Reyhan Yılmaz yazdı: “Göğün Göğsünde Bir Fani”

İnsanın kendini göğün göğsüne yük addettiği zamanlar var.

Nefes alsa gök yetmeyecek. Yaslansa ağaç çürüyecek, duvar yıkılacak, adım atsa toprak kuruyacak.

İnsanın ‘ Neden bir iğde dalı olarak dünyaya gelmedim?’ diye dertlendiği anlar var. 

Her vaktimiz bir değil. Sonsuz bir enerjiyle sonsuz bir iştiyakla hayata sarıldığımız zamanlar da var, kendi cesedimizi tren raylarında, kasabanın ıslak kaldırımlarında, kalabalık şehirlerin tenha sokak aralarında sürüklediğimiz anlar da… bu değil mi zaten dönüp duran dünyanın bize anlatmak istediği? Hiçbir şey bâki değil. Hakk’tan gayri…

Allah’ın insanlara kendi sonsuzluğunu anlatmak istemesidir cümle ayrılıkların sebebi. Herkes gidecek. Her şey önünde sonunda bitecek. Sadece ben kalacağım.

Aslolanın ben olduğumu bütün suretleri yüzüne çarpa çarpa öğreteceğim.’

Öğretecek.

Gece güne, dün yarına devinirken insanda hep bir bitme telaşı olacak. Hep bir kaybetme… Yeniden bulma tekrar yitirme. Başlamak ve bitmenin aynı şey olduğunu idrak ettiği noktada karşısına Tanrı çıkacak. ‘Her şey benim.’ 

Durup düşününce; her şeydeki o latif geçicilik, o fenâ hissi aslında bizi bir parça rahatlatmalı değil mi? Madem bugün de bitecek, bu ân da… Madem her sevinç her kavuşma gibi her keder ve ayrılık da fâni; niçin üzülmeli? Gün geceye, dün yarına devinip dururken, her şeyin hayal sahnesinde bir kurgudan ibaret olduğunu anlamalı ve ona göre ehemmiyet vermeli değil mi?

(Oysa onların tek gerçek kabul ettikleri) bu dünya hayatı hakikatte sadece bir oyun ve eğlenceden ibarettir; âhiret yurduna gelince işte asıl hayat odur; keşke bunu bilselerdi!’

Ankebut, 64

Reyhan Yılmaz

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*