Özgür Günsay yazdı: “MEHMET AKİF’İN RECA MAKAMI: ÂSIM! “

Her şairin bir Leylâsı vardır. Bazı Leylalar birkaç şair tarafından sevilmiş ve şairler onlara hem öğüt verip hem de örnek olmuşlardır. Necip Fazıl’ın ‘Büyük Doğu Gençliği’,  Sezai Karakoç’un ‘Diriliş Nesli’ ve Nurettin Topçu’nun ‘Beklenen Gençlik’, Mehmet Akif Ersoy’un ‘Âsım’ tahayyülü ile aradığı nesiller kendilerine birer Leyla olmuşlardır. O’nun Asım’ı her türlü işlerinde gündelik hayatında İslami duruşundan hiç taviz vermez. Bütün şairler de Mehmet Akif gibi Leylasına ‘durma, git!’ der. Sezai Karakoç: “Tırmandığını unuttunsa öyle duracağına düş ve yeniden tırman; durmaktan daha iyi bu. Ot gibi var olacağına öl ve yeniden diril.” (Karakoç, 1976; 24) Akif de, git, diyor Leyla’sına. Geçmişine git, geleceğine git ama git! Durma, çünkü yaşadığımız bu günler geçmişimizin bize sunmuş olduğu bir emanettir. Hiçbir azim ve çaba senin âti için hazırladığın ortamdan daha lezzetli olamaz! Çünkü “gençlik, geleceğin tohumudur. Bu tohumun özüne bakarak yarınımızı keşfetmek müşkil olmayacaktır.” (Topçu, 1960;19) der Nurettin Topçu Leylasından ötürü. Akif ise: “Durma, mazi bir mugaylauzar-ı dehşetnâktir; Git ki, ati korkusuzdur, hem de kudsî haktir! Çok şedaid iktiham etmek gerektir, doğrudur… Vehleten âvâre bir seyyahı yollar korkutur; Korku, lakin azmi te’yid eylemek icab eder: Kurtulursun şedd-i rahl etmiş de gitmişsen eğer. Çünkü düşmüşsün hayatın –ezkaza- feyfasına, gitmen icab eyliyor tâ menzil-i aksasına.” (Ersoy, 2018; 59) Durmamayı öğütler Akif. “amaç, durmadan taklitten tahkike geçmektir” (Karakoç, 1976; 22) Bir dirilişin tasvirini yapar Mehmet Akif bu beyitlerle. Uyumaya yüz tutmuş, elindeki feneri yere düşürmüş ve yol gösterici bütün kaynaklardan muaf duruma düşmüştür. Böyle bir toplum yere uzanmıştır. “Yere uzanmış bir toplumun ayağa kaldırılmasınınsa çaresi, o toplumun ruhunu yeni baştan yenilemekten başkası değildir. (Karakoç, 1967; 81)

Akif, Âsım olarak nitelendirdiği gençlikten Âsım şiiri yoluyla eleştiri, tutumunu sergileyici, ödüllendirici ve yerici düşünceleri aktarmaktadır. O’ndan anlamayı ve anlatmayı bekler. Doğru ile yanlışı saf haliyle eleştirip hak olan ipe sarılmasını ister. İyiliği emredip kötülüğü yasaklamasını ister. Mehmet Akif Ersoy’un nitelendirdiği Âsım’ın Nesli gelecekteki gençliği tahayyül etmekte ve bu düşünceler saf, milli ve manevi duygularına sadık bir nesil portresi çizmektedir. Portre her dönemde dönemin mütefekkir insanları tarafından çizilmiş ve çizilen bu resmin canlanacağı güne inanarak bütün nesiller için ümit beslemişlerdir. “Âsım’ın Nesli projesi’ onun neslinin içten kopan sessiz feryadı iken bugünkü neslin kurtuluş reçetesi haline gelmesinin anlamı burada yatar.” (Armağan, 2016; 43) “Bu neslin yapması gerekenleri reçeteye yazar gibi şiirlerine, vaazlarına, sohbetlerine inci inci dizmiştir.” (Erdoğan, 2018; 31)

