Tuğba Şahin yazdı: ” Tan, Şimdi ve Yarın Zaman Algısı-7 “

TAN, ŞİMDİ VE YARIN ZAMAN ALGISI-7

Böbürlenmeden, hür ve hakikatli kişiliğimizle yürüyelim. Dün akşam tesadüfen Mileda Horakova’nın biyografi filmini izledim. Filmin sonunda, kızına bıraktığı mektubu basın toplantısında gündeme taşıması da ‘eve dönüş’ metaforu saklıyordu. Oysa, yolculuk devam ediyor. Kişinin varacağı belirli mekanı yoktur. Bu yolculuk, kendilik saygısını yaşatma ve muhafaza etmek gayretidir.

‘’Hayat zor. Kimseyi şımartmaz. Ve insana her vurduğunda on darbe indirir. İnsan, bu dünyada yalnız yaşamaz. Bunda en büyük bir mutluluk hem de muazzam bir sorumluluk vardır. Zorunluluğumuz bencilce davranmak yerine başkalarının ihtiyaçları ve hedefleriyle kaynaşmaktır. Mütevazı olmayı öğrenin. Sahip olmadığınız maddi şeylerden ötürü mutsuz olmayacaksınız. Bir şeyi adil olarak gördüğünüzde uğruna savaşabilecek ve ölebilecek kadar emin olun. Bana acımayın. Güzel bir hayat yaşadım. Cezamı tevazuyla kabul ediyorum. Vicdanım rahat ve daha yüksek mahkemenin, Tanrı’nın sınavını da geçeceğine inanıyor, bunun,  için dua ediyorum. Çayırlara, tarlalara, ormanlara gidin. Orada açan çiçeklerin kokusunda benden bir parça bulacaksınız’’

Türkiye Hukuk Derneği’inin üniversite ortaklığınca hazırlanan ‘’Demokratik Hukuk Devletini Yeniden Düşünmek’’ konulu sempozyuma davetliydim. Katılımcılar arasında İç İşleri Bakanımız Süleyman Soylu’da vardı. Not defterimin tam dört sayfasını dolduracak şeffaf bir dinletiye şahit olduk. Hukuk deyince, Almanya örneği dile getiriliyor. Fakat darbeler tarihini yaşamayan hiçbir ülke, geçmişindeki ‘demokrasi’ye vurulan darbeyi açıklamayacak. Terör ile mücadele başka bir mevzudur. Darbe denen zoraki yaptırımın demokratik hukuksal, halkın iradesine ve geleceğe ihanettir.

Tüm kuşatmalar, muhalif puntolar, dengesiz söylemdeki husumetler milli değerlerimizin yeterince kişinin şuuruna yer etmeyişinden kaynaklanır. Farklı düşünmek ile hakaret boyutu birbiriyle ölçülemez.

Bir şarkı vardır ‘’aşkımı bir sır gibi/senelerdir sakladım/her gece rüyamda/ismini sayıkladım’’. Gerçeğin, hakkın, ince ruhun karşılığı varsa vardır. Eğer sömüren ilişkiler, diyaloglar, sahte bir çevrede bulunuyorsanız bir terslik olduğunu keşfettiğinizde her şeyin silineceği, uzaklaşarak yenilenmez kararı alacağınız aşikar. Yani sen de herkes gibisin diyeceğimiz, frekansa yükselmeye odaklanırız mekanı terkederek.

Ergenleri eleştiriyorlar. Büyüyememiş, olgunlaşmamış, hep atarlı, duran kişileri eleştiriyorlar. Onlar da der kin ‘sözünün adamı ol’. Burada cinsiyetçilik yoktur. Erkek veya kadın ,adam olduğunda her yönde ilerlemek niyetinde ise ancak, yolu açılır ve konuştuklarının da arkasında eğitimini bilgeliğini, tecrübelerini aktarmakta güçlük çekmez.

Bir gruplaşmanın kutuplaşmanın hesaplaşmanın kaosundaki böbürlenmeler, gerek siyasi gerekse yayıncılık sektöründe, kusura bakmayın ama kendinizi de bir şey sanmayın. Üretim, inşa, araştırma, insani saflık, on beş yılı çöpe attıracak kadar nankörlükle bezeniyorsa eğer, hayatımda yaşadığım olaylara istinaden söylüyorum ki ‘değer, beş para etmeyecek kalitesizlikte’ tüm çıplaklığıyla zaman kaybettirse de gözler önüne seriliyor.

