Tuğba Şahin yazdı: ” İNSAN VE MESKEN “

TDK açılımında “ ev ” teriminin karşılığı, “insanların içinde yaşadığı yer” olarak ifadelendiriyor. Ancak, basite indirgenemeyecek kadar metafor sorunsalını da beraberinde taşımaktadır.

Sene başında İstanbul Üniversitesi’ nde I. Dünya Savaşı Sempozyumu “Eve Dönen Asker’’ çerçevesinde değerlendirildi. Bütün amfilerde çeşitli makale başlıklarından hem yerli hem yabancı ülkelerden hocalar ile beraber savaş psikolojisi içerisinden evden uzak kalmak haline bilimsel yaklaşım becerisi edinmek, vatanı cinsiyet ayrımı olmaksızın savunmak, “Vatanım Neresi?’’ sentezine ulaştırdı.

” Ev ” evvela hane niteliğinde konumu muhafaza etmek, dahillik, aitlik, yaşamı sürdürürken diğer insanlarla da iletişimi en anlaşılır biçimde devamını sağlamakla mümkün. Burada ; mimari, sosyoloji, psikoloji, felsefe, tarih, gibi pek çok bilim alanlarından yararlanılarak yerleşim-mekan hakkında çeşitli düşünceleri aydınlatabiliriz. İç-Dış Etkenler ekseninde kişinin beklentisi göz ardı edilerek zoraki tasarımlarda yığınlık psikolojisinde zevksiz apartmanlar, rezidanslar on katlı yirmi katlı otuzdan fazla dairenin dip dibe ses yalıtımı da düşünülmeden konut olarak satılığa ya da kiralamaya dayatılıyor. Bu durumda can güvenliğinin de devreye girdiğine şahit oluyoruz. Özgürlük kavramı tartışılırdı ilkokulda iken, özgürüz pekâlâ ama örf ve adetleri çiğneyerek kılıf içerisinde özgürlük diye uydurulan şeyler yeni nesil üzerinde tehdit unsurudur. Kitap tavsiyesinde bulunayım, cümle şeklinde güzel hissettireceğini düşünüyorum “Mor Salkımlı Ev-Halide Edip Adıvar’’ eserini okuyabilirsiniz. İstanbul’da bir mahallede inşa edilen binanın ismi İngilizce konuyor ve kimse buna itiraz etmiyor.

Tarihi eserlerimizin yerleşikliği “Taşınamaz Kültür Varlıklarını Koruma Kurumu’’ bölümünün sorunu ama bu memlekette nefes alıyorsak hala güncelliğini tartışabileceğimiz “Küre-i Arz nasıl çalındı?’’ konusu vatani kimlik algımızın sorumluluğundadır. Ya da Edirne At Çiftliği’nin neden yangın ile heba edilmesine göz yumuldu? Politika sorunları değildir, doğrudan toplumun maruz kaldığı hane terimi çerçevesinde yaşanan ortak acılardır.

Uğur Tanyeli’nin Kent ve Modernleşme seminerlerine katıldığımda, metropollüğe bakışın Fransız sokaklarından yayılarak 1789 tarihinden ulus kavramı ile eş zamanlı olarak tamamen 19.yüzyıl sonrası hızın tahripkar engeli ile insanı sınırlandırdığı sonucuna vardım. Hane-mesken-konut-yer-mekan kelimelerinin her birinin alt yapısı çıkıyor. Fotoğraf ve resim ile kitaplaştırılan ‘’Roma Mimarisi’’ belli bir süre sonra İngiltere içlerine de taşınıyor. Tokyo’da Eyfel Kulesi inşası var. New York’ ta Japon sokakları var. Ve benzeri oraya ait olmayan mimari özelliklerin de yapıştırma montaj kabalığı yakışıklığı gene tartışmaya iten tepkisel ve maliyet çarçuru olarak değerlendirilebilir. İbadethane, postahane, tımarhane, imalathane, postahane diyebiliyorduk da neden banka ve hane aynı kavram içine sığmıyor? Sözlerimi İtalyan şair Alda Merini ‘nin bir şiirini internette bulduğum Türkçe çevirisi ile sonlandıracağım.

 

Düğününe gitmek için ölümünle
Ve hepimizinkiyle
Sen beyazlar giymiştin
Ama sanki ruhunu hissediyorum
Demek istiyorsun ki ölümün bile
Yüzü şiddetinki değil
Tıpkı bir annenin iç çekişi gibi
Seni kucağına almaya gelmişçesine
Yumuşacık ellerle…
Sana ne diyeceğimi bilmiyorum
Ben insanların
İnanmıyorum iyiliğine

Çok acı çektim bugüne değin
Ama sanki ruhumu görüyormuşsun gibi geliyor
Düğüne gider gibi giyinmiş
Dünyadan kaçan
Çığlık atmamak için

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*