Bütün dertler hep aynıdır: İslam’ı diriltecek bir diriliş eri! Ondan beklenen geçmişinden ders alarak geleceğine veçhe veren bir diriliş statüsü. “Aslında geçmişi değil, geleceği anlatır Âkif; Beşir Ayvazoğlu’nun dikkat çektiği gibi, ideal neslin temsilcisi olarak gördüğü Âsım’ı anahtar gibi kullanarak bir “gelecek projesi” çizer. Daha doğrusu alternatif bir “kurtuluş reçetesi”. (Armağan, 2016; 24) “Sen işin yoksa devir çamları paldır küldür; Neslimin şöyle dönüp bakması hatta züldür. Gözüm ensemde değil, görmeliyim ben önümü; Kestik attık hele mazi denilen kör düğümü!” (Ersoy, 2018;418) Tahayyül edilen bütün gelecek nesil projelerinde ana hedef İslam’ı diriltmek ve İslam’la beslenen bir gençlik yetiştirmektir. “Hani Kur’an’daki ruhun şu heyulâda izi? Nasıl İslam ile birleştiririz kendimizi?” veya da şu tabir “Kuranda alıp ilhamı, asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı.” (Ersoy, 2018;425-434) “Âsım’ın Neslini, zihin dünyamıza Kur’an’dan beslenen, toplumun değer yargılarına yasaklanan ve imanı tam, fikri hür, inancı sağlam bir gençlik olarak konumlandırdı.” (Erdoğan, 2018; 18) Nitekim ki Mehmet Akif’in şiirlerinde görülen “Âsım’ın neslinin Kur’an’ı hurafelerden arınmış bir şekilde anlaması, bu anlamanın statik değil, gelişen bilgiyle yoğrularak dinamik bir karakter arz etmesi istenmektedir. Âsım, Kur’an’a sadık, İslam’a gönülden bağlı olmalıdır. (…) Akif, Âsım’ın Nesli derken iman, irfan, fazilet ve bilgi ile donanmış; karakterli, ahlaklı, kişilikli; vatanına, milletine ve dinine sahip çıkan, bunları yüceltmek için tüm imkânlarını seferber eden bir gençliğin hayalini kurmaktadır.” (Buluş, 2017)

O, yüce yol gösterici peygamberimizin davasıyla davadanmış ve “Güneşi sağ elime, Ay’ı sol elime verseler yine de bu davamdan vazgeçmem!” (Hamidullah, 1993; 921) şuurunda yetişmelidir. Nitekim ki dönemin Âsım’ı “görüntüyle değil, öze, dışa değil, içe baskın. O çocuğu ki, ön planı değil arka planı görsün. O çocuğu ki, reklam ve propaganda edilenleri değil, edilmeyenleri bilsin. Kendine verileni aşan bir çocuk olsun o çocuk. Verilmeyeni alabilen bir çocuk. Gizliyi, sır olanı kurcalayan, tarihin şifrelerini çözen bir genç. Derleyişleri dağıtan, dağılmışları derleyen bir genç adam.” (Karakoç, 1980; 11-15) “Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, öcünün davacısı bir gençlik… Halka değil hakka inanan, meclisinin duvarında “hâkimiyet hakkındır” düsturuna hasret çeken, gerçek adaleti bu inanışta ve halis hürriyeti hakka kölelikte bulan bir gençlik.” (Buluş, 1975) Konuştuğunda hayır konuşur veyahut da susar. Onun susması alışagelmişin dışında vakur bir durumdur. Her şeye, şerre, zulme, haksızlığa alkış tutmayan bir kişiliktir Âsım. “Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem; Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.” (Ersoy, 2018; 414) Dört bir tarafının düşmanıyla dolu olduğunu unutmayıp İslam’ı korumak Hz. İbrahim misali bir İslam sitesi inşa edip her bir kuleyi son kule gibi koruyacak ve İslam sitesinin birer gözetleyici kulesi olacaklardır her bir Âsım. “Bu site dış’ı taklide kapalı, fakat incelemeye ve gerektiğinde ondan yararlanmaya açıktır. Ve hele dış’ı sürekli olarak gözleme, Sitenin en unutulmayacak özelliklerindir. Sitenin manevi kuleleri sürekli olarak dış’ı gözleyen nöbetçilerin bir an terk etmediği gözcüler ve bekçiler yurdudur. (Karakoç, 1976; 43) Bu site İslam sitesi olacaktır ve “İslam’ın dirilişi insanın dirilişi olacaktır.” (Diclehan, 2015;199) “Mehmed Akif’in gözünde “Âsım’ın Nesli”, yanardağların lavları altından kalkmasını bilmiş, ama görevi bitmemiş, aynı zamanda istikbalin kendisine selam duracağı nesildir.” (Armağan, 2016; 47) “Mehmet Akif, ideal neslin temsilcisi olarak seçtiği Âsım’a “levsiyât”, yani pislik ve günah Garbı’ndan kaçınmasını öğütlerken fennin, bilim ve teknolojinin Garbı’nı tavsiye eder, daha doğrusu hedef olarak gösterir.” (Armağan, 2016; 84) “Sade Garb’ın, yalınız ilmine dönsün yüzünüz. O çocuklarla beraber, gece gündüz didinin; Giden üç yüz senelik ilmi sık elden edinin” (Ersoy, 2018; 462)  Zordur Âsım’ın ödevi. Çağın bütün pisliklerinden korumasını iyi bilecek, hakaretler, küfürler yiyecek ama bu mukaddes davasından vazgeçmeyecektir. Ödevin sorumluklarını çağ omuzuna binerek zorlaştırmıştır. Sana mı kaldı ülkeyi kurtarmak, sözlerine kulak kabartmaksızın ödevin verdiği zorunluluğu yerine getirmek zorundadır. Her zorlukla beraber yara içinde yara açılır Âsım’ın içinde ama ne mutlu ona ki yara ona Hz. Eyûb (a.s)’dan kalmıştır. Yaraya sabır eder ama bu sabır tevekkel olmayan cinsten; tevekküle dönüşmüş bir sabır. İnsanlık şimdiye kadar bu tevekkülü yaptı! Âsım, omuzundaki yaraları kendisine hareket kamçısı olarak iştirak edip tefekkür yolu arama çabası içinde olacaktır. “Ve bir kere yara belli olunca, onun tedavi şekli gösterilir ki, bu da, cemiyetin temeli olan İslam ülkelerine sıkı sıkıya sarılmak, yeni ve taze bir ruhla, İslam’ı, çağında teknik ve maddi güçleriyle de donandıktan sonra, içimizde ve dışımızda ihya etmektir.” (Karakoç, 1968; 37)

