Rüveyda Sare Yıldırım yazdı: “Duyulmamış Şairlere Saygı Duruşu”

DUYULMAMIŞ ŞAİRLERE SAYGI DURUŞU

Açılmasın perdeler,bugün de böyle olsun..

Yarım kalsınlar,bitmemiş her şey gibi..

İçim bayrakları onlar,

Yastayım saysınlar..

‘Duyulmamış şairlere saygı duruşu’ desinler..

Bir günlük de böyle sussunlar,

Bunun için sussunlar…

Düşündü,uyuyamadı,uyandı,kalkamadı..Böyleydi yaşamak dediğin,rahat uyuyamazsın dünyada.Neşen kaçmışsa artık,heves dediğinse tükenmişse,sarsılırsın ipil ipil..Ruhun berzahlarda çiçek toplamaya çıkar,sen kalkamazsın..Hüznün barikatları sağlamdır,diriliş uzaktır…Boşver; intihar desinler, sevmek süsünden ..Belki bazılarının içini titretecek bugünün selâsı da bu olur…

 Hem perdeyi çekse ne olacak…Geçmezdi ki kimseler bu saatte,bu diyarlardan..Şairin ‘Anla ki kelimeler senin için yürüyor…’dediği asrı ne kadar da çabuk atlamışız…

Havada ,bir kibritin marifetinden sonraki is dolaşır bu mevsimde..Güneş görünmez,bulutlar gezinmez…Sislerle çevrilidir kasaba, gridir; duman duman tüter ,geçmişin kışı bitmeyen bacalarından…

Dışarıdan hayır yok anlaşılan..Aşağılara baktı; sınav kağıtları,biraz daha köşede ‘bunu da yarın okurum’kitapları…Üst üste kağıtlar ve kitaplar..İç içe geçmiş,yan yana gelmez duygular,heceler,visaller…

Kışlık kazağını geçirdi üzerine,çoraplarını giymeyi de ihmâl etmedi..Kombide mi bir sıkıntı vardı,yoksa yine kansızlık huysuzluğu muydu bu?İçerisi neden ısınmıyordu?Şimdi annesi olsa yanında ‘Şu pekmezden her sabah bir kaşık alsan bir şeyciğin kalmaz iki güne’ diye söylenirdi..O da ‘Sevmiyorum işte…’ diye debelenirdi..Yirmi dört yaşına gelmiş edasıyla, beş yaşındaki bir çocuk mızmızlığıyla…

Cildi kuruyor,saçları dökülüyordu..Allah’ın nimetlerine kötü denilmezdi ama buranın suyu da bir değişikti doğrusu..Evinden uzakta,her şey bir değişik olurdu zaten…Daha dün mesela pazar poşetleri ağır gelince,bir pazar arabası alayım demişti..Sonra da tekerleklerin,yerdeki taşların üzerinde dönerken çıkardığı pata küte sesler onu bin pişman etmişti…Yine aynı memnuniyetsizlik,aynı alışamamak…

Eve gelip de yatağına uzandığında ‘bugün çok ağır kaldırdım sanırım’,diye düşünmeden edemedi.Boynu,kolları ağrımayan yeri yoktu..Gece olsun,kalbi  ağrır,gözleri de dolardı;her şey tastamam olurdu nihâyetinde…Kimsesiz değildi ama yapayalnızdı bu sıralar.Bazen,en son kiminle yüz yüze konuştuğunu bile hatırlayamıyordu…

Okullar da kapanınca,ne öğretmenler odası sohbetleri kalmıştı ne de öğrencilerin şen şakrak oyun sesleri..Arada bir caddede karşılaştığı olurdu öğrencileriyle,fakat sınıf kapısından içeri girip de şöyle gür bir sesle selamlaşmanın,o tatlı heyecanın yerini hiçbir şey tutamazdı..Şimdilerde her şey internet üzerindendi; selam da kelam da ders de…Merhaba radyasyon..Allaha’a ısmarladık radyasyon…İnsanda kafa mı kalırdı…

İndirdi yine bakışlarını yere,bazen tavana diktiği de olurdu…Hele pencereden başını uzatıp da uzaklara nazır hayaller kurduğu anlardan hiç bahsetmiyorum…Uzaklar,dışarısı,pencere,perde…Arayı bozmuştu çoktan hepsiyle..Bir kapısı kalmıştı,bir gece,bir de kalbi..Elbet geçerdi bu günler,bu anlar,tüm yaşananlar..İnsanda ne kalırdı geriye,asıl önemli olan buydu..

Gece olsun,kalbinin kapılarını açar,bir müddet de bunu düşünürdü..Uyuyamazdı,uyanamazdı,kalkamazdı…Gerisi zaten belli…Yaşamak dediğin bu olsa gerek..Bu olmasa diye ümit etmek…

                                       RÜVEYDA SARE YILDIRIM

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*