Belki de bu sebeple atalarımız ‘’zaman en iyi ilaçtır’’ deyimini telaffuz etmekteydiler. Şafak sayarız. Bir asker beklerken, yeni bir işe başlayacak süreyi hesaplarken, doğumda, seyahatte, iyi bir haber iletmek için bekleriz. Fakat kötülük hızla yayılır. Kötünün, kötülüklerin kötü niyetle devlete kapak atmış herkesin canı cehenneme. Etiketiniz, kimlerin ailesinden çıktığınız, idealleriniz veya kimin dostu olduğunuz beni ilgilendirmiyor.

Sonra televizyona çıkıyorlar iki kelimeyi bir araya getiremeyince müdahale çoğalıyor. Bir şarkı daha ‘’hor görme garibi/belki bir derdi vardır’’. Peki, onlar öyle diye sevgiden vazgeçebilir miyiz? Bırakabilir miyiz koptuğumuz anılar kulesinden aşağı atlayarak kendimizi? Hayır. Bazen zamanla geleceğe hazırlanıyoruzdur. Sadece çözülmesi gereken düşüncelerimiz mani oluyordur.

Ahmad Pejman’ın Dawn (şafak) isimli bestesi bir filmin son karesini hatırlatır. Schindler List’de siyah beyaz sahnedeyken kırmızı paltolu bir kızın saklanmak için hızla koşarak bir yere girişini izlediği o anı yaşatır. İkinci Dünya Savaşı’na katılmamış bir Türkiye olsa da, ata yadigarı topraklar geride bırakıldı. Yoksunluk eğitimi ile pandemi sürecindeki tartışmalarda kişinin bilgeliğini sorgulatan benzerlik var mıdır? Sağlık Bakanlığı ‘nın ciddiyeti ile atışamazsınız. Uzaktan eğitime devam edilmelidir. Sonra birileri tanıdıkları vasıtasıyla mülakata çağrıldığında tarih mezunu olduğu halde Rumeli Devletlerini tabi sayamaz, orada hainlik sezinlerim. Kişinin kendi çabasıyla üniversitede, lisede, ortaokulda hiçbir şey öğrenilmiyor. Diyeceksiniz şimdi yazıda cümleler arasında kopukluk meydana geldi diye ama ben de diyeceğim ki sağlıklı bireyi hedeflemeyen hiçbir kurum/kuruluş içerisinden ünvanla çıksa dahi insan olmayınca kıymeti yok ve hakkımı savunacağım önce, ego hırsıyla birbirini eyleyen kesimden ayrıştırmaktalar, gizleniyorlar, maske buralarda.

Velhasıl, geçmiş çoktan kenara itildi de ,gelecek nerede? Adı hemen şimdi vs gibi televizyon programı olanlar derinliği tartışamaz. Günümüzde malum herkes tarihçi, herkes emek teri döküyor. Eksik bir şey var ‘zamanı yiyenler kusunca kim onaracak tarihi?’

 Bir saat düşünelim götürelim ve tamir ettirelim. Gene bozulunca çöpe mi atacağız yoksa eşlik ettiği tarihine saygıdan saklayacak mıyız? Ayasofya 24 Temmuz’da yeniden doğru bir kararla cami olarak açıldı. Lozan Antlaşması’na denk geldi. Hem modern hem geleneksel çizgimizin göründüğü üzre herkesin dilindeki gibi eksen kayması söz konusu değildir. İçeriye mucize oldu da onca kalabalıktan sıyrılıp girebildim. Ve büyük muvakkıthane önünde birkaç dakika durup insanları gözlemledim. Harukami’nin fırtınadan çıkan insan ile fırtınadan önceki insanın aynı olmadığı teşhisi edebi yönden teşbihle süslenmiştir. Bu yüzden muvakkıthanelerimizin önemi de takvimde ayrıntılıdır. Kitapların kapak ismine şifre yazmak çözüm değildir.

Perdeleri kapatılmış gözlerimin üzerinden kalkan yükleri silkeledikçe, gelecekte hıyanet içeren şahdamarından ıraklaşmış , Sanskritçe ‘bindu’ kelime karşılığıyla tanımlanan üçüncü gözü körlere rastlaşmamayı diliyorum. Ümidimizi yitirmeyelim…

‘’Birçok kere yitirdim denizde kendimi
Yeni kesilmiş çiçeklerle dolu kulaklarım
Dilim sevgiyle,acıyla dolu
Birçok kere yitirdim denizde kendimi
Bazı çocukların kalbinde yitirdiğim gibi’’
Federico García Lorca

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*