HUZUR


Evet, oraya bırakabilirsin.
Otur şöyle, hayır kızgın değilim.
Ne var bunun içinde? Tarçın mı? Belli, sinmiş kokusu. Bir şey daha… Hayır söyleme. Karanfil. Ucunu yakar koklardım. Sen hiç karanfil yaktın mı? Anladım.
Kesik kesik yazıyorsun derdin beni okurken. Kesik kesik yaşamışız aslında, farkında mısın? Tutup birleştirmeye çalıştıkça elimde kalıyor paragraflar. Aklımın iplerine plastik mandallarla tutturduğum notlar bir işe yaramıyor. Sıvası dökülmüş duvarlarda çivi izi gibi duruyor anılar.
Değişebilir miydik bilmiyorum. Hep seni alıp gitmek istediğim o köy şimdi nasıl saçma bir hayal. Hani sen otur yanımda kitabını oku, ben odun da kırar soba da yakarım derdim. Pervazına yoğurt kovasında fesleğen ekeceğimiz basma perdeli camları hayal edebildiğim günler şimdi nasıl rutubet kokuyor. Üşüdüm, battaniyeyi uzatıver.
Geçtim. Okuma kitap falan da. Nuri bilge ceylan filmi izlemeyiverelim. Yanına kitap konmuş kahveli fotoğraflarımız da olmasın. Birer gündüz birer akşam kuşağından dizi bulalım. Merak edelim falanca programdaki katil kimmiş diye. Akşam mandalina soyup uzat bana, ben de pazar pahalıydı diye söyleneyim.
Kafanın içinde ne var ne yok, bana baktığın zaman bile bana bakmayan gözlerin neyi görür merak etmeyeyim. Çabasız, dümdüz bir sevgi istiyorum özür dilerim. Huzur istiyorum.
Huzur, sevgilim, yalnızca Ahmet Hamdi Tanpınar romanı kitaplığımızda.
Çay diyorum, güzel olmuş. Teşekkür ederim.


Reyhan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paylaş