Reyhan Yılmaz yazdı:”Fesleğenli Hikaye”

Fotoğraf: @kmurat160

FESLEĞENLİ HİKÂYE

Adam

Bu satırları evim olmayan bir evin bol rutubetli misafir odasında tek kolu durmadan düşen bir kanepesinden yazıyorum. Kırk sekiz yaşın insana bir parça olgunluk vermesini bekleriz oysa ben hâlâ tavana bakıp mum ışığının yansıttığı gölgelerle oynuyorum. Ellerimi birleştirince kuş oluyor misal. Ellerin diyorum, kuş gibi dururdu kucağında. Ucuverecekmis gibi. Tutmak isterdim gitmesin diye. Tutamazdım.

Bu satırları kırk sekizinci yaşımın üçüncü ayında, memleketim olmayan bir memleketin küçük bir kasabasında yazıyorum. Eskiden bir kadın yaşarmış; pervazlara bıraktığı hikâyelerden tanıyorum. Elinden hiçbir fesleğenin tutmadığı ama inatla bulduğu her yoğurt kovasına fesleğen eken bir kadın. Onu görmesem de tanıyorum.

Burada mevsimler insana çektirdiği zulümle biliniyor. Hani güzelim mayısı bile öküzü eşinden ayirmasiyla biliyorlar. Kork mayısın beşinden diyor Zilfi kadın. Korkuyorum.

En çok kırk ikindi yağmurlarını seviyorum. Bahçenin içinde derme çatma yaptığım teneke çatıya vuruyor yağmur. Zamanın geçtiğini bana kavak ağaçları anlatıyor. Yaprak döküp karla örtülüp tekrar yeşermeye başlıyorlar.

Anlatıp duruyorum ne güzel okuyorsun.

Bekleyip duruyorum ne güzel gelmiyorsun.

Kırk sekizinci yaşımın üçüncü ayında seni her yaş biraz daha fazla sevdiğimi anlıyorum.

Bilmiyorsun.

…..

Kadın

Elimde leğen, patosun altında buğdayın akışını seyrederken yaşmağın içinde türkü söylerdim, kimse duymazdı. Sen duymazdın. Parmaklarımı akan buğdayın içinden geçirir, karşımda bütün heybetiyle duran dede dağına bakardım. Üç tepesi vardı yan yana… Dedeye zulmedip taş kesmiş üç kaya… Üç oluk su çıkardı zirvesinden. Deliler içince akıllanır derdi Zilfi kadın. Kısır içince gebe kalır.

Sen içsen, beni sever miydin acaba?

Sen içsen, güler miydin yüzüme, gülümser miydin arada ?

….

Sonra

Otur lütfen, her şeyi anlatmak istiyorum. Kalem bittiğinde tırnaklarımla bu küçük evin duvarlarına kazımak. Otur, nolur bekle. Fazla zamanım kalmamış olabilir ve ben son hikayemi anlatmadan gitmek istemiyorum. Çay demlemiştim , alıver. Çiçekli tenek kutunun içinde de kurabiye var. Otur, uzun yoldan gelmişsin belli, yolun daha da uzayacak.

Dostoyevski mi demişti, ya öldürdüğün örümcek seni oda arkadaşı sanıyorsa diye, Tolstoy mu? Hani hep karışır ikisi. Hani fesleğenle reyhan gibi. İkisi de güzel kokar ama biri biraz daha irice yapraklıdır ve mor renkli. Müsaade et, ellerin nasıl güzel, avuçlarına bırakayım hikayemi.

Sen henüz kristal kola şişesinin metal kapaklarını kaldırımda oturmuş taşla ezerken ben şu tepeye oturur köye gelmeyen arabaları izlerdim. O gelmeyen arabalardan beni çoktan unutan insanlar inerdi düşlerimde. Bak şu cekmecenin içinde duruyor kapakların. Şurada, eski resimlerin altında bir yerde.

Ama dur, önce bir bardak su ver nolur.

Yoruldum.

Ah ne çok yoruldum bu küçük evde.

Reyhan Yılmaz

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*