Mehmet Akif, Âsım’a ödevlerini sıralar teker teker: “Bu millete refah, bilgi ve çalışma azmini kazandıracağız, bir. Ona kanunlara saygılı olmayı, ortak aklı aramayı öğreteceğiz, iki. Öz kaynağından kopan ve bu yüzden de kurumaya yüz tutan bu dizginlerden boşanmış kuvveti tekrar asli yatağına döndürmeliyiz, üç.” (Armağan, 2016; 36) Tarihin her döneminde bütün kahramanların özelliklerini taşır. O hakikatin peşinden koşan, yorulmak nedir bilmeyen ve kendisine “Çin’de de olsa ilmi arayınız” (Câmiü’s Sağîr, 1/310) hadis-i şerifini memba ederek ilim adamı olduğunu bilir. İslam’ın beş şartı olan: Şehadet, şahitlik. Namaz, sorumluluk. Oruç, empati. Zekât, paylaşım. Hac, eşitlik ödevinden kendisini ayrı düşünemez. Nitekim ki özünü kaybeden bir millet kişiliğini de kaybetmiştir. Mehmet Âkif’in de satırlarına nakşettiği “Kim demiş Avrupa insanı medeni? Ne edep var ne hayâ çırılçıplak bedeni! Eğer medeniyet açıp saçmaksa bedeni; Desenize hayvanlar bizden daha medeni” (Ersoy, 2018) sözleriyle özenilen medeniyetin ne olduğunu apaçık beyan etmektedir. Batı’dan sadece kendisine fayda vereni alır. “Asım onun ölmeyen ruhudur. Çağdan çağa yaşar ama yaşlanmaz.” (Vakkasoğlu, 2013; 16) “Milletlerin yükselmesi için iki kudret lazımdır. 1) Bilgi (marifet), 2) Ahlak (fazilet). Bilgi halka mutluluk getirecek sebepleri taşıyacak, ardından fazilet gelecek ve o birikmiş duran sebepleri alarak ülkenin yükselmesine tahsis edecektir.” (Armağan, 2016; 77)

KAYNAKÇA:

Armağan, M. (2016). Âsım’ın Nesli. İstanbul: Timaş Yayınları.

Aygün, A. (2017, Kasım 27). MEHMET ÂKİF ERSOY VE ÂSIM’IN NESLİ. Diyanet Dergi: http://www.diyanetdergi.com/kultur-sanat-edebiyat/item/2102-mehmet-akif-ersoy-ve-asim-in-nesli [22.12.2018]

Diclehan, Ş. (2015). Sanat ve Düşünce Dünyasında Sezai Karakoç. İstanbul: Lim Yayıncılık.

Ersoy, M. A. (2018). Safahat. Ankara: Akçağ Yayınları.

Haksal, A. H. (-). Akif Duruşlu Âsım. İstanbul: İz Yayınclık.

Karakoç, S. (1968). Mehmed Âkif. İstanbul: Diriliş Yayınları.

Karakoç, S (1976). Yitik Cennet. İstanbul: Diriliş Yayınları.

Kısakürek, N. F. (1975). https://www.antoloji.com. Antoloji: https://www.antoloji.com/genclige-hitabe-siiri/  [Erişim Tarihi:05.01.2019]

Topçu, N. (1960). Türkiye’nin Maarif Dâvası. İstanbul: Dergâh Yayıncılık.

Vakkasoğlu, V. (2013). Mehmet Âkif. İstanbul: Nesil Yayınları.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*