Saliha Malhun yazdı: “Şüpheci Dostum Thomas”

ŞÜPHECİ DOSTUM THOMAS

  
Onca söze, elçiye, ışığa rağmen Thomas’ın hakîkate dokunmak istemesi ne tuhaf…
Bu resim “Thomas’ın Şüpheciliği” olarak da bilinir. Thomas, İsa’nın on iki havarisinden biridir, Yuhanna İncili’nin en çok bilinen John 20:24-9 pasajında ortaya çıkar. “O’nun ellerinde çivilerin izini görmedikçe, çivilerin izine parmağımla dokunmadıkça ve elimi böğrüne sokmadıkça inanmam.” diyerek İsa’nın dirilişinden şüphe eder.
Bunun üzerine İsa bir hafta sonra Thomas’ın yanına giderek yaralarına dokunmasını ister. Thomas İsa’nın yaralarına şüpheyle dokunduktan sonra Diriliş’e inanır ve İsa’ya “Rabbim ve Tanrım” der. İsa şöyle yanıtlar: “Beni gördüğün için mi iman ettin? Görmeden iman edenlere ne mutlu!”
Ne vakit Caravaggio’nun bu tablosuna baksam içim bir tuhaf olur. O kirli parmakların İsa’nın yarasına sokulması sadece beni değil ki bütün san’at mahfillerini ürpetmiş o vakit.
İlk defa belki de Şüpheci Thomas’ın parmaklarında içindeki bir yerlerin kurcalandığını hissetmiş insanlık.
San’at böyledir işte!
Öyle bir yere dokunur, öylesine kurcalar ki seni, kalbin tanıdığı fakat senin henüz bir mâna veremediğin bir sınırdır orası…
Kalbin hudutlarına her yürüyüş parçalar insanı. Kesrette un ufak olan parçalarını toplamak için âdeta hummaya tutulur.
Ne garip değil mi?
Kalbin gördükleri ile gözün gördükleri arasında bir kayboluş bu dünya. Her adımda bir mânâ ve bir kuyu..
Italyanca şarkılara özel bir ilgi duyduğum vakıa. Geçen sene grip olduğum hâlde hiç üşenmeden kalkıp gizlice Pavarotti’nin hayâtını anlatan sinema filmine gitmiştim. 
Müziğin evrensel olduğuna, sözleri anlaşılmasa dahî “insanı hep bir yerlere” götürdüğüne dair sözleri çok işitiriz. İşte orası neresi ise, nedense her insanda hep farklı bir diyar, farklı hayaller, hatıralar… Bir yerlerde dolaşan ruh… sanki içimizde o bir yerlerdekini fark etme, hatırlama sebebiyle hissettiğimiz daüssıla.
Aslında bizim göz dediğimiz iki mercek bir pencere sadece. İnsan kâinatın her zerresinden kendine bakan asıl gözleri farkedince ürperiyor Thomas gibi. Her şey orada aslında… Oradalar ve ezelden varlar. Kendi zâtına dokunur gibi dokunuyor ama ne mânâ vereceğini bilemiyor. Yırtık elbisesi, kirli parmakları, bir ömür gövdesi üzerinde taşıdığı uğuldayan başı ile nasibince anladıkları Thomas’ın. Dışı et ve kemikten bir vücut ama o da her insan gibi içindeki hakikati kendi inşâ edip yaratmak istiyor.
Ne garip…
Her insan kalbinde sırlanmış bir elmas taşıyor.


Saliha MALHUN

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*