Reyhan Yılmaz yazdı: “Balkon”

BALKON


Akşam, peygamberin en ihtiyaç duyduğu anda gönderilen ayet gibi iniyor yüzüme. Benim olmayan bir evin, başka bir şehre bakan balkon kapısını ardına kadar açıyorum. Komşu balkonlardan odama sızan kahkahalar; eski, uzak, unutulmuş bir hikayeye ait sanki. Herkesin bir hikayesi var demiştim sana. Herkesin yaşadığı bir hayat. Ben insanların hikayeleri akarken kenarda bekleyip, arada dahil olan bir konuktum sanki. Ben, senin hikayene dahil olabileceğini sanan histerik bir roman kahramanıydım
buradan önce.

Benim olmayan evin, yüzüme ayet gibi inen akşama açılan balkon kapısında, sadece bana ait bir hikaye yazmaya başlıyorum. Sana artık anlatamadığım her cümle vazgeçişimle kutsanıyor. İçmeyi unutup soğuttuğum bir fincan çay gibi unutmuyorum seni, hayır. Bir yarayı unutur gibi. Bir ağrıyı. Azıcık derin bir nefes alsam göğsüme batacak gibi duruyorsun orada, öyle. Almıyorum.

Komşu balkondan düşünceme sızan seslerde bir kadın var. Sesinde nikotin pusu. Gülerken arada öksürmeye başlıyor. Henüz yazdığım ve sadece bana ait olan o güzel hikayede kadına bir paragraf ayırıyorum. Sesiniz ne hoş, diyorum. Benimki fazla pürüzsüz. Ruhu yok gibi. Sesinizin bir ruhu var, nolur kaybetmeyin diyorum. Elimde bir fincan çay var yine limonlu, içmekten vazgeçip sehpaya bırakıyorum.

Hemen şimdi arasan ve desen ki bugünkü ödevin falanca film. “Bakalım neler bulacaksın? “

Bütün olanları, olsun diye dellenip olduramadıklarımı, o filmi izler gibi üzerime inen akşamlar boyu başa sara sara izledim. Öyle çok ağladım ki yüzümdeki ifade bir süre sonra değişti, başka bir kadına evrildi. Bakınca göremedim artık Rüveyda’nın tuvale düşen endamını. Kahkülümü serdiğim geceyi, göğü göremedim. Sonra bitti. Aynadaki yüzüm bitti. “insanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık “
diyen şair haklıymış; bir gün sana diyeceğim sözüm de bitti. Ağzımı bir ahrazın kör telaşıyla açtım durdum. Bitti. Bir hikaye yazdım ben de. Komşu balkondan sızan sesleri aldım, karşı binanın tepesinde neyi görmek istersen ona benzeyen ışıklı kuleyi bir de. Seni de aldım, bir yarayı kabuktan kabuğa taşır
gibi. Döke saça cerahatini, seni de aldım. Şimdi uzunca bir filmin tek güzel repliğini bulup çıkarmışım gibi düşün ve cevap ver bana.

Politik görüşlerinden bağımsız soruyorum:
“Beni neden sevmedin?”

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*