Tuğba Şahin şiiri: ” JOSEPH’IN TÜRKÜSÜ”

27 Şubat 2019 Tuğba ŞAHİN 0

Dudaklarımda nazenin acı bir hıçkırık Ben değilim yeniye çağın Yahut dumanlı başım .. Batı’ya güzelleme denir mi Sayıkladığım durduk yere .. Gitmek ayrılıktır ,kalmam sancı Harmandım insanlığımı dilimle öğüttüm Bir gönül alınmaz Bir gönül çalınmaz Bir gönül ancak sahibine aittir Coğrafyayı kayıkla kardıkça Okyanus dibine huylanır Vardım sayıklamanın duyulmaz köşesinde Çağrıldığım ,derecesine en merkezi dünyanın Misvakladım altın küresini de destanın 6.yüzyıldan yürüdüm ismimi aradım .. Nergisler açıyordu fiskiyeli havuz kenarında Ud dilinde Farsça ,duvarda taşralı bir levha Şiltesinde dokumadan mozaik Doğu  kudretine hayretlendiğim su tanesiydim .. Hasır sepetten aldım dilimlenmiş kaderimi Domino taşlarına soğuk alnımın Eldivenlerimi çıkardım turkuaz yüzüğüne dayandım ….

Kübra Bilgiseven tahlil etti: “Körlük- Jose SARAMAGO| “

25 Şubat 2019 Kübra BİLGİSEVEN 0

Körlük (Ensaio Sabre A Cegueira) Jose SARAMAGO 1.Baskı :1999 Kırmızı Kedi Yayınevi, 2017 *1998 Nobel Edebiyat Ödülü ‘’Bakabiliyorsan gör, görebiliyorsan fark et.’’ alıntısıyla başlıyor Portekizli yazar kitaba. İlk başlarda yoğunlaşmak gerçekten zor oluyor. Konuşmaların kime ait olduğunu anlayamıyor, noktalama isaretlerindeki tuhaflıktan dolayı bir türlü tam olarak olaylara veremiyorsunuz kendinizi. Ancak bu çok sürmüyor. Bu farklı üslup hoşunuza gitmeye başlıyor ve bir anda kitabın kahramanlarından biri oluveriyorsunuz. Kitapta kahramanların isminin olmamasını ise bir körün isimlerden ziyade seslerle insanları tanımasına bağlıyorum. Olaylar bir kişinin beyaz körlük denen hastalığa yakalanması ile başlıyor ve körlük kısa sürede tüm kente yayılıyor. Nedeni asla bilinmeyen salgın ….

İbrahim Daştan şiiri: ” YETMİŞ DÖRT KARE “

23 Şubat 2019 İbrahim DAŞTAN 0

Başucunda inler yatağı bozulmuş ırmak Son kullanma tarihi dolmuş körük, Zemheride çatlamış tambur yürek Ve gözlerinde o son ilmek Ha gayret pehlivan! Bu son rakip ama namağlup Bir balığın suya dönüşüdür belki o bakışın, O doyamadığın… Şimdi alnında gümüş rengi kar, Yatağın üşür takvim aralığından Yine değirmen türküsü bu derinden Geçiyor sekerek kastanyetli rakkase Ve yetmiş dört kare gözünden. İbrahim Daştan

Yunus Emre Gürünlü yazdı: ” Hayat Eksenimiz Hayatımızın Neresinde”

