Tuğba Şahin yazdı:” İlkbahar ile Başlamak Zaman Algısı-1″

“Başarı peşinde değilim, başarıyla taçlandırılacağımı hiç ummadım. Benim için bir okuyucu yeterdi. O da düşüncelerime boyun eğdiği için değil, düşüncelerime kendi coşkunluğunu ilave ettiği için’’ İsmet Özel

Hiç ‘deniz görmemiş denizkızı’ mısrasını yazan Ahmet Erhan, şiirinde bu tarz ifadeye yer vermesindeki tahayyülün sebebini düşündünüz mü? Dil; Farsça gönül kelimesinin karşılığında telaffuz edilmektedir. Divan Edebiyatı literatüründe en sevdiğim sözcüktür. Türk filmlerinde ‘senden öncesi yok, yeniden doğdum seninle’ repliklerinde de gene aynı duyguyu hissederiz. Muhabbeti alevlendiren, görülmeye hasret kalınmış, zaten var olan, nezaketi yaşatma gayesiyle ayakta kalınır. Taşrada doğa ile güne başlarken zamanın nasıl geçtiğine hayret etmez de insan, şehrin boğuk telaşesindeki yetişemediklerine öfkelenir. İnsan olmanın manasını seni sevince anladım diyebiliyor muyuz? Her an yaşamaya yeniden başlama bilincine çok geç ikna edilsek bile yolculuğun serüveni, kendini tanımakla geçer. Tohumları ekilir, filiz açması daha sonra meydana gelir. Modern zaman inşaatı, göçük altında vaktin ölmesi gibidir. Orhan Veli’nin Sarı Liralar şiirinde bu ‘endişe, kaygı bozukluğu, nereye rüzgar esintisi’ soruları dizelerinde işlenmiştir.

Evren yani kosmos tabakalarıyla oluşum başlangıçtır. Güneş Sistemi, uydu iletileri ve icraatlar zamana ayarlanmıştır. Dengeyi ayarlayan, ibadet saatleri, hoş seda sohbetleri, uyku, yemek ve çalışmak vs gibi temel günün planında çizilir. Ayarsızlık B vitamininizi sömürür, insan-insana değil insan-hayvana dönüşür, iş gücü kaybedilir.

Sevemeye programlandık, inandığımız bayrak hür dalgalansın niyetinden düşüncelerimiz. Mevsim döngüsü sıra sıra dizilir. Coğrafi, beşeri iklimler, tabiat, ekolojik düzen ile yaşar. Sen Hatay’da nesli tükenmekte olan balıkçı baykuşu öldürme yetkisini nerden alıyorsun? Bu kötülük bir örnek değildir. Kalbi, aklı, ruhu şeytanlaşmış her birey dünyaya zamanın kıyametinde miyiz paniğine yol açmaktadır.

Kanuni Sultan Süleyman ile Şeyh Yahya Efendi arasında kıyamet alametine dair konuşmalarında ‘BANANECİLİK’ huyunun sona yaklaştırdığı rivayet edilir. Dünyaya gelirken biraz zahmet çekmişim. Nefes alarak sağlıkla Bakırköy’de merhaba dedim. Tam on sekiz ay Beşiktaş Deryadil Yokuşu mahallesinde yaşadıktan sonra Anadolu Yakası’na geçiyoruz. On iki yıl gördüğüm daha sonra uzun müddet uzak kalacağım muhitte, ilkokul sürecindeki konserve bilgilerle tez vakitte büyümek istemişçesine hızlı geçti. Şiir ile aram hep iyi idi. Türkçe dersleri, okuma etkinlikleri, gazeteden küpür biriktirmek, günlük tutmak, bahçede koşmak, mahallenin oğlanlarıyla top oynamak, radyoda Fransızca olduğunu keşfettiğim şarkılar dinlemek, Sümer Tarihi’ne aşk duygumun farkında olmayışım(çünkü vazo fotoğraflarından etkilenmiştim)vakit böyle geçiyordu. Barbie bebeğim bir tane idi, çok evcilik oyuncaklarıyla okul ödevlerini atlatan madunda değildim. Sınıftaki kızlar uyanık oldukları için kendilerince alay eder, eğlenirlerdi. Matematik derslerimde zorlanırdım. İngilizceyi on yaşında öğrenmeye başladım, sevmiştim. Sosyal bilimlerle yeteneğim belliymiş. Adıyaman Folklor Ekibi’nde Anadolu kadını yöresel kıyafetlerle sahnede su testisi taşımıştım. Her faaliyet çocukluğun başlangıç simgeleridir.

Fakat gökyüzüne çocukluk yıllarımda bakmazdım pek. İlk yazdığım şiirimin başlığına ‘ zaman’ kelimesini uygun görmüşüm. Sözlük okutulurdu derslerde gönüllü talip olurdum bu ödeve, kalem biriktirirdim, misafirler gelirdi kalabalık bayram sofraları hazırlardık, hediyeleşmeyi severdim. Kıyafeti çocukluğun saf hayalleridir. Bir gün saat 15.00 TRT3 ‘de TBMM canlı yayınlarını izlemeye başladım. Hafta sonu geceleri de Buz Pateni Gala yayınlarını izlerdim. Meclis Tv’yi dinlerken vatan için bir meslek seçeceğimi hissettim.

