Tuğba Şahin yazdı: “Ayrılığı Yaşadım Bilirim”

Önceki yazılarda 1960’a yönelten sebebiyet maddelerin üstünden geçerek tartışmaya açık bahsetmiştim. 5 Ocak 2020 tarihli gün, akşamında Caddebostan Kültür Merkezi ‘nde düzenlenen Celal Bayar Anma Programı vardı ve sabahleyin de Bir Zamanlar Göztepe isimli söyleşiye katıldım. Göztepe tarihini yansıtan, durakları kapsayan semtler- mahalleler günümüze yeniden kazandırılması niyetiyle sözlü tarih çalışmalarında ön plana çıkacak. Kitaplarda bulamayız her şeyi. Hatıra biriktirmeliyiz. Kültürel mirasın savunucusuyuz ancak sevicileri değilsek orada gayret ve inanmışlık var demektir. Klişe bir laf edilir ya hani ‘’sevdiğini söylüyordun ne oldu ?’’ İnsanı yaralayan sevmediğin birini öyleymiş gibi beklentiye sürüklemek ve boğmak. Şehrin de yaşamaya, solumaya, ruhunun gerçekçi sevildiğini görmeye (‘’görmek’’ bu kelime mühim) ihtiyacı var. Bir insanı sevmek, onun memleketine hayranlığını, tarihini, gelişimini izlemekle mümkündür.

Kadıköy Belediyesi Kent Konseyi, bu duruma bir reset atmak, eskimeyen neşeyi sokağa yeniden taşımak, anlatmak girişiminde ‘’Kültürel Miras Toplantıları’’ çatısı altında birleştirme kararı oluşturmuş. Asiye hanım, mikrofonu aldığında şöyle aktardı hislerini ‘’kent, bellektir. Tarihimiz kaybolmasın, sahip çıkalım’’ 1950’lerden : Düğünlerde klasik araba süsü plastik bebek, köşkler, dut ağaçlı bahçeler(bizim erik ağaçlarımız vardı ağaca çıkardık 90’larda da tek tük otopark kenarlarındaydı ,eskidendi çok eskiden, şimdi tamamen beton ) elektrikli aletlerin olmadığı zamanlarda kullanılan çamaşır leğenleri, Bostancı Gazinosu Kadınlar Gündüz Matinası, faytonlarla ulaşım, atlı arabalar, kuru toprakla oyunlar, sütçü /yoğurtçu/bozacı abilerin sokaktan geçmesi, sünnetlerde zerde- pilav pişirilmesi, cenazelerde helva lokma dağıtılması, bisiklet tamirci dükkanları, kunduracılar, mobilyacılar, doğumlarda şerbet ikramı, düğünlerde limonata pasta hazırlanması, kahvehaneler, marangozlar vs tadını almak hayatın, hiçbir yere telaş etmeden, sağlıkla ve huzurla yaşanmış. Tabi şunu düşünüyorum, o yıllarda aile kavramı, devlet ile bağlar, çocukların az ile mutluluğu, ayrı bir terbiyelilik varmış. Kütüphaneye gidilmese bile televizyon olmadığından sadece kitap okunurmuş. Paylaşacak anıların değerini aktarılan her sözü not ettim. Titiz ise ‘jilet’, zayıf ise ‘cımbız’ gibi lakaplar kullanılırmış mahallede sevilen beyler ya da hanımlara mutlak. Bütünlük varmış, işi bilinen aşı paylaşan derde koşan birlikteliklermiş. Apartmanlar yok, evler en az iki üç katlı inşalarmış. Bugün Hilal Spor Kompleksi nerede?  Futbol oynayan gençlerin tek eğlencesi okul çıkışı saha maçında buluşmaktı. Kalaycıların zanaatı günümüzde tercih ediliyor mu? Ya da bakır tencereleri kalaycıya imalathaneye gönderen, semt pazarına uğrayan sebze alan var mı  (Çarşamba Pazarı vardı eskiden) ? İlişkiler saygın, dikkat edilerek konuşulan dönemler ,uzun süreli arkadaşlıklar ..yani öyle bir çağdayız ki gerçek sevgiyi bilmiyoruz. Kadıköy Gazetesi’ni temin ederseniz Tülay Sal hanımın demiryolları hakkında söyledikleri ve anılarını kısaca okuyabilirsiniz. Bu program sonrası akşam yemek yedikten sonra büfe hamburgercisi vardır sürekli takıldığım mekan, Celal Bayar anma etkinliğine gittim. Salon küçük tıklım dolmuş geciktim de üstelik fakat tesadüf bir boş yer buldum bana ayrılmışçasına sevinç kapladı içimi. Bilmediğim bir bilgiydi, Celal Bayar Ege Bölgesi Kuva-i Milliyecileri örgütlemek için Galip Hoca kılığına bürünmüş. Düşünsenize gelecekte bu insan Demokrat Parti kurucularından, cumhurbaşkanı olacak ve İsmet İnönü devrinden itibaren haksızlığa uğruyor. Mustafa Kemal ile iktisatçı zekası önderliğinde kalkınma projeleri ve maddeler üretiyorlar. Paşanın 1938 vefatı ile bu maddeler uygulanamıyor. Yeni hükümetçe rafa kaldırılıyor. II.Dünya Savaşı yıllarındaki dünya ekonomik buhran çerçevesinde Türkiye kasasında Türk Lirası yok ve derhal 1930-1939 yılları planlanan kalkınma maddelerini uygulamaya getiriyorlar ki genç Cumhuriyet’i öyle koruyabiliyorlar. Ama işte koltuk değişmez insan değişir. Yönetim kabiliyetinin parti tüzüğünden ziyade kişilerce başarı/başarısızlık toplumun bütününe işlemektedir. Yapılan bir hatayı düzeltmek ise senelerce uğraştırır.

