Rüveyda Sare Yıldırım yazdı:”Garip,Muğlak ve Müthiş”

GARİP,MUĞLAK VE MÜTHİŞ…

          Kalkıp düzeltmese olmazdı. Ne olmuştu perdenin ucu buruşuk  kaldıysa…Kalsın,kalamadı,kalamazdı… Dayanamazdı…Hayatımızdaki her şey düzgün gitmiyordu ya…Pencereden dışarı uzattı başını,karanlığı hissetmeye çalıştı -içindeki karanlığa gömüldüğünü anlayamıyordu- …

         Baktı uzaklara..Kendisinden uzakta olması yetiyordu sadece…’Bugün olmaz’dedi..’Öyle her şey anlatılmaz… Her şey her zaman anlatılmak zorunda değil..Hele anlaşılmak zorunda hiç değil…’ Nice anlaşılmazlıkla çalkalanmıyor muydu dünya..?

        Buruşturdu yüzünü,başka hiçbir şey kalmamış gibi evlerin parlayan lambalarına sitem etti bir de..’İnsanlar,içindeki aydınlığı da mı akşamlara saklar..?’ Âh bir elektrikler kesilseydi,göz gözü seçemez olsaydı,elbet karanlık da payını alırdı düşüncelerinden…Karanlık,bilmezdi;bizimki içinden de sitem tutardı ona halbuki   ‘‘ ’Oh be!’ demiş midir bugün,kendini aşan aydınlığa şükretmiş midir?Yoksa kaldıramamış bu yükü gaflette midir? ‘’

       Perde,pencere…Hava yağmurlu olsaydı buğulanırdı cam,o da üzerine üzgün surat çizerdi.Ama bugün soğuktu sadece…Beton soğuk,hava soğuk,içi bir değişikti..Kupasını aldı,çayı bitmiş. ‘Olmaz’ dedi yine ,’Günde iki üç bardaktan fazla bitki çayı içilmez’.Tutamadı çenesini,’Saçmalık!’ dedi, ‘Şu yaşadıklarım…’diye söylendi,’Sordunuz mu bir kere,yenilir yutulur cinsten şeyler değil…İki kupaymış,üç kupaymış! Peh!! ‘

       Saymaya başladı; ‘Dört duvar,bir yer,bir tavan,bir lamba,canım kitaplığım,güzel arkadaşlarım,saatim..’duraksadı bir ân -günlerdir ilk defa durduğunu farketmeden-..Saatinin içindeki manzaraya daldı..Güneş,gökyüzü,toprak ve ağaç ve kocaman gövdesi…’Sen!’ dedi,’Ne işin var sandalyenin üzerinde?’ Ev sahibini andı; ‘Kiracıysan’ dedi, ‘Saaatini bile asamıyorsun işte…’Bir çivinin sonuçlarını ilk defa bu kadar detaylı düşünüyordu..’Dünya,kiracı ve çivi…Bir merhaba,bir güle güle’ dedi -ne dediğini fark etmeden-

       Açtı pencereyi nihayet,derin bir nefes aldı..Ciğerleri dolsundu,dolmadı…Hayatta pek çok şeyin içi doldurulamazdı zaten..Altıymış,üstüymüş de fark etmezdi hem…Hemen sonra kapattı da..Nefesini düşündü,nefessizliği düşündü daha çok..Açmakla kapatmak arasındaki farkı düşündü en çok da…Kapatılınca da kapanmıyordu ki bir çok şeyin üstü…

       ‘Bu hayat…’dedi, ‘Garip,muğlak ve müthiş…İçim kadar özgür ve içim kadar hapis’…’Olmaz!’dedi yine;birkaç kez tekrarladı bu kez…’Bu kadar güzel hislerin arasından,öyle birden geçilip gidilmez…’ Bilmem kaç kelime sonra ‘güzel’ demişti ilk defa…-içine oturmuş varlığını bile fark etmeden-. Böyle giderse,penceresine konan kuşu gördüğünde gülümseyebilirdi belki de…

       ‘Şiir gibi…’ dedi,’Kuş yok bu gece,kış var…’Gitmişler çoktan,iyi de niye bizi beklemeden..?’diye düşündü…-beklenilmek istediğini belli ederken,bunu dahî fark edemezken-…’Olur!’ dedi yüksek sesle,birden…’İnsan,bir duygudan bir duyguya da göç edebilir…’Hayatta hiçbir şey,yerinde saymıyordu ya…

                                                                                                                                            RÜVEYDA SARE YILDIRIM

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*