22 Şubat 2019 Yunus Emre GÜRÜNLÜ 0

Matematik ve mühendislikte hesaplamalar kesinlik üzerinedir. 2*2=4 bu işlem tüm dünyada aynıdır. İhtimal hesaplamaları üzerine oldu, olabilir ,ben yaparsam olur mantığıyla düşünerek bir neticeye varamazsınız. Yaşadığınız anda öyledir, hayat ve yaşayacaklarınız gerçeğin ta kendisi değil mi ? Sizin olanı olduğu gibi eksizsiz ve ihtimalsiz yaşatır size. Kadere direnemez, sizin için yazılmış olanı görürsünüz. Ben şu anda kendimi yaşıyorum, sen nerde ne yaparsın, olasılıklar üzere düşünemem, beni mi yaşarsın yoksa kendini mi seçim senindir. Sizin içinde bu durum aynıdır, birini tanımamız permutasyon, kombinasyon, olasılık problemi değildir. Zarı attığınızda sarışın-esmer iyi-kötü uzun-kısa gelme olasılığı 1/x yada 1/y değildir. Bir rastlantıyla çıkarsınız  karşısına. ….

Selman Sevtekin Yazdı: “SARAMAGO’NUN EFENDİSİ”

21 Şubat 2019 Selman Sevtekin 0

Binlerce bulanık pencere yürüyor önümde.Her biri kendi benliğinde hapis,gün gün çürüyen hücrelerinde hayata tutunmaya çalışan binlerce mahpus…Ne var ki hücrelerinde kimsesiz yaşamayı seçmiş olsalar bile,hatta bunu marifet saymış olsalar da,tek başlarına devam etmeyi göze alamayacak kadar korkak olmalarından ya da sırf sıkıntıdan dolayı mı henüz bilmediğim bir sebepten ;yeryüzünde ve kendinde hapis sayısız insanı izledikleri küçük bir pencere takmışlar yüzlerine.İçimize döndükçe çürüyor,dışa açılmaya çalışıyoruz;dışa açıldıkça korkaklaşıyor,içe dönmeye çalışıyoruz.Ne zaman başladı bu çelişki,ilk pencere ne zaman takıldı da insan kendi içine sonsuz bir sürgüne yollandı ?Saramago’nun Efendi’si zamanında mı ,ya da ondan sonra,yeryüzüne sürgünün bir yerde kendi içine sürgün olduğunu anladıktan sonra mı ? Edirne’nin kasvetli akşamında kafamda dolanan bu çelişkiler bitmeyecek gibi.Arkada kızıla kaçmış gökyüzünü süsleyen Selimiye Camii uzanıyor,önümde boylu boyunca ….

Fatih Tezce yazdı :” KAR VE KÂR”

11 Şubat 2019 Fatih TEZCE 0

Gidişatımız kendimize olsun diye çalışmalıyız. Örnek olmak yaşamakla olur. Yaşamadığımızı örnek olarak veremeyiz. Nimetin de zekâtı vardır. Bazen aklın zekâtı fikir üretmekle olur. Her şey maddiyat değildir. Kendimizden başlayan ve yine kendimize olan yolculuğumuz, çizgimizden sapmamakla mümkündür. Kar yağarken içimize serinlik gelir. Aynı zamanda sıcaklık kaplar evlerimizi. Kış mevsimi ayrı güzeldir. Soğuk olur tabiat, olsun. İnsanın insana soğuk olmasından kötü değildir dışarının soğuması. Dalda üşüyen kuş, sokağın başında rızkını bekleyen kedi, insan elinden buğday yiyen ceylan yavrusu, insanın insana yakın olması zorunluluğunun görselledir. Kar yağarken yollar kapanır belki ulaşım aksar. Doğal dengeye müdahale edebilmemiz söz konusu olamaz. Burada zaten insanın ….

Ahmet Fatih Sarıkaya şiiri: ” BY YALNIZLIK “

4 Şubat 2019 Ahmet Fatih SARIKAYA 0

Külüstür deyimli hayat Açma televizyonu Nasıldır yaşamak zorunda kalmak Anlat bana çocukluğumu Sultan Eyübü . Hatırlat bana pınarları Kana kana içememiştik hani Şimdi zamanı Gelmişken biraz anlat . Bak ağır geliyor üstümdekiler Kıldan ince sırattan Geçmekteyim . Nerelerdesin şimdi Sözgelimi nelerle meşgul Merak ederim sayın yalnızlık Nerde yatar kalkarsın geceleri . Hatırlat bana vedalar en güzel haliyle hangi iklimde yapılır? . Annemden yadigar merhamet ‘Her zaman merhametli ol yavrum ‘ Değirmende dövülen başaklara merhamet neresinde kaldı? . Kafanı her nere çevirdinse orada Ölüm Bazen küçük bir tabelada Bazen bir şarkıda Ölüm her yerde Ahmet Fatih Sarıkaya

