Tuğba Şahin yazdı:”Kazandıklarım”

Revizyon denen şey, kişinin ömrünce yedi-on yılda bir arada süre ile değişimidir. Dönüşüm; mevzulara bakış açısının kişide yarattığı çözümlerle mertebe kazanır.

Küçük yaşlarda Dale Carnegie’in Dost Kazanmak ve İnsanları Etkileme Sanatı kitabını okuduğumda tüm sevgimi herkese yansıtayım görüşündeydim.  Bu yanlış bir tavırdır. Herkes ile dost olunamaz. Fakat sana kötü ruh enerjisinde zehir yansıtan birine aynı karşılığı vermeyerek uzaklaşabilirsiniz. Üniversitelerin bölümlerinde bugünkü kadar iletişim fakültelerinde hareketlenme yoktu. Şu bir hakikat, nefes tekniğiyle psikoloji yönetimi edinmiş, üslup, bilgi, tecrübe, samimiyetli, akılda çözüm odaklı yaşayan insanlar başkasının hayatında destek olur, rehberlik eder, iz bırakır.

Ancak günümüz terapistlerine bile güvenemiyoruz. Büyük çoğunluğu sosyal medyada kimliğinin sahteliği ile ‘’kendisine yabancı’’ listesine yazılır elenir. Bunu görmezler. Gönülden ırak olan medyada bin kişi takip etse ne olur? Kariyer zirvesi ile ahlak örtülemez. Ülkemiz dışında diğer ülkelerde de samimiyet ve aile kavramına sahip çıkmak için politik kanunlar çıkarılıp halka sunulmakta yahut sivil eylemler düzenlenmektedir. Hepimizin yakından bildiği ama uzak kalınan “birlik’’ kavramı inanç tahayyülünce devam ettirilir. Önem denen yön,neye hizmet ettiğini,bilinçle davranarak zararı bulunmayan duruşu istikrarla muhafaza ederek mümkündür.

Geleceğe miras kaygısı içerisinde olmalıyız. Bugüne dünden geldik. Merak duygusu ile dedikodu yapmak arasında dağlar vardır. Ayırt ettiğimiz noktada paylaşımlarımızı sunmak dostluktandır. Kendini tanıyan, mesleğinin seçiminde doğru hareket edebilir. Yaş geçtikçe, olaylara şahitliğimiz arttıkça maruz kaldığımız hüzünlendiren insan kırgınlığı ile bugün kazandığımız güçlülük, anlatırken ayakları üzerinde duran kişiye umutlu yaşamanın gayesinde iyilik penceresine yönelmenin azmini gösterir. Pes etmeden üretmenin heyecanına bilgeliğe aydınlık düşünceye birikim yapmayı sağlar.

Mahallede düzenli yürüyüşe iniyorum. Hala kâğıt baskı gazete alıyorum. İnternette travel sitelerini inceliyorum. Bir toplantıda kültürümden muhabbet açabiliyorum. Görgü nedir bilir misiniz? Tok gözlülüktür. Çay içiyorum en çok vazgeçemediğim alışkanlığımdan ve fazlası zarar mideme dokunuyor. İnsani bir deneyim. Yediğimize içtiğimize dikkat etmek. Çalışan insanlarız sokağa gittiğimizde hazır paket yiyecekler sağlığı tehdit ediyor.

Vefa’da boza içiyorum. Üsküdar’da çiğ köfte yiyorum. Kadıköy’den pasta alıyorum. Eyüp’te nescafe içiyorum. Beşiktaş’ta müzeleri gezerken molada ya simit ya tost ya da bazen kumpir tüketiyorum. Bunlar yaşam tarzıdır. Başkaları da başka şeyler yer içer kimse kimseye de alay edemez. Çayın da kahvenin de bir adabı var. Her ne kadar bazıları değer vermese de Disiplin ve özgürlük ikilemlerine düşmeden olduğum gibi sokaklarda alnımın akıyla fotoğraf çekiyorsam, yürüyorsam, insanlarla konuşuyorsam, tarihe tanıklık edip siyaseti de eleştirebiliyorsam burada kişinin özgürlüğü öz disiplini vardır.

Yaşadığımız kente ne kadar bağlıyız? Sahiden anlatıyorum. Duygusal bir bağ kurmayan insanı neden merak ederiz? Başarısına sevinç duymuyorsan, sağlığına dua etmiyorsan, çevresini etiketliyorsan sen endişe etmiyorsun sömürüyorsun. Birlik demiştim, insanın hayatını altüst edeceksen ne diye birkaç günlüğüne ya da aylığına varmış gibi duruyorsun. Arkadaş değiliz biz. Hiçbir şeyiz. Kimler geldi, kimler geçti. Levent Yüksel’in ‘’beni benimle bırak giderken, başka bir şey istemem sen ayrılırken’’ diyor. Yorgunluklarımız var. Kişi önce kendisidir. Kendisinden başka her şeye benzeyen tiplerle yordu duygusal bocalanışlar. Maskeye inanıyoruz görmüyoruz üzülüyoruz. Şu söz beni etkiler durduk yere ağlarım ‘’Kendine iyi bak’’. Hep ben hep sen hep biz olamaz. İnsan bir şeyler paylaşacaksa kendisiyle vardır. Nesnelleşen dünyada yetişkinleşmemiş ruhlar kabilesinde kimliksiz ismini gür sesle söyleyemeyen, düşünce karmaşıklığı, hayalleri gerçekleştirmemiştik başkasına boyun eğmektir.

Tabi her şeyi okumak da değildir. On yaşında okunacak ile otuz yaşında okunacak şeyler farklıdır. Medyada on yaşında olmasına karşın ‘’aşırı okuma pozu’’ sadece Atakan için demiyorum. Bahsettiğim pedagojik bir durumdur ki fazlası zarardır. Her kitap her yayınevi her gazete deniyor olan okunamaz. İdeoloji ile hareket eden yayınlar var ki çevrelerince alışveriş oluyor. Tüm kapsayıcılık az sayıda değerine kavuşuyor. Yazar takipleri mesela, tek bir yazarın takibi iseniz iyi bir okursunuz. Kişinin kendisiyle doğrudan bağlantılıdır.

Zafer ve yenilgi birbirini tetiklemektedir. Yolda yürürken, bulaşık yıkarken, trafikte çöpü çöp kutusuna atarken, sempozyumda adabınca dinlerken, düşünürken, okurken, yemek yerken, sergi gezerken, tabiatı incelerken, uzay bilimi hakkında bile dinlerken insanın iyiliğe başarı katkısı amaçlanmaktadır.

Hijyen, temizlik değeri bugünlerde değerini yitirdi. Eskiden çantalarda, evlerde her an kolonya bulundurulurdu. Virüs meselesine gelince, “titizlik hastası’’ olmadan fikri manada da virüslü bireylerden uzaklaşmak gerekir. Kolonya, âdettendir.

Kazanmak, futbol fanatizmi de değildir. Yenilgiden sonra edinilen, dinamizmi hareketlendirmiş görülen kazanç, hak emek neticesinde meydana sunulur. Vatan birliğine, ülke bütünlüğüne sahip çıkan herkes başarılı kazanç elde etmiş manevi zenginlerdir. Ama sevgi kazançlılık meselesine dahil değildir. Sevmek, kendisinin aynısını yalnız bırakmamakla ilgilidir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*