Tuğba Şahin yazdı: ” Cahil ile Sohbeti Kestim”

Naifliğim üzerimde, kırılgan yazacağım,  sinirlenmeden. Hatıralara saygısı bulunan kimseler; şiir okur, türkü dinler, çiçeklerle konuşur, mahallesinde esnaflarca tanınır, diyardan göçüp giderler, hep iyi anılır.

“Muhabbet’’ kelimesini yaşatmakta ne kadar samimisiniz? Eski çamlar bardak oldu. Orta yaşlı kategorisinde gençleriz, sitem etmeye hakkımız var. Pazar akşamı TRT2 ekranlarında ilk kez yayınlanan  “The Proffesor and The Madman’’ filmini ağlayarak izledim. Oxford Sözlüğü ’nü bu denli yoğun hissettirdi ki, Oxford’un değerini yeniden keşfettik. Gerçek manada yan yana, omuz omuza kaç dostumuz var? Şüphe etmediğimiz? Hepimiz birbirimizi tanıyoruz, kahve içiyoruz, yemek yiyoruz, belki misafirliğe gidiyoruz, ya da kahvaltı sofralarında ağırlıyoruz. Garsondan rica ederek fotoğrafımızı çekmesini istiyoruz. Anlık ‘gülümse’. Sonra ne oluyor ….Hava olsun diye sadece başarılar konuşuluyor. Hiç mi merdivenden yuvarlanmadın söz deyimi vardır ya hani, doğrusu bazılarınızın samimiyetine inanmıyorum!

Gözlerinin içine girdim/Başka alemler gözledim/Ben bunlarla övünmedim/Sevdim“Ey dostlar ! Sesimi kısmadan duyuracağım artık, daha ne kadar aşağılayıcı cümlelerle özgürlüğü yok etmeye çalışacaksınız? Bir kitap yayınlanmış, anladık çok okuyorsun ama hissetmiyorsun. Hıza değil de hazineye dokunabilir misin? Ah ne çok sorular….başım ağrıdı, sıkılıyorum birbirine benzeyen paylaşımlardan. Herkes görüntü, ‘o benim tanıdığımdır’ numaraları, popülaritede posası ayrıştırılamamış alkışlar, şov, ilistrasyon ile eğitim temeli çöküyor. “You  only see what your eyes want to see/How can i feel what you want it to be/You’re frozen when your heart’s not open/You waste your time with hate and regret’’ Madonna –Frozen

Neyse, Haifa Zangana ‘nın Bağdat’ı Düşlemek isimli hatıratını okudum. Kayıtsız duramayız, dünyanın edebi yayınları bulunduğu coğrafyanın siyasi mecrasına göre yoğruluyor. Sayfa 104-105 alıntılıyorum : “Adam ‘tarihte geri gidiyorum gibi hissediyorum’dedi. Başlangıçta onu büyüleyen şey, daha sonra bir yüke dönüştü. Bir gün kibarca dikkatini çekti: “Her hafta yeni kitaplar yayınlanıyor. Neden  şöyle yakınlarda çıkmış bir şey okumuyorsun? “Bir gün kızgınlıkla ‘Geçmişte yaşıyorsun sen. Şimdiyle ilgilenmiyor musun. Birlikte şimdimiz, geleceğimiz?’’dedi. Kadın, öfkesinden incinmişti, konuşmayı kesti.’’

Yorumu okura bırakıyorum. Dünden evvelsi gün, parkta yürüyorum, genç delikanlılar ağza alınmayacak küfürlerle tartışıyordu. Ecdadını nokta nokta diye devam eden cümleyi işitince müdahale ettim. Şuursuz bir cümle olduğunu bilinciyle hareket etmediğini gördük. O an mahvoldum kahrımdan.

Rahmetli Şemsettin Sami’nin yaptıklarından bize kalan en önemli miras Kamus-ı Türki’nin filmini ne vakit beyazperde ile buluşturacağız? Nesilden umutluyuz tamam da okullarda tatillerin arttırılmasıyla uzaklaştırılan sistem insanı okumaya teşvik etmiyor. Allah selamet versin ilkokul öğretmenimin hakkına layık olabilmek çizgisini saçım ağarana dek sürdüreceğim.

Muhabbet demiştik! Evet, samimiyet yüreğimizden dalga dalga mihmandarcasına yayılır. Dengesizlik; yılın rakamında değil. Kötülük artçılarının ardı kesilmediğinden kaynaklanıyor. Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın diyorsunuz.

Peki madem biz de “az insan çok huzur’’ diyelim ,cahille sohbeti keselim. Cahilliğin ne olduğunu anlamayacak kadar akıllı iseniz Gabriel Garcia Merquez’den “Kişisel bir tavır olarak algılama. Hayatın sahte olduğunu öğrendikten sonra; sadece seni değil kimseyi umursamıyorum. Hepsi bu!’’

Tuğba Şahin

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*