Mehmet Aydemir şiiri : “MECZUP”

31 Ocak 2019 Mehmet AYDEMİR 0

Gece zifiri bir yol Irak ellerden gelen derviş Kıyılarını döver şafağın Meczubun ruhunu okşayan Tan yeri kızıllığı . Sıyırır yirmi dört parçalı Kara bir peçeyi yüzünden, Kızılca bir kıyamet kopacak Çepeçevre kuşatır zaman Ana şahit sığırcık kuşları . Birazdan bir dağ güneş doğuracak Kelebek ömürlü nur topunun Varın siz koyun adını . Akrebin yelkovanı kıstırdığı yerde Solmaya yüz tuttuğu liman kentinde Yitirip bütün dinginliğini . İndirip usulca yelkenleri suya O son huzmeyide giyinip Issız bir sahil şeridinde Busesinin kalacak izi . Bürünüp eski kızıllığına Tarihin tekerrüründen irkilecek Suretini suda gören at misali Mehmet Şirin Aydemir

AYTAÇ ARS ŞİİRİ: “BOL Ç’li BİR UÇKUR ÇUKURU “

30 Ocak 2019 Aytaç ARS 0

  İsmet Özel’e Bol Ç’li Bir Uçkur Çukuru Ölümde popülizm Önümde sarkaç ilmihali Yani diyor Düşen kalkar, kalkan düşer Bu böyle sürer gider Allah’ım sen bizi münafıklardan bir et bıçağıyla sıyır n’olur Allah’ım sen bizi münafıklardan bir et bıçağıyla sıyırmazsan ne olur? Çaresizliği emen çok ulus çok göbek şirket Memeler merhametli, kalçalar şirret Ey Yusuf’un kuyusundan petrol çıkarmayı maharet kabul eden zehir çağ Ey İspanyollara saldıran bıkkın yel değirmenleri Ey şeyleşen eşya Mürekkepleşen eşkıya Yıllardır Ç harfinden düşüyorum Bir çembere doğru mahkum kalmanın orantısız hiçliğinden Taksitlere bölünüyor mitoz liberaller Milyondan milyon çıkarsan yine sıfırdan fazla çıkan milyonerler İpim kopuyor ödüm ….

GAMZE GÜNAY ŞİİRİ:”ZORA KOŞAN İNSANIN REDDİYESİ”

28 Ocak 2019 Gamze GÜNAY 0

Zora Koşan İnsanın Reddiyesi Ben ne zamandır dünyadayım? Ne zamandır yaşadığım yer dünya bana? İçimden başka yer bilmezdim oysaki Turna mıyım göç eden yahut yolcu Bilemiyorum Ya da misafir Ama şair dem işti ki -“Gelip geçici şeydir misafirlik Kalıcı olan değil. Sen nesin peki?” Sahi neyim ben? Sanmaların ardındaki yanılmışlık mı? Deniz kenarında bırakılmışlık, Bilmeden kandırılmışlık mı? Gözler tanıdım Bir bakışta içini okuyabildiğim gözler Rengini kimsenin bilmediği Söylediklerini kimsenin anlamayacağı gözler Ne istediğini bilmeyen saldırgan bir ruhun pençelediği gözler Yaralandım ancak fırsatım olmadı kaçmaya Çünkü ben İnsanların hınçlarıyla çevriliyken etrafım çocukluğumla savaş verdim Çocukluğumla gazi geldim buralara bu satırda sol ….