Serhat Alpar yazdı:”Çürüme Üzerine”

Çürüme Üzerine

  “Bir toplum kendi özündekini değiştirmediği sürece, Allah onların durumunu değiştirmez”(Rad-11)

     Toplumu oluşturanın birey olması hasebiyle ,bireyin taşıdığı özellikler topluma da yansır.Birey, durağan ve kendi çizdiği sınırlar içinde yaşarsa toplumda da aynı özellikler baş gösterir.Bu açıklamaları göz önünde bulundurduğumuzda ,yukarıdaki ayette geçen toplum  kelimesi yerine birey kelimesini koymamız ,yani şöyle:” Bir birey kendi özündekini değiştirmediği sürece ,Allah onun durumunu değiştirmez.” yanlış olmaz.Değişim bireyin kendisinde başlar ;toplum, birey düşünsel olarak hareket ettiği sürece çürümekten kurtulur.Birey kendi fikirlerinde ,yaşantısında ,inancında, benliğinde  değişime açık olmalı ki , çürümekten kurtulup yeryüzünde var olmayı ,elimine olmamayı sürdürebilsin.

        Entropiye göre madde düzensizliğe doğru akmaktadır, yani evrende durağan hiçbir nesne bulunmamakta , her madde her an değişime uğramaktadır.Peki madde olmayan insan fikirlerini entropiyle nasıl açıklayabiliriz?İnsanın fikirlerini oluşturan beyin nöronlardan, nöronlar ise atomlardan yani maddenin temel yapıtaşından oluşmaktadır.O halde insanın düşünme kabiliyetini ,fikirlerini oluşturan özünde maddedir.Peki maddeye fikir oluşturma kabiliyetini veren güç nedir? Buna  da fizik yasalarıyla açıklayamadığımız ruh cevabını veririz.İnsanı üç kelimeyle özetlersek:Ruh+Madde+Akıl, olur.İnsan olmak bu üç kelimenin bir arada olmasıyla mümkündür.İnsanı madde olmaktan kurtaran ruh, hayvan olmaktan kurtaran ise akıldır.

     Ruh fizikle açıklanmadığı halde entropiye göre hareket eder.İnsan ruhu değişime ayak uyduran ,devingen ve değişkendir.Doğru ile yanlışı ayırdetme özelliği yüklenen ruh, doğru olanı, hakikati arama peşindedir.Ruh,hakikati aradığı sürece vardır.Ne zaman bulma arayışı sona ererse ruh için çürüme başlamıştır ve ölümünü beklemektedir.Bedenin değişimi ise fizik yasalarınca olur.Vücudumuzda her an sayısız tepkimeler olmakta ,hücreler ölmekte ve çoğalmaktadır.Beden için de çürüme durağan ve hareketsiz bir hayatın yaşanmasıdır.İnsan doğasına aykırı davranarak sürekli hareketsiz kalan bir beden, çürümeye doğru yol alır.Hareketsiz kalan organlar işlevini kaybetmeye başlar.Düşünme ,akletme yetisini kullanmayan bir beyinde unutkanlık belirtileri baş gösterir.

       Aklın yani fikri oluşturma kabiliyetinin çürümesini ise İbn-i Haldun şöyle açıklar: “ İnsan beyni değirmen taşına benzer.İçine yeni bir şey atmazsanız kendi kendini öğütür durur.”

Yeniliğe ayak uydurmayan, kendi tabularına zincirlerle bağlı kalıp gerçek olanın peşine düşmeyen ya da geçmişindeki zaferlerle övünüp gelecek için adım atmayan bir toplum/birey İbn-i Haldun’un deyişiyle sadece beyninin ölümünü hızlandırır.Akletmek: bilgiyle, öğrenmeyle,açık düşünceli olmayla beslenen bir kabiliyettir.Eğer bir birey içindeki değişim çarklarını öğrenmeyle döndürmeye devam etmezse kendi akıl ölümünü hızlandırırken , toplum için de yük olmaya başlar.Bu yük toplumda bilgisizliğin, yozlaşmanın, cahili fikirlerin hızla yayılmasıdır.Toplum bireyin yansıması olduğundan, bireyde beliren her özellik toplumda kendini gösterir ve toplum fikirsel olarak yok oluşa doğru gider.

    Kendi dar düşünceleriyle ,okuduklarında sadece kendi düşüncelerini okuyarak değişime uğradığını sanan birey , bir çarkın içinde sürekli koşan ,enerji harcadığı halde yerinde sayan fareye benzer.Aklını kullanır ama düşünsel olarak yerinde sayar.Sadece kendini kandırır ve hayata kendisini koşullandırdığı yolundan yürür.Çevresindeki değişimin farkına varmaz , kendi çizdiği yoldan doğan bencilliğiyle hakikatten uzaklaşır.Ama bilmez ki hakikatin önündeki en büyük engel belcilliktir,kendini yeterli görmektir.Bu birey çürümeye başlamıştır ama farkında değildir.Çevresine çürümenin kokusunu salmıştır ama duyuları kapalı olduğundan farkında değildir.

