Tuğba Şahin yazdı: ” Kış Gitmek Zaman Algısı-4″

“Sizler daima böylesiniz. Ruhunuzu saran küçüklük duyguları içinde büyük değerlerimizi kaybedersiniz. Azizim vazgeçin bu huydan. Ben katiyen eminim ki Almanca biliyordu ve bütün sosyalist edebiyatı okumuştu. Aksi takdirde devrimizin büyük meselesi olan adalet ve haksızlık davalarını bu kadar kuvvetle benimsemez ve uğrunda böyle mücadele etmezdi. O bizim sosyalist mektebimizin başlangıcıdır, diye susturdu’’

                                              Saatleri Ayarlama Enstitüsü-A.Hamdi Tanpınar

Mülk, Allah’ındır. Dünyada kiracı olduğumuz kervanın asıl sahiplerini unutuyorlar. Kalp kırmanın, vicdansız tavırların, çiçekleri ezmenin büyük felaketlere sebebiyet vereceğini unutarak tanrıcılığa kalkışıyorlar. Dedim ya, apartmanlar üzerime geliyordu. Boğulacakmış gibi bir his. Ota böceğe gülemiyordum. Artık gülmeyi kenara bırakmış vaziyette seneler geçiyordu. Bazı mevzular üst üste biner toplu hücum ile yere serer. Dışarıdan yargılamak kolaydır. Hanedeki insanın derdi, kol kırılır yen içinde kalır. Bilemezsiniz. Huzursuzluk, rahatsız edici kibirde maddi talepleri bitmeyen hastalıklı kişilikler ile uğraş zorunda olmanın ıstırabını sokaktaki çöpçü de anlayamaz.

Fakat hayal gücünün sınırını öyle aşan hadiseler ki ya sabrın sonu selamet diyecektir kişi ya da taşkınca küfre yuvarlanacaktır. Adamların kişilik bozukluğu sorunlarının yansıdığı dilinde zehirdir. Kötü insanların biriktirdiği, sokağa tinercilerin bastığı, her yerin dönüşüm diye yıkıldığı, Allah’ın dağından bu mahalleye arsızca gelmeye çalışan görgüsüzlerin çoğalması ‘’sözde sahiplerinin’’ de haneye nazar ettiği günlerde patlayarak yollara döküldük.

Bu yılları özetlemek çok zor. Cat Stevens’in Morning Has Broken şarkısından uzakta, dayanması güç vakit diliminde yer alıyor. Alışkanlıklarımız, yaşam biçimimiz, hayallerimiz.. Saygıdeğer ki dik güvenli yürüyenin arkasında devlet var. Sanıyorlar ki taviz vermeyen kişinin yanında güvenlik var. Hayır, hiçbiri yok. Birey kendisiyle baş başadır. İşte sokaktadır birey. İnsanın yaşaması devletten değil, devlet sosyolojisini maddi güç olarak algıladığındandır.

Sık demişti eski arkadaşlardan birisi, dişlerini sık sık dişlerini ki istediğin üniversiteye gidesin. Kendisinin hayalinde diş hekimiyle hayatını birleştirmek vardı. Yollar ayrıldı üniversitelerde. Benim üniversitedeki kariyer başlangıcımda ise dişlerim döküldü. Yirmilik diş ağrısı bir devlet hastahanesinde maalesef çekildi. Boşluk ve rahatlama hissi mi desem, ağlasam mı gülsem mi bilememiştim. Hastahane duvarında ilginçtir Fatih Sultan Mehmet’in tablosu vardı. Benim tedavi sürecimde her türlü kibarlığını ve soğukkanlılığını üstelik diş tedavim esnasında duvardaki lambaların değiştirilirken ki rahatsızlığımıza rağmen operasyon merhametle tamamlandı. Kullandığı alçı malzemelerinin seçimini titizlikle yürütüyordu. Allah razı olsun. İsmi kürtçe bir kadın ismi paylaşmayacağım kelimeyi benim sırrım olsun. Manası ‘’kuvvet’’  açıklamasında olduğunu öğrendim. Doktor hanım, en son tedavisinden nasiplendikten sonra, yetişkin hastalarla ilgilenmeyeceği kararı aldı.

Farid Farjad-Keman sesi nasıl ki benzer ezan sesine, hüznün ney hasretliğine bin şahit bulunur. Cemal Süreya’nın şiirinde bir mısra vardır “Marmara’dan yirmi yılda çıkaramayacağı gerçeği/Okyanusu beş dakika seyretmekle kavrar’’. Sürgün yeri, mahpus damı veya bir seyyahlık peydahlandı içimde. Vedalaştık çocukluğumun mahallesiyle. Bir bavul da yanı başımda duruyordu. Seyahat programlarını tertip edebilmek biraz da tesadüfen katıldığım yerleşiksizlik ile başlayan şehirlere kaçışlarım. Üniversite ortamına bir süreliğine veda ettim. Şehzadebaşı’nda bir terör patlaması meydana geldi.

