlarından bıktım. Boğazıma kadar tıka basa öyle doldum ki, öyle  agrasifleştim ki gereğinden fazla yoruldum olaylardan, insan kalabalığından, eğitim ortamında bile illallah yakası silketen bazı şeylerden lanet olsun üniversiteye de şehrin bunaltıcı fitne kalabalık öbeğine de eğitimlere de her şeyden bunaldığım son haddede sarsacak insanlara denk geldim. Bir kurs sınıfında yeni mezunların öğretmen kesilmesi toyluğu, hayat tecrübesizliği insan kimliği tanımayışı ezbere düz dertsiz yaşayanlar da öğretmen diye geçinmesin önce insan benliğini eğitsin.

Çanakkale Bozcaada’ya yaşamak nasıldır diyerek bir haftalığına gittim. Bir pazar esnafı olup ilkokul mezunu biçiminde domates tezgahı açsaydım veya ev reçeli satsaydım mutluluğa acaba erişebilir miydim? Ege Bölgesi’ndeki domates tarlalarını da gördüm. Katıldığım projelerde bari düzgün çalışma ekibim olsaydı. Öyle sinirlendirici ki zarar görmeyeyim diye dengesizliklerinden huyuna suyuna göre davranıyorsun. Her ürküten rahatsız eden kimdir diye iletişimde kalmak zorundaymış gibi elini uzatsan kolunu kapıyorlar  Allah koruyor da bir şekilde kurtuluyoruz. Daha kötü haberler var bunların hepsini Allah’ım uzay boşluğuna bile göndermesin. Mars’ı da kirletirler.

Denize boğulurcasına atladım. Benim doğum tarihimin Çanakkale ile kader açısından bağıntısı var. Duygusal olarak tarihini öğrendiğimiz sonradan okuyor bilgelişiyoruz. Önce hayata neden geliyoruz amacımız nedir evrenin bizim dünya temsil karakterimizi neden bedenlendirdi farkında olmamız gerekir. Aklıma hep kıyıya vurmuş mülteci cesetleri geldi. İktisat Tarihine dahildir çiftçilik, domates kahvaltıdan ziyade toprağa şükrettiren varlığı gölgelendirmeyen tek hem sebze hem meyve özelliği taşımaktadır.

Bu ülke Ayla Kurdi’yi ve onlarcasının yaşadığı zulmü unutmayacak. İşte araf budur. Avrupa mı Türkiye’mi ikileminiz yere batsın.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*