‘’Hep siyaset hep tarih ooooooof çok bunaldım apolitiğim ben’’ diyenleriniz vardır. Peki, izahı politik mizaçtan sıyırıp güncelliğe taşıyorum. Mehmet Taneri’nin ‘’Bir Zamanlar ‘’ şarkısını açtın youtube üzerinden (malum plakların ses kayıtları da internette) dinleyin. Sözlerde ne diyor? ‘’Karşıma kim çıktıysa herkesi kendim gibi sandım’’’

Acaba biz çok mu iyi niyetliyiz? Suriyelilere kapımızı açtık, Amerika-Rusya ilişkilerimiz süper, Fransa’ya ağzının payını bildiriyoruz sorun olunca, İran’ın telefonlarına cevap vermiyoruz, twitterda dünyaya hükmediyoruz, TOGG ne zorlu çabalarla üretildi bütçe açısından ehliyet kursuna yazılmayı düşünebiliyoruz. Eyvallah da, diğer olaylar nasıl çözülecek? Her şeyin başı sağlıktır arkadaşlar. Sen, diğer ülkelerle yürütebilen diplomasi sayesinde apolitiksin ya da rahat nefes alabiliyorsun. Mücadelen belki oje sürerken taşırmak, kredi kartı limitini aşmak, cep telefonu paketinin bitmesi, akpilini kaybetmen, şehir dışında okuyan sevgilinden veda mesajı alman, başkalarını kıskandırmak, figüran oyuncusun diye sinirlenmek, piyango bileti yakmak, çalıştığın şirkette zam beklemek, gençlerin sınav sorularını gıcıklığına sistemi zorlaştırmak, haset etmek falan tarz dertler vs. Hayır! Milli Mücadele böyle değil. Orada sokakta mendil satan çocuklar, öksüz yetim sevgisiz büyüyen çocuklar, huzur evine terkedilmiş yaşlılar, birisinin yakını hastahanede yaşam mücadelesi veriyor, birisi sekiz yıldır aşık olduğu kişiye rahatsız etmemek için açılamıyor, mesleğini yapmak isteyen işsiz, okuyamayan intihara teşebbüs ediyor, ülkesi askeri yönetimde diye kültür merkezi bile olmayan ülkeden  farklı ülkeye gidip okuyup siyasi parti kurma hayallerinde insanlar, örnekleri çoğaltabiliriz. Uydurmuyorum tanıklık ediyorum insanlara , kendime, halk ile beraberiz .

Şimdi soruyorum, tarih çok mu bunaltıcı, politika gereksiz mi, doktora okuyorsun en mükemmel tez senin mi, güzelsin üzersin mi? Arkadaşlar, vatan birliğine karınca misali su taşımazsak, Avusturalya’da ormanlar da yanar, Kuzey Kutup ’da buzullar da erir, sosyal medyada milyon takipçilerin el üstünde tutarken tehdit de eder, ne olduğu belirsiz tipler tüm iyi niyeti şantaj algısına da getirir.

Sen, bana diyorsun ki ‘’seni anlıyorum’’ senin beni anladığın falan yok bu yüzden yollar ayrıldı .Ortak acılar yaşayan, aynı cephede savaşan ruhlar kazanır, kaybetse de yenilse de dünya mücadelesinden. O şarkıdan …..’’ayrılığın acısını ben yaşadım ben bilirim’ ’Neydi başlangıç cümlemiz, insanın yaşadığı mahalleye darbe vurmak yani güvendiği halde hançerlemek ayırmaktır hatıralardan. Emek vermiyorsan, yaşatmıyorsan, hizmetin bulunmayacaksa gölge etmeyeceksin..

Tuğba Şahin

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*