       Ali Şeriati:” İnsan için durgunluk,donukluk ve hareketsizlik çürümedir, ölümdür.” der.Somut dünyada insan iki şekilde çürür: Bedenen ve fikren.Aktiviteden uzak,spontan, hareketsiz bir yaşam süren bir bireyin bedeni hantallaşır ve zamanla çürümeye başlar.Öğrenmeyen,okumayan,düşünmeyen, sorgulamayan, her duyduğunu doğru kabul edip benimseyen, kitlenin ivmesiyle hareket eden bir birey de fikren çürümüştür.Uzun vadeli düşünmez ,sadece bugün için karnını doyurma telaşındadır.Düşünemediği için akletme yetisini başkalarına devretmiştir ve başkalarının direktifleriyle hareket eder.Toplumu bireyin yansıması saydığımızdan ,toplumda da bu hasletler oluşmaya başlar.Bu toplumlar da düşünmekten korkar ,gerçeği öğrenmek istemez, düşünme kabiliyetlerini sürüden doğan bir içgüdüyle düşündüklerini zannettikleri tek bir bireye devrederler.İşte bu toplumu yöneten bu birey, akletmekten yoksun bir toplum tarafından fikirleri sorgulanmadığı için yaptıklarının doğru ve yanlışlığının farkına varmaz,toplumu da peşinden sürükleyerek çürümeye doğru yol alır.Bu durumda toplumdan bağımsız olarak hâla düşünen ve sorgulayan bir bireye düşen misyon,çürümüş bu topluma düşünme yetilerini tekrar onlara devretmektir.Eğer hâla toplum ve bireyler yenilenme ve değişime karşı direnç gösterirlerse ,düşünen bireye düşen görev o toplumdan uzaklaşmak, sadece çürümelerini izlemek ve tarihe ders olması açısından toplumsal izlenimlerini kayıt etmektir.Ne güzel demiş Ömer Hayyam:

     “Celladına aşık olmuşsa bir millet

       İster ezan dinlet ,ister çan dinlet

       İtiraz etmiyorsa sürü gibi illet

       Müstehaktır ona her türlü zillet.”

   Peki bir toplum/birey niçin durgunluğu,hareketsizliği kabullenir? Dino Buzzati’nin Tatar Çölü kitabının başkarakteri Subay Drogo’nun durumu buna örnek verilebilir.Genç olarak atandığı ıssız çöldeki kalesinde görev süresi bitmesine rağmen ,kaleden ayrılmak istemez.Neden mi?

Çünkü görev süresi boyunca bedenen ve fikren  hareketsiz kaldığı için  düşünmekten artık korkmuş ve düşünme yetisini kaybetmiştir.Bu yetiyi kaybettiğinden gerçek dünyada yok olacağını düşünerek ,kendini kalesine kapatmıştır ve yıllarca var olmayan bir ordunun saldırısına karşı tetikte beklemiştir.Genç Drogo artık yaşlanmış ve kale odasında ölümü beklemiştir.Drogo yaşadığı hayatı kendisi tercih etmiş, hareketsizliğin , durağanlığın kaçınılmaz sonu olan çürümeyi beklemiştir.Bir birey olarak kalesinden uzaklaşıp toplumla yüz yüze gelmek yerine ,düşünme yetisi ellerinden alınmış bir şekilde düşünmekten korktuğu için emirlere itaat etmeyi tercih etmiştir.Drogo bireyi, takılıp kaldığı kalesi ise hakikate ,değişime karşı koymuş olduğu sınırları temsil eder.Bu hayatta hepimiz birer Drogo’yuz.Kendi belirlediğimiz sınırlarda yaşadığımız sürece ,zihin dünyamız sadece hayal ettiklerimizle sınırlı kalır ve değişime kapalı olduğumuzdan düşünme ,akletme yetimiz körelir ve çürümeye başlar.Bunun farkına vardığımız an artık gerçeği öğrenmekten korkarız.Sadece emirlere itaat eder ,bize verilen görevi yerine getirmekle yetiniriz.Artık bu birey bedenen ve fikren çürümüştür, ölmüştür.Çürüme toplum içinde de yayılmaya başlamıştır.

    Son olarak : ”Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir” der ,meşhur sözün sahibi Herakleitos. Evren ,madde sürekli değişime uğrar.Madde gibi insan fikirleri de fizik yasalarına ayak uydurmak zorundadır ki düşündükleriyle,fikirleriyle insan,bir birey olarak var olduğunu kanıtlamalıdır.Düşünen, sorgulayan ve değişime açık olan bir beyin, kendini öğütmekten kurtarmıştır.Çürümenin aksine ,direktiflerle kontrol edilen bir toplumdan ayrı olarak inandığı hakikate adım adım daha da yaklaşmaktadır.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*