Yaşamak neydi? bunu bile sorgulayan filozof bir hal takındım. Dr Zivago kitabını bu yıllarda okudum. Bir dergiden teklif geldi. İlk defa bu yıllarda II. Dünya Savaşı Tarihi’ne ilgimi farkettim. Çanakkale 100.Yıl Şehitleri Anma Programı kapsamında gerçekleştirilen, 10.000 Genç İle Çanakkale seyahatine belediye başkanı ve diyanetin duası ile hareket ettik. Harika bir akşamdı. Tüm yolculuk boyunca otobüste yasin-i şerif çeşitli ayetler ve türküler çaldı. Bir asker gibi, cepheye koşan hemşire gibi gittik. Sonraları kış yılgınlığımı alarak yanıma; Sakarya, Marmaris, Antalya, Datça, Ankara, Samsun, Ordu, Giresun, İzmit, Tekirdağ, Tuzla, Beykoz, Isparta, Burdur, Denizli, Kütahya, Afyon, Muğla, Uşak, Yalova, Bursa, Edirne, Adalar ve Bilecik .İçimde donmuş sokaklar, köprüler, ruhumdan da uzaklaştığım ayarsızlık.

Sertap Erener’in Yalnızlık Senfonisi şarkısını yaşıyordum. Radyo çekmeyen, internet ve televizyonun olmadığı telefonun operatörlerin irtibat kurulamadığı bir mahalleye taşındık. Tıpkı hücrede ya da ölüden farksız kendimin kıyısına çarpmış benliğimden habersiz bir dönem buhranına kapıldım. Dışarıda kahvaltı, dışarıda öğlen yemeği, dışarıda akşam yemeği uykusuzluk ve gün bitiyordu.

Aile apartmanlarında maddi talepleri bitmeyen mülk sahiplerinin kimlerle muhatap olduğunu incelemezseniz şeytanilik vukuatlarını sık işitirsiniz. Alın size kimlik, alın size güvenlik, alın işte insan gibi yaşamak için helalinden dimdik yürüyen insanların bulunduğu muhitlerde ne gibi tehlikelere karşı savaştığına dair ipuçları.

Cahit Zarifoğlu şöyle yazar “bir kalbiniz vardır, onu tanıyınız’’ ve ekler “bir incelik gösterin, incinmesin yüreğim’’. Maden, dehlizlerin en aşağısında bir kuyu dibinde erişilemedikçe pırlantaya ulaşamayanlar, çamur atar. Fakat bir pırlanta çamura da bulansa pırlantadır. Ruh kaybolur, yüzümüz kirlenebilir, ellerimiz ayıplanabilir, elbiselerimiz lekenebilir. Gözlerimiz buğulanır, düşüncelerimiz katil ve maktul olabilir, fakat kalp yoksa eğer hiçbir bataklık geri dönüşü olmayan ahireti yitirilmişlik kadar çirkini yoktur dünyada.

Yanlış insanların adlarını da soyadlarını da doğru yazsanız onlar kaderin yanlış cephesindedirler. Zaman hatası, vakit kayıpları ötesine gitmez. Büyük yalancılar yani büyü, fal, zina ,kul hakkı gibi kötü huy kamuflaj ettirmeyi de göz boyayarak kurgulamaktadır. Sorumsuzluk üzerine kötülükleri, halkımızın barksızları, sokaktaki işçiler aracılığı ile dinleyelim.

FETÖ İHTİLALİ gecesi de kış mevsimindeki yalnızlığımız, sine-i haznemizdeki yaralayıcı burkulan sol ayak bileğinden daha fazlasını feda etmeyi fedai eylemiş cengaverliğimizin  nöbet türküleriyle yazıldı çehremize.

Bir teşkilat yönetmek fizibilite ister. Cukkayı doldurmak, büyük il toplantılarına isim yazdırmak, koltuğu gençlere bırakmamak değil. Dedim ya apartmanlara kimler sıkışmış, haberi yok, ruhu doymuyor, vatan hainlerinin çıkarcı planlarından. Devlete ihtiyacımız var. Güven duymaya, kimliğin belirteç tümcelerine, soyadının haketmişliğine, uyumaya ihtiyacımız var. Baba figürünün uzaktan kaçışlarla her şeyi kadından beklemediği, çaresizliğin sessizliğine bürünmeyen reyislere ihtiyacımız var. Çalıntı isimler, çalıntı muhitler, çalıntı nice başkasına ait olana el uzatma teşebbüsleri. Vatan bizimdir. Sahil bizimdir. Ve bir kar en son ne zaman böyle hazin, böyle acı kahve tadında yağdı da biz hiç gülemiyoruz?

