Tuğba Şahin yazdı:”Güvenimizi Çaldılar”

Şöyle Cümle vardı: “Çocuklar, pisküvit yiyemiyor’’. Ülker Petit Beurre ile büyüyen çocuklar artık bisküvi alacak parasını kazanabiliyor fakat bazılarının bisküvinin yanında çay içme niyeti bozuldu.

Paragraftan nereye gidiyoruz kafamızdaki algı neyi çağrıştıracak? Hani sadece okuldan eve döndüğümüzde en mutlu anımız bisküvi ve çay idi, şimdi ise beyaz peynir dahi yiyemeyecek mide hassasiyetimiz var ki geçmişe özlem duyuyoruz. Gazap Üzümleri romanını okuyorum son günlerde.

“Ben insanları öyle çok seviyorum ki, o sevgiden çatlayacak gibi oluyorum zaman zaman’’ Devamını aktarmadan evvel bu romanın tarım işçilerinin haklarını sosyal yaşam kurgusu üzerinden kırsal bölgede gerçekleşen birey/toplum gözlemini yansıttığını hatırlayalım. “Sonra kendime Mesih’i sevmiyor musun diye sordum. Düşündüm, düşündüm, hayır dedim. O isimde kimseyi tanımıyordum. Bir yığın hikâye dinlemiştim tabii ama benim sevdiğim yalnızca insanlardı. Bazen çatlayacak kadar çok seviyordum onları. Mutlu etmek istiyordum. Bu yüzden, onları mutlu edeceğime inandığım şeyleri söylüyordum vaazlarımda. Sonra da…bak çok konuşuyorum, farkındayım. Belki de böyle pis dil kullandığıma şaşırıyorsundur. Ama o sözler benim gözümde pis değil artık. Herkesin kullandığı sözler onlar. Kimse de kötü niyetle kullanmıyor. Bir şeyi daha anlatmıştım, onu da söyleyeyim sana. Bir papazın söyleyebileceği şey değil doğrusu. Artık papaz olamam zaten. Bunu düşünebildiğim, buna inandığım için olamam’’

Kitabın ilerleyen sayfalarında; teknik açıdan daha çarpıcı diyaloglara rastlayabilirim,555 sayfalık eser Pulitzer ödüllü olması bakımından önem taşıyor. Böyle bir eser tekrar yazılır mı ya da aynısı ile karşılaşabilir miyim bilmiyorum. Tarım, iktisadi, politik ve toplumsal işçi sınıfını gözlemlediği okunur.

Hayatın insafsızlığı şu boşluktur. Zayıf bir yürek haline kapılıyoruz. Onu gördüğüm ilk anda vurulmuştum. İletişime geçebilecek bilgilerinden haberim yoktu. Aradan birkaç sene geçmişti. Yanlışlıkla facebook üzerinden eklemişim. Yıllar içerisinde gördüğüm kişi olduğundan emin değildim. Kıskanıyordum da içten içe silmiştim ve aklımdan çıkmadığından bir daha ekledim. Gene seneler artıyordu. Profil fotoğrafından da etkileniyordum. Yazık, yoğun hislerimin bitmeyişi sebebiyle tanıştım. On yıl sessiz sedasız kara sevda gibi içimde kaldı duygularım. Ancak bu belirsizliği nihayete kavuşturdum. Tek kişinin emeğiyle yürümez ilişkiler, iletişimi doğru algılamak gerekiyor. Sevgim saplantı değil. Ruh hastası varlık da değilim. Hayalimde, yüreğimde, rüyalarımda yaşadığımız üstü kapalı içimizde sakladığımız bu hayalperestliğimin karşılığının olmadığını çok geç fark ettim.

Meslek cemiyetinde hepimizin Allah tarafından kaderle bağlantısı yazılmış mistik karşılaşmalarımız mevcuttur. Yürek seneleri çöpe atmıyor. Sadece damıtılması gereken bir ayrıştırma kimselerle kopuyor bağlarımız. Ona benzeyen herkesle sırf ona benziyor diye yakınlaşmışım. İkna edilen kavramsal mesajlar bize çocukken kodlanıyor. Aşık olmak ile doğru iletişim kurmak arasında dağlar miktarı mantık çizgisi var. Şimdi hiçbir şeyin önemi kalmadı. 2020 yılındayız yirmi yaş izlerini siliyoruz. Geçmişime baktığımda herhangi pişmanlığım yoktur. Kafamızda senaryo yazar gibi seviyoruz. Sezgileri de altüst ediyor gerçekle yüzleşmemiz. Bugüne kadar ne yediysem, ne içtiysem, nereye gittiysem üslubumca yaşadım. Daima aileme, ülkeme, davama sadık yürüdüm.

Çalınan uykumu YÖK ödeyemez. Çalınan güvenimi hiçbir siyasi parti karşılayamaz. Çalınan yüreğime vatandaş tesellisi iyi gelmez. Çalınan umuduma belediye tokileri ışık saçamaz. Çalınan fikirlerime CEO’lar derman olamaz. Nefretim, kinim, isyanım yoktur. Bazen vazgeçmemiz gerekir. Vazgeçtiklerimiz başka surette yeniden taktim edilir. Hiç kimseye zarar vermeden sevebilmeliyiz. Hediye, mekân, anılar tek mirastır bize kalan. Saygı duyuyorum. Bu derin bir cümledir. Polisiye dizi izleyenlere tavsiye edeceğim “Seven Seconds’’ yapımının, son sahnesinde Michael Kiwanuka –Love And Hate sözlerinde ‘’Tanrı’nın bana verdiklerini çalamazsın’’ mısrası vardır. Eski davalarımız zaman aşımına uğradı, bu dosyayı kapatıyoruz. Aşkın kanunu yazsam yeniden, herkes istediği üniversitede okuyabilse, emeğinin karşılığını alsa çocuklar,aşıklar, vatanperver tüm dünyalılar mutlu olsa…

Kötü günümde yanımda olmadığın zaman vazgeçtim.
Canın sıkıldığında benimle paylaşmadığını, kırılacak veya tedirgin
olacak olsam bile düşüncelerini açıkça söylemediğini anladığım
zaman vazgeçtim.

Bana yalan söylediğini anladığım zaman vazgeçtim.
Gözlerime baktığında kalbinle bakmadığını ve bana hala söylemediğin
şeyler olduğunu hissettiğimde vazgeçtim.
Her sabah benimle uyanmak istemediğini, geleceğimizin hiçbir yere gitmeyeceğini anladığım zaman vazgeçtim.
Düşüncelerime ve değerlerime değer vermediğin için vazgeçtim.
Ağrılarımı dindirecek sıcak sevgiyi bana vermediğinde vazgeçtim.
Sadece kendi mutluluğunu ve geleceğini düşünerek beni hiçe saydığın
için vazgeçtim.

Tablolarımda artık kendimi mutlu çizemediğim ve tek neden sen oldugun için vazgeçtim.
BENCİL OLDUĞUN İÇİN VAZGEÇTİM!!
Bunlardan sadece bir tanesi senden vazgeçmem için yeterli değildi, çünkü sevgim yüceydi. Ama hepsini düşündüğümde senin benden çoktan vazgeçtiğini anladim.

Bu yüzden ben de senden vazgeçtim.

FRİDA KAHLO

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*