Tuğba Şahin yazdı: ” KAF DAĞININ ARDINDAKİ EV “

Eric Satie’nin biyografisinde okumuştum, Satie öldükten sonra evinde ortaya çıkan yüz adet şemsiyenin ne anlama geldiği çözülememiş. Ev, metafizik anlamda odalar, banyo, mutfak, kalorifer, pencere, perdeler ve örtüler bulunan, insanın mahremiyetini gizleyen, uyuyabildiği, ısındığı, yemek yediği sığınaktır. Fakat daha kapsamlı ele alacak olursak “yuva’’ tabirinden ziyade kalınan-yaşanılan-belirli-düzenli-ait hissedilen kavramları da temsil etmektedir. Sokaktan sıyrılan, hemen köşedeki o evin çevresini saran, yürüdüğümüz mahalle, esnaf, eczane, pastahane, tanıdık komşular, ağaçlar, diğer binalar, kafeler ile hatta park ya da taksi durağı da dahil sırf o sokakta sizin evinizin bulunduğu adreste yerli yerinde görmenin yaşattığı duygusal bağdır. Adalet, cömertlik, sonsuzluk, rüya, kalabalık sofralar, kıyafetler, özel evraklar, kitaplar, saksı çiçekleri, plak seti, balkon gibi soyut ve somut tüm ifadeler “ev” içini anlatır. Manevi yönden de öyledir. İnancımızın ibadethaneleri, Kabe kabul edilir. Çalıştığımız, severek görevimizi yaşattığımız iş yeri aile birlikteliği barındırıyorsa o mekan zulm değil evimizdir. Burada geçici olmayan, hevesten arınmış, bilgelik söz konusudur. Gece boyunca ışık açık kalabilir. Işık, geceyi aydınlatan nesnelerin sıradanlığı gösteremez. Işık gibi doğan aydın düşünceler hep ev içerisinde karara varılır. Bir soruya ‘’evet’’ ya da “hayır’’ demek o evin olmadığı anlamına gelmez.

Ev, doğum kadar mukaddes, ölüm gibi kaçınılmazdır. Eğer seyahatlerden durulunca gidiliyorsa ev sadece korunaklılıktan ibarettir. Her günün zamanını daraltıyorsa ev mahpushanedir. Fakat ev kavuşulan, kısa süreler sonra geri dönülen bir mekan ise o evde bekleyen bir şey var demektir. O yüzden evde beklenilen yahut beklenen şey her ne ise yokluğunda hasret çekeriz. Evden eksilerek veda edildiyse, evin bir önemi yoktur. Ev aynı zamanda bölüşülen alandır. Ekmeği, faturaları, temizliği, bulaşığı, eşyaları bölüşürüz. Çöp, evin temel ölçütüdür. Bir evden çöp çıkıyorsa orada hayat var demektir. Yükselen sesler müdahale edilecek tarzda ise,orada ‘ev’ karavan olarak kullanılan ,hiçbir hatırası bulunmayan, dikkat edilmemesi gereken boş duvardan ibarettir. Bir evde resmiyet var ise, o evin resmiyetine saygınlığına diğer pencerelerden müdahele edilemez. Şahitleri olan tüm evin bireyleri özgür ruhlu yolculardır. Ve her yolun sonunda bir ev vardır. Peki sizin eviniz hangisi? Ev sahiplerince renklenir. Misafirler kısa süreli davetlilerdir. Daimi misafirlik olmaz. Eve yabancıların girmesi kati surette yasaktır. Yabancılar, evi dağıtan unsurlardır. Yaşanılası her ev inşa edildikten sonra, yaşamaya söz verildiği için dönülmez. Ev ilgilenilmesi tazelenen bahçe gibidir. Ocağı tüten, pazara çıkılan , alışveriş yapılan evin huzuru kapıdan içeri adım atıldıktan sonra başlar. Çay, hanenin meşrubatıdır. Kek pişiyorsa evin havası sıcaktır. Evin dışına çıktığınızda ise yollar, ayrılıklar, güvensizlik karşılar. Bu sebeple sokak kötüdür. Yağmurludur. Şemsiyesi kırılan yaralıların kalbi daima yıkıntılarla döşenmiş cadde kenarlarıdır. Ola ki bir ev buldunuz bu evi fotoğraflarla, tablolarla, süslerle doldurunuz. Henüz düşlenen bir ev bulamadınız ise, hazırlık evresindeki tüm endişelerin gerçekliğine dair doğru yanıtı aramak için yola çıkmamışsınız demektir.             

Çünkü o ev kaf dağının ardında sizi bekliyor.

“bu ev bekler bizi bir yere gitmez
seni beklersem evin olurum
dünya bilirim bahçeyi her çiçeği yaz
kiraz çocukluğun senin öylece dursun
mevsimleri dönüşüne biriktiririm
rüzgarın peşinde bir deli yağmur
yağmurun peşinde o bildik yaz
kiraz gençliğin senin öylece dursun
uçursun çatımı güvercin telekleri
kumral bir sözcüğün balkonundan sarkarken
kışa düşer yüreğim şiire düşer gibi
hüznün demi oturur radyoda bir ince saz
kiraz dudakların senin öylece dursun
koynunda öpülmeye telaşlı bir güneşle
umudun bentlerini aşıp gelirsen
bir gece bin bir masala böler kendini
evim olursun beni beklersen…”NİLAY ÖZER

Tuğba ŞAHİN

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*