Oysa kış mevsimi imandandır. Oysa nöbet sonuna kadar dimdik taviz vermeden sorumluluk bilincinde yürümektir. Istanbul’un öyle ters muhitlerinde eğitim çalışmalarına gittim ki, sokakta erkenden hava kararıyordu, kar tipi yağıyordu, yürüyemeyecek noktada saplanıp akşam saati toplantısına gene de yetişsem de elimdeki yük çanta, şemsiye, yiyecek şeyler, soğuk algınlığından akan burnum sebebiyle mendile elimde yer kalmıyordu ve bu durum beni son derece agresif canavara dönüştürüyordu. Otobüs beklemek, durakta tanımadığım insanların beni görünce dert anlatması , her yanıma oturanın sohbet etme çabası neredeyse kendimi belediye başkanıymışım hissine kapılmama neden oldu. Dedim ya apartmanlar, şu apartmanlar olmasa idi biz şimdi nerede oturuyor olacak idik?

Taharet musluklarının sağ tarafta mimari dizayn  edilmesinin önemini Müslüman topluluklar bilir. Haliç Köprüsü’nün manevi değerini ancak derdi memleket olanın hiss-i kablel vukuunca toparlanabilir. Çeşmeler sadece tarihte yürüyen adamların dikkat ettiği bir husustur. Veya bir şehir eğitimsizlikten bu kadar ırak ve o kadar da eğitim mecralarının ucu bucağı olmayan topluluklarda hengamenin sürüklediği malzeme olmamalıdır.

Kış mevsimi çocukların kar topu oynarken en fazla gözüne kar geldiği için ağladığı süreçte kalsa belki bir kış mevsimi sabah buhar camın içerideki kısmında sıcak ekmeğe reçel sürülen mizah olsa ya da kış mevsiminde yanlış güneşin dışarıya çağırdığı değil de sahlep içerken romantik bir film izlerken uyuyakalmanın heyecanı duyulsa veya kış mevsimi daha çok açık kalmış bir pencerenin rüzgârdan hışırtısına korktuğumuz geçici ürpertiyle yaşansa,  çünkü kış mevsimi soğuktur.

Bucak isimli kaplumbağam kış soğuğuna tek başına dayanamadı. Kötü rüyalar, kâbuslu geceler, yüreği dayanmaz serzenişler, tükenmeyen bekleyişlerdir kış mevsimi. Kış ayları özeni örtülmüş tüm kalp kırıklıklarının bellek önüne dizildiği yıkılmıştır. Medet kimdedir? Medet içindedir kişinin. Çok uzaklara gitmesem belki kendime gelemezdim.

Bu yıllarda alerjim artarak nüksetti. İki kez de panik atak reaksiyonu atlattım. Bilgisayarımın masaüstü dehşet pdf çılgınlığınca doldurdum. Kafamın içine döndü. Tipi yağışlı gecede otobüs yolculukları tehlikelidir. Trenlerin inşasını bekledik yıllarca bekledik dönmesini gerçeğin. Uçak yolculuğu yaz mevsiminde ise keyiflidir. Yoksa, kış mevsiminin seyahatleri eğer kavuşmak değilse bahanesi hazırdır.

EDİP CANSEVER -UMUTSUZLAR PARKI III

Binlerce, ama binlerce yıldır yaşıyorum
Bunu göklerden anlıyorum, kendimden anlıyorum biraz
İnsan, insan, insandan; ne iyi ne de kötü
Kolumu sallıyorum yürürken, kötüysem yüzümü buruşturuyorum
Çok eski bir yerimdeyim, çürüyen bir yerimden geliyorum
Öldüklerimi sayıyorum, yeniden doğduklarımı
Anlıyorum, ama yepyeni anlıyorum bıktığımı
Evlerde, köşebaşlarında değişmek diyorlar buna
Değişmek
Biri mi öldü, biri mi sevindi, değişmek koyuyorlar adını
Bana kızıyorlar sonra, anısızın bana
Kimi ellerini sürüyor, kimi gözlerini kapıyor yaşadıklarıma
Oysa ben düz insan, bazı insan, karanlık insan
Ve geçilmiyor ki benim
Duvarlar, evler, sokaklar gibi yapılmışlığımdan.

Bilmezler, kızmıyorum, bunu onlardan anlıyorum biraz
Erimek, bir olmak ve unutulmak içindeki onlardan
Ya da bir başkaca şey: ben kendimi ayırıyorum
O yapayalnız olmaktaki kendimi
Böyleyken akıp gidiyorum bir nehir gerçeği gibi
Sanki ben upuzun bir hikâye
En okunmadık yerlerimle
Yok artık sıkılıyorum.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*