Tuğba Şahin yazdı: “Hayat Sanattan Yücedir”

Bir haftadır salgın dolayısıyla yorgun ve bitkin vaziyetteyim. Havanın iklimsel problemi hepimizin derdi olmalıdır. Bronşit, alerjik vakaların çoğalmasına mahal veren bir sorundur.

İlaç kavramını her zaman reddetmişimdir. Genetiği bozan,  zaruri tüketimdekileri kastediyorum. Meyve-sebze doğal beslenmemizin de kalitesi zayıflamaya, ucuzlatılmaya çalışılıyor. Çocukları hedef alan, yetişkinleri kandıran bu tuzak reklam cazibeleriyle sinsi planlarla tehlike arz etmektedir. Şırınga görünümlü üretilen her neyse derhal piyasadan toplatılmalıdır. Acilen denetime sıkı idare getirilmelidir. Hiçbir şey çocukların hayatından değerli sayılamaz. Mazeretiniz yere batsın. Hukuk denen meseleyi şimdiki aklımla farklı yorumluyorum. Ah! fakülte kazanmak değil, mezun olmak da değil, hukuk başka şey kelime bulamıyorum.

Türkiye Yazarlar Birliği’nde 11.Edebiyat Festivali programındaydım. Bu sene tema ‘’Edebiyat ve Gençlik’’  konusu altında incelendi. Kendi adıma teşekkürü borç bilirim. Allah bize sağlık versin, büyüklerimizi dinlemekten hiçbir vakit sıkılmayacağımızı kaniyiz. Şiirler de okundu. Liselilerin katılımı, yoğun ilgisi, düşünen genç akıllar, mütefekkir olma yolunda ilerlemenin mutluluğu ve tabii ki hüznü de içeren duygular hakimdi. “Yazarlık için, özel zaman ayırmak gerekir. Fedakârlık yaparak üretim mümkündür. Yorucudur da’’

Yazının, insandan doğan mucizevi bir tarafı vardır. Öldürmediği, hastalıktan tedaviye yönelttiği, güçlendiren tarafıydı düşüncelerle kurulan hendekten. Kelime haznesini bileyen, tükenmez gelişimin seslendirilmesi, düşünürün yetiştiği toplum içerisinde bir ihtiyaçtır. “Dert söyletir’’. Bu söyleme katılıyorum. Sizce de öyle mi? İçinizde tutamayacağınız büyüklükte sığılamayan keder bizi aşar, yontar, şekillendirir. Mutluluk ile saadet üzeri çizilmiş kelimelerdir. Hepimiz gurbetteyiz, özlediğimiz bir ev var tahayyülümüzün ruhaniyetinde. Mekan, topografik açıdan yıkılanın boşluğunu doldurmaz. Yerine aynısını koyamazsınız. Otomatiğe basan bir tuş ile hareket etmek; dertsizlik, ruhun kaybı, cansızlık, tarihin yitirilmesine göz yummak, rüşvet, dalavere adına nasıl hitap ederseniz edin, dışarıdan kötü bir el gibi biraz da Reşat Nuri Güntekin-Gizli El romanının gizlenmiş siyasi engeller teşbihindeki gibi kopan geçmiş bağlar insanı köksüz kılar.

Hayret duygusu, şaşırmak, merak etmek, görmek ile kendisini inşa eder. Ebetteki gereken tek madde ‘huzur’ dur. Huzur sizin için nerededir? Yazıdadır. Yazılmış kaderinde olanı silemezler. Kendinize bir fotoğrafta yokmuş hissinin yarattığı tesir, birinin hayatında olmayışın öfkesi, gönül tahtının boşluğu ümitsizlik ve ölüm. Doğmadığımız, baştan yürümediğimiz, ilerlemediğimiz, yanlış istasyonda durduğumuz, gökte ararken yerde bulamadığımızı yazamayız. Bir yalan er geç meydana çıkar. Yalan, aitliğimizin bulunmadığı tüme varımdır. Terk etmek, ait olmadığımızı fark ettiğimizde bize güçsüzlük bırakır. Fotoğraf özel günleri muhafaza eder. Tıpkı akıl gibidir. Davada yalan yoktur. Vatan terkedilmez. Hayat mı sanatı yener, sanat mı hayatı yener? Tartışmasının güncelliği içerisinde buhrandan sıyrılmak, intihar etmiş kötülüklerden parçalanmamak tekrar tekrar özgürlüğe açılan kapıda seni sen eden inandıklarınla boyut atlamaktır. Level geçmek de diyebiliriz.

Mondros Mütarekesi’nin 7.maddesinde şöyle der “İtilaf devletleri güvenliklerini tehlikede gördükleri stratejik yerleri işgal edecekler’’. İmparatorluğun tehdit edilmesinin teşebbüsüdür. Haneye tecavüzdür. Güç unsuru, güvenden kaynaklanır. Konuyu neden buraya taşıdın, sanatla Mondros’un ne alakası var, yazıyı absürtleştiriyorsun demeyiniz. Bana ‘’tarihi sevmiyorsun’’ diyorlar. Ne işle meşgul olduğum hakkında şüphe içerisindeler, etiketime göre yargılıyorlar. Tarih, tanışma tarihi, doğanın yaratılış tarihi, ülkenin tarihi, çocuk gelişim tarihi, aşkın tarihi ya da kent tarihi ….hayat, tarihle iç içedir.

Bütünleşmediğiniz maneviyatı, kusmuklarınızla yeşertemezsiniz. Kusmuş maneviyat deyimini ben uydurdum. Yani hislerini yitirmişlik, okumadığınızı daha çok görünmek eylemi ile yazma telaşına kapıldığınızın izlenimini şova dönüştürüyor. Yazdığımızı da okuruz. Mayanın, nasıl ki su ve un ölçüsü ‘denge’ ise ,hayatın yüceliği de bir denge üzere kurulmuştur. Şairin dediği “Aşk, örgütlenmektir bir düşünün abiler’’.Birey tek başına nedir ki? Güvenmek, inandığın yolda yürümek, okumak ve silinmeyecek yazıyı paylaşmak dileği ile….

Tuğba Şahin

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*