Süeda Çiçek yazdı:”Hafif Esinti”

bir an için her şeyi sessize alma düğmesine basarak geriye dönüş yaptım.

 gözümü kapattım ve yalnızca hissetmeye çalıştığım o âna tekrar uzandım, ruhumla.

rüzgar uğuldamıyor, ritim tutuyor kulaklarımda.

nağmesine âşık bir kuşun ona eşlik edişi sonra.

yaprakların hışırtısı, ağaçlardan düşen birkaç kozalak tıkırtısı.

 bir dede sonra, yaşından çok tecrübesi olan.

kıyafetinden daha eski elleri ile toprakla hemhâl.

az ötede sayıları az olduğu için tek kale maç yaptı çocuklar.

 arkadaşını çağırmak üzere yokuştan aşağı inen saçları örgülü, ellerinde oyuncak sepeti ile minik kız. yokuşa boylu boyunca sıralanmış evlerde yine birbirinden farklı telaş vardı.

 pazardan aldığı taze fasulyesi ile evine döndü bir nine. evin bahçesinden nane, reyhan topladı yine bir genç kız.

 bisikleti ile yarış yapan gençler yine daldı top oynayan çocukların arasına.

bir teyze halıları sirkelemeyi nihayet bitirdi.

 korna çaldı yine bir araba kızların yola kadar taşan evcilik oyunlarına.

 takım elbiseli bir adam takıldı trafiğe ve geç kaldı bugün işe.

rüzgar uçuşan çiçekleri önüne katıp götürdü.

 belki dağın eteklerine, belki de sevdiğine.

kim bilir. birleştirdikleri para ile bakkaldan dondurma alıp hevesle yedi birkaç çocuk.

bir baba, motoru çalıştırdı gürültüyle sonra da toz bulutuna karıştı uzun virajlı yolda.

 bir kedi et kokusu aldığı bir eve yanaştı ve bir teyze onu hışımla kovdu oradan.

bir sokak inledi mavi kapılı evin içindeki kavgadan.

sonu bilinmeyen bir bekleyişle bekledi yine hastanede bir hasta yakını ve içli bir ağlayışla sarsıldı bir taziye evi.

 bir soba tüttü.

bir bebek elektrikli süpürgeden ürktü.

 koridorun lambası yine patladı.

bir düğün oldu mahallede ve bir çift ayrıldı aynı gün mahkemede.

 kadının günlerdir beklediği çiçek açtı sonunda ve bir çiçek soldu yan komşuda.

 bir baba yine rahat olsun diye ailesi, tehlikeye attı kendini.

 bir öğrenci yine yanlış kullandı -de’yi.

“aradığınız kişi başka biriyle görüşüyor” dedi bir telefon.

 bir mektup, gelmedi.

bir evde kokusu her yere yayılan kakaolu kek pişti.

 bir zil çaldı, çocuklar belli belirsiz bir telaşla dağıldı.

bir el duaya durdu. bir kız, anlamazlar diye sustu.

birinin hayalleri tuzla buz oldu ve birisi sonunda kendini buldu.

hafif bir esinti bir şeyler fısıldadı yine kulağıma.

farklı farklı yaşamların özünde ne kadar da aynı olduğunu düşündüm.

mutluluk da, acı da bir noktada aynıydı ve bizi birbirimize bağlayan gerçek de buydu.

 kısa kısa ipliklerin birbirine bağlanarak oluşturduğu uzun bir çizgi gibiydi hayatlarımız.

 inişli ve çıkışlı.

Her birimizin yokuşu kendine has olsa da, yokuşlarda yaşadığımız nefes darlıkları aynı.

 Hepimizin gülüp eğlendiği, koşup zıpladığı ovası farklıysa da, gülerken beliren gamzelerimiz aynı.

her ne kadar hissedemesek de, hepimiz birbirimize dokunuyor ve yaralarımızı biliyoruz.

saralım yaraları.

sevelim farklılıklarımızı.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*