Tuğba Şahin yazdı: ”Geleneksel Çizgide Yeniden Doğmak: Ziya Gökalp”

Anadolu liseleri,düz liseler,süper liseler, güzel sanat liseleri, fen liseleri,askeri liseler,özel kolejler olmak üzere eskiden lise kavramımızın bulunuşunun bir manası vardı.

Ben liseye tam akademik eğitim onayı alarak başladım.Sayısal derslerim mesleğimi şekillendirdi ve sosyal bilimlerde devam etme kararı aldım. Fakat ilkokulda okurken,özel eğitim alması gereken zihinsel engelliler,tekerlekli sandalyeli öğrenciler, sosyo-ekonomik durumu tabakalaşmış yüksek gelirde aileler ve babası apartman görevlisi olan çocuklarla bir arada bulunduk. Sınıfımız elli beş kişiydi.Tek sırada üç kişi oturuyorduk. Beslenme çantamızı evde hazırlıyorum. Tek tip kıyafetin, tek öğretmen ile beş sene okumanın bir manası vardı.

Eşitlik, denge,uyum,toplumsal ayrımcılığı göstermeyen politikal sebepler vb. Ancak zekası çok ileri ya da öğrenme güçlüğü çeken öğrenciler maalesef okullarımızda ‘insan dışı’ muameleye maruz kalıyordu çünkü tenefüste bahçede gruplaşmalar oluşurdu. Aile kavramı, yani faktör dediğimiz zaman burada okuldan önce eğitimin değerini günümüzde yitirdiğimiz ortaya çıkıyor.Bizim zamanımızda hala daha var olan siyasi partilerin, aile içi parti üzerine konuşulanların düşünceleriyle şekillenen çocuklar geleceğe yetişirken aldığı biçimle hareket ediyor.

Bu kutuplaşma TBMM’den görülemiyor. Görev akademide üniversitelere, sivil toplum kuruluşlarına yükleniyor. Yani iyi bir ayakkabı giymek çocuğun gelişiminde ayrı yer tutar. İyi bir gerçek temel bilgilendirme ve beslenme gene çocuğun kendisi ile bağını sağlamlaştırır. Spor aktivitesi,ilgilerine göre uğraşılar edindirmesine yardımcı olmak vb. alışkanlıklar ailenin yönlendirmesi ile mümkün olduğu kadar bireyin doğduğu andan itibaren yeteneklerini keşfetme sürecinde ele alındığında doğru ‘insan’, ‘varlık’, ‘maya’ inşaa zamanla gerçekleşir.

Ziya Gökalp, vefatının 95.yılında küçük bir tören ile anıldı. Türkiye’nin eğitim ve siyasi değişiminin en zor dönemlerinde yetişen Gökalp bazı engelleri sosyolojiye yönelmesi ile aşabilmiştir. Temelinde sağlık, barınma, giyim temel ihtiyaçlar karşılandığı noktada eğitimine devam edebilmesi de (ekonomi, aile sorunları, siyasal etkiler)sorunsallık boyutunda incelenmesi gereken önemli olgulardan biridir. Bugün başka şehirden en fazla göç alan İstanbul’dur. Kozmopolit, renklilik,çeşitlilik nitelendirmesi yapılırken hayalperest bakmamalıyız. Kent Tarihinin gelişmişliği yöneticisinin başarısı ile kaderine terkedilmemelidir. Herkes tek şehirde yaşayacaksa diğer şehirlerde ne gibi sıkıntılar yaşanıyor ki sorusuna, yaşam tarzlarına konuyu indirgememiz lüzumdur.Bu durumda ‘gelenekçi çizgi’ milliyetçi algısının ırkçılığa değil, yaşanılan bölgede köklü yerleşmeyi savunma duygusuna hizmet ettiğini söyleyebilirim.

Eğer bir yere ‘yabancı’ geliyorsa, geldiği yere doğru hizmet etmesi için koşullarının oluşturulması zaruridir. Ziya Gökalp Diyarbakır’da doğmuştur fakat türbesi İstanbul’da dır. Çünkü hayatını şekillendiren ciddi hususlar yer almaktadır.

‘’Sosyoloji 19.yüzyılın ikinci yarısında o derece gelişim göstermişti ki,hemen her konuda her soruna ‘ulum-ı ictimaiyye’ derde deva gözüyle bakılıyordu.Osmanlı sosyal bilim dünyasının temel sorunu Batılı biliminin kavramlarına karşılık bulmaktır. Ulum-ı İctimaiyye aslında toplumsal bilimler anlamına geliyordu.Nitekim dergide de kullanılan ve üretilen sözcükler her zaman sosyolojiyi en geniş boyutuyla kapsıyordu’’ Prof Dr Zafer Toprak.

Okullarda andımızı her sabah derse başlamadan marş bellemişken, manası bulunan andımız neden okullardan kaldırıldığına bir türlü açıklama getiremiyorum. Milli değerlerimizde bireycilik yoktur toplumsallık hakimdir.

Tarihte çeşitli yöre isyanları da ,etnik kökenli vatandaşların dış güçler aracılığa ile galeyana taşkınlığa maşa olarak püskürtülüp ortalığın kargaşaya sürüklenmesinden çıkmıştır. Fakat her şeyden önce burada Türkçe öğrenimi, Türkiye’nin eğitim sisteminin temasında kişinin milli değerlerine sahip çıkma duygusu,vatandaşlık haklarını algılamak amaçlanmıştır. Ana dilim Türkçe ve dolayısı ile Türkçe öğrendikten sonra diğer dilleri de öğrenerek dünyayı takip edebilirim.

Ziya Gökalp’in Türkleşmek-İslamlaşmak-Muasırlaşmak adlı eserinden bir paragraf;
“Türkler göçebe yaşamını sürdürdükleri için geçmişte böyle ayrılmaya uğramadılar. Arap aşiretleri, geniş bir alanda yaşadıkları halde göçebelik dolayısıyla sürekli ilişki ve birbirleriyle karışma durumunda oldukları için, dil birliğini kurmuşlardı. Türkler için göçebe lık, kölelik, göçmenlik etmenlerinden başka Mete, Komene, Bilge Han, Kaşgar halkları, Selçuk, Cengiz, Timur istilaları gibi birleştirici, kaynaştırıcı büyük altüst oluşların da ardı arkası kesilmiyordu.

Bundan dolayıdır ki bugün Türklerin hemen tümü, birbirinin dilini anlar bir kavim halindedir.Ve tanışma başladığı için artık uzaklaşma olanağı yoktur. Türklerin dil bakımından uzaklaşmama,Türkçe kitaplarının uluslar arasında dolaşması da başlıca nedendir. Bir yandan Çağatayca divan lar, Batı Türkleri tarafından okunup öte yandan Osmanlıca eserler sandık sandık Kırım’a, Kazan’a, Kafkasya’ya, Türkistan’a götürüldü’’

Tuğba Şahin

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*