Özgür Günsay yazdı: “Kanıksayamadığımız Orhan”

Orhan, bizim Orhan. Orhan Veli Kanık. Yaşamı, hayatı, hayatından yansıyan ‘garip’liği ve bu gariplikten gelen şiirleri gibi ölümü… Kendine inat gibi takındığı takma isim olan Mehmet Ali Sel kendisinin bu adla yazdığı şiirleri de göz önünde bulundurmak gerektiriyor. Bir diğer konu ise kendisi ve sıra arkadaşlarının (Melih Cevdet Anday ve Oktay Rifat) başlattığı Garipçilik akımı şiiri sokağa taşımış gibi görünse de aslında sokağın sesini şiire taşımışlardır. Hayatını da bir şiiri ile şöyle tasnif etmiştir;

       ´´Ben Orhan Veli
“Yazık oldu Süleyman Efendiye”
Mısra-i meşhurunun mübdii..
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela adamım, yani
Sirk hayvanı falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.

Bir evde otururum,
Bir işte çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar’ın
Sabık ahır usağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Oktay Rıfat’la Melih Cevdet’tir
En yakın arkadaşlarım.
Bir de sevgilim vardır pek muteber;
İsmini söyleyemem
Edebiyat tarihçisi bulsun.


Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Meşgul olmadığım ehemmiyetsiz
Sadece üdeba arasındadır.
Ne bileyim,


Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya?
Onlar da bunlara benzer. ´´

Garip şiirlerinde biraz sorgulama, biraz hesaplaşma ve ağır olarak yazdığı açlık, sefillik gibi yaşadığı sıkıntıları dizmiştir. Ve biz Orhan Veli’yi bu şekilde tanırız. Her fotoğrafta olduğu o ceketi ve bazı resimlerinde görülen paltosu… Zaten ölünce üzerinde o palto dahi bulunamayacaktır ya. Aslında benim bir beklentim de değerli sanatçılarımızın Orhan Veli’nin yazdığı türküler şiirine yorumlarını katmalarıdır. Nitekim ki son zamanlarda artan pop ve rap ile türküler bir adım geri plana itildi. Oysa bizi bize en güzel şekilde anlatan türkülerimizdir. Evet, Levent Yüksel Dedikodu ile Cem Karaca Rap Rap müziği ile şiirlerinden birer bölüm almış olsa da ben kendine has bir albüm olsun isterdim. Orhan Veli yazdığı türkülerde Anadolu insanını şiirlerinde ayna gibi yansıtıp ülkenin yamalıklarını yazdığı türküler ile dikmiştir. Aslında herkesin maden faciası ile tanıdığı şu dizeleri de bir kenara bırakıyorum.

     ´´Siyah akar Zonguldak’ın deresi:

       Yüz karası değil, kömür karası;

       Böyle kazanılır ekmek parası´´

      Şimdi az çok bilinen Orhan Veli’yi anlattım ama hiç okumayanlar bana bu kanıya da nereden vardın diyebilir. Unutmayalım ki şairler dertli insanlardır. Eskisi gibi şair mi kaldı, derseniz bakın, bunu bilemem. Bir bakıma evet, kalmadı ama bir bakıma da bir umut var diyebiliyorum. Eskinin şairleri halktan idi. Halktan idi dediğim yani eline kıt kanaat para geçen, sevgilisine mektup göndermek için para lazım olunca hamallıklar yapan şairlerden bahsediyorum. Zaten demiyor mu Orhan Veli: ´´Neler yapmadık şu vatan için! Kimimiz öldük; Kimimiz nutuk söyledik. ´´

      PİRELİ ŞİİR

 Bu ne acayip bilmece!

Ne gündüz biter, ne gece.

Kime söyleriz derdimizi;

Ne hekim anlar, ne hoca.

Kimi işinde gücünde,

Kiminin donu yok kıçında.

Ağız var, burun var, kulak var;

Ama hepsi başka biçimde..

Kimi peygambere inanır;

Kimi saat köstek donanır;

Kimi katip olur, yazı yazar;

Kimi sokaklarda dilenir.

Kimi kılıç takar böğrüne;

Kimi uyar dünya seyrine:

Karı hesabına geceleri,

Gündüzleri baba hayrına.

Bu düzen böyle mi gidecek?

Pireler filleri yutacak;

Yedi nüfuslu haneye

Üç buçuk tayın yetecek?

Karışık bir iş vesselâm.

Deli dolu yazar kalem.

Yazdığı da ne? Bir sürü

İpe sapa gelmez kelâm…

            Biz Orhan Veli’yi ne kadar tanıdık?O’nu ölürken bile son nefeste yalnız bırakıp bir kenarda izledik. Aynı şeyi Mehmet Akif’e de yaptık. Bir kesim bir zamanlar sağcı idi, kimi kesimler de bir zamanlar solcu idi diye diye yalnız bıraktık yalnız şairleri. Ama ölen Akif’i öğrenciler sahiplendi. Ölen bizim şairimiz. Orhan Veli de Akif gibi paltosuz öldü. Ne garip şey şu palto. Gogol’un Palto kitabında dediği gibi: ´´Hiç kimsenin kendisine sahip çıkmadığı, hiç kimsenin sevip saymadığı, hiç kimsenin fark etmediği, bir iğnenin ucuna yerleştirdiği sıradan bir sineği bile alıp mikroskop altında incelemeyi ihmal etmeyen doğa bilimcilerin bile dikkatini çekmeyen biriydi o.´´ (Gogol, 2019) O dediği şairlerden farksız işte. Bu sebepten bugün şair olmaya bazılarımız korkuyor bazılarımız ise eski tadında şiirler yazamıyor. Ama eski tadında yazamayanlar ağır kesimde. Günde milyonlarca şiir kitabi çıksa da ben’i anlatanı arıyor okur. Ben’i bulman için benimle de olman lazım. Yani evde kös kös oturup da şiir yazana şair değil de başka bir tanım takılmalı. Şair dediğin günü gelip halkla otobüse, metroya, vapura, yaya olarak ne bileyim halkın olduğu yerde olmalı. Uçakta sıradan bir halk bulamazsınız. Lüks kafelere giderek geçiminden yakınan bir halk bulamazsınız. Arada gidip esnaf kahvehanelerine girerek; parayı denkleştiremeyen, ocakçının ellerinin, ayaklarının nasırını görmelisiniz. Ucuza alınan tütünden