O yaşta bir çocuğun siyaset programları izlemesi, düşünmesi, şiir yazma hevesi, öğretmencilik oynamak için okuldan tebeşirleri eve getirmesi, dergilerle tanışması, radyonun varlığı tabi bu radyo el feneriydi depremlerde şarj edilen özelliği vardır, zamanım evde ve okulda boş geçmezdi. Ama sınıf arkadaşlarımla pek uyum sağlayamazdım. Daha doğrusu sınıftan birkaç arkadaşım vardı. Grupların içine dâhil olamazdım. Hepsi zeki uyanık çocuklardı. Fen dersleriyle haşır neşir olacak düşünce yapıları vardı. Ama ailelerinin fikirleri not almak için öğretmene rüşvet verme dertleri bana tuhaf görünürdü. Allah selamet versin ilkokul öğretmenim ahlaklı bir kadındı. Bu çalışkanlık yarışı beni yormuştu. Türkçe dersi ağır geliyordu. Çatı ve Eylem konusunu bir süre çözümlemek için epey üzerine eğilmemi gerektirdi. On bir yaşımda ilk Kur’an hatmimi tamamladım. İstanbul dışına ailemle seyahat etme imkânı bulmuştum. İlk gördüğüm şehir Bursa idi. Üsküdar’a sık ziyarete giderdik. Başlangıçlar tehlikelidir de. Fikrin hürlüğüne dimdik ayakta durabilmek, aile tarafından korunması bir çocuğun, düşünceye saygılı davranılması, diğer arkadaşlara göre mütevazı yetiştiriliyordum, ülkedeki ekonomik buhran, deprem, siyasi seçimler, haberlerin takibi, bir çocuk bedeninin muhafaza edilmesi, her an yanında olmanın mücadelesi kolay değildir. Semtimiz güvenlikliydi, zaten servisle gidip geliyorduk.

İki ay evvel Marmaray’da bir gün treni bekliyorum, genç bir anne ve kızı arasında yaşanan ilginç diyaloğa şahit oldum. Eline ojeyi sürmüş, pürüzsüz bir cilt, fönlü saç, parlak camlı gözlükler, temiz kıyafetler, tam kendine aşık kaprisli geçimsiz bir kadın ama bir şey var rahatsız eden cümlelerindeki yüzeysel karakterdeki soğukluk. Kızını bale kursuna götürüyordu. Kız çorabını unutmuş, uyuyakaldığı için de acele ile evden çıkmışlar bu sebeple herkesin içinde azarladı. Aynen iletiyorum: “ Madem uyuyacaksın hep geç kalıyoruz neden beni her hafta peşinden sürüklüyorsun, çorabını da koymamışsın çantana, ben orada çorap falan bulamam.” Kızın hüzünle alttan aldı, kaç yaşındadır ki annesi olarak sen düşüneceksin. Tren geldi, ayrı vagonlara bindik.

Doğurmak için, evlenmek için, daha açık konuşayım fizyolojik ihtiyaçlara bir kılıf bulmak için birinin hayatına girip yüzük takmak ve sırf göstermelik mutlu aile tablosu çizmek zihin-karakter, olgu, gözündeki bakış, sigaran, kibrin, Allah katında vebali büyüktür. Yeryüzünde sorumluluk edinmek, eşine ve çocuğuna emanet diyebilmek. İnsan önce neleri hedeflediğini kavrayacak. Kendini bilecek. Şimdi o çocuğun yalnızlığından kaynaklanarak neye vakit ayıracağını kim bilebilir? İnternet, kötü arkadaş, yaşamak sevincinin tükenmesinden dolayı içe kapanıklık, hayallerinde bir şeylere zarar verme dürtüsü, dikkat çekme, ilgi için sürekli hastalanması vs.

Sağlıklı yaşamak, hızla duraksamadan koşarak tepinmek, beslenme düzensizliği, muhalefet etmek ve sanatsal faaliyetleri başkalarına üstünlük taslamak niyetiyle kitaplara saldırmak demek değildir.

Sağlık Bakanlığı Covid Salgını uyarılarında açıklamak için televizyon yayınını dinlediğimiz ilk günden beri tam kırk bir gün evden çıkmadım. Maskesiz alışverişe dahi gitmedim. Neden mi? bir başkasını düşündüğümüzden. Ülkemizin kırkı çıktı, maşallah diyelim.

Başlangıç temel seviyedir, iyi bir ayakkabı her şeydir. Yürüyebilmek önemlidir. Başlamak ve ilkler kavramı birbirinden başka anlamlarla tanımlama meziyetinde bütünlük taşır. Başlamak; adını ezanla ilk kez duymak, ilkbahar yağmurunu camdan izlemek, ilk kez kartopu savaşında yenilmek, bahçede koşarken düşüp diz yarası almak, çocukluk aşkının başka okula nakledilmesine üzülmek, ilk okuduğun kitap, hoşlanmadığın davranışlara tepkini göstermek, ilkokul öğretmeninle alfabeyi öğrenmek, ilk kez mutfakta poğaça yapmak, çocukluğun ilkleri başlangıçtır.

İlkbahar biraz lüzumundan fazla serin, tarihsel bir macera, belki yetişkinliğe göre beyaz, düşüncelerin farkında olunmadan kayıt edildiği zaman birimidir. “İçindeki çocuğa sarıl,sana insanı anlatır’’

Tuğba Şahin

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*