Tuğba Şahin yazdı: “Mahsun”

Arapça kökenli bir sözcük olan “mahsun’’ üzgün, hüzünlü manasına karşılıktır. Fakat Eski Türkçe’ de; kuvvetlendirilmiş, sarp, sağlam, güçlü, metin kılınmış anlamında telaffuz edilir. Ne kadar zenginmişiz bir dönemler değil mi? Taşı toprağı altın memleketin ilim deryası gün arttıkça tüketiliyor.

Eminönü’den eve dönerken vapur iskelesi içerisinde henüz çok yeni tasarlanmış İstanbul Life Dergisi’nin yayınlarına rastladım. Böyle bir tasarıya ihtiyaç vardı. Tarihi açıdan da anılması gereken/kent tarihi gibi başlıklar yazılmasını da temenni ediyorum. Türkiye Cumhuriyeti’nden ibaret değildir, Eski Çağ’dan da ibaret değildir. Bütünlük cetvelini parantezlerle böldüğümüzde en acı kaybımız Türkçe üzerinedir. Twitter’da 1924 Devrim yani İnkılap Yasaları hakkında kutlama cümleleri gördüm. Osmanlı Türkçesi’ni kökten yasaklanmasını doğru nitelendirmiyorum. Türk Dil Cemiyeti sadeleştirme meseleleri de yanlıştır. Özgür medya savunuyoruz madem, fikrimi açıkça söylüyorum kültür denen birikim, şehrin yaşam politikasını disiplinize ettiği müddetçe var olacaktır.

Dürüstlüğün de aşırıya kaçmaması önemlidir. Lütfen siyasi çekişme hırsında davranılmasın. Kanal İstanbul Projesi’nin geri alınması talebinde bulunuyorum. Betonlaşmaya engel olamadık bari tabiata geleceğe “para’’ odaklı yatırım düşünülürken dolandırılmasın hiç kimse. Bazı şeylerden büyük mevkideki insanların haberi yok. Perde arkasından iş çeviren bir sürü organ var. Gençlerin bu körlüğüne deinanamıyorum.
Açıkçası milliyetçi kavramlar haricinde yetişen tüm genç vatandaşlar ortamda zehir gibi ‘’çok param olsa Cevahir’den ev alırım’’ lafı ile son derece cahil kalmaktadırlar. Çünkü her şey para değildir.

Siyasette bir yere yükselmek göründüğü kadar basit değildir. Komisyonda birim seçip, eğitimleri tamamlayıp, hizmet projesi üretmeyenlere sesleniyorum ki, birilerinin görev edinmesine çaba sağlayacağınıza önceliği kendi koltuğunuza akıtmanızın vebalini ödeyemezsiniz. Usulsüzlükleri kenara yazdık. Peki bu partilerin vizyonunu tartışıyor muyuz? Hayır. “Şeffaf’’ kelimesini söyleyerek arka yapıda ülkeyi bölücü niyetli hilebazlıklar sürdürülürken, kimsenin ruhu duymuyor.

Allah, ciddi akademisyen, çalışkan doktor, fedakâr öğretmen, sadık memur, adaletli sandık başkanı vicdanlısını, vefalısını getirsin bu ülkedeki yerlere. Prof..Dr.Gündüz Aybay’ı anma programı vesilesiyle Türk-Alman Üniversitesi’nde toplandık. Bugüne kadar düzenlenmemiş olan “deniz trafiği’’ kanun düzenlenmesiyle 1994’den itibaren uluslararası geçerliliğini tezleştirmiştir. Ne yazık, ismi verilen vapur hurdaya dönüşmüş Polonezköy’de tutulurken, Deniz Müzesi’ne gösterimi sunulan belgesel sonunda çağrıya duyarlılar tarafından vapura sahip çıkılmıştır.

Türkiye Gazeteciler Sendikası eğitimlerine özenerek gitmeye çalışıyorum. Bu projeyi hazırlayanlara buradan teşekkür ederim. Çünkü genç yaşlarda kaçırdığımız bazı öğrenim aksaklıkları, farklı stk gruplarca tamamlanabiliyor. Ayrıca Yıldız Tabya Lisesi’ne de teşekkür ediyorum. Bize çağrı ulaştırarak davet ettiler ‘’Medya Okur Yazarlığı’’ sunumu anlatmamı rica ettiler. Coşkuyla karşılandım, misafirperverlikleriyle beni onurlandırdılar.

Zaman, hızla ilerliyor. Tüm otobüs durakları bir yere vasıtayla hareket ediyor. Geçtiğim insanlar, yürüdüğüm sokaklar hayallerimizin gerçekleşmesine doğru yönlendiriyor. Kapı ne kadar değerlidir, hangi anlamı yüklediğin  düşüncene göre şekillenir. Kapıdan içeri adım atmak mühimdir. Fakat asil vatandaşlar 500T otobüsü ile yolculuk etmesin.

“Geçerken o an yanımdan, tanımadın beni

Hatırlamadın bile belki ismimi

Ben de değiştim sevgilim en az senin kadar

İnan ki her yaşın ayrı bir güzelliği var

Yüzündeki çizgilerle, saçındaki beyazlarla

Benim için eskisinden daha güzelsin’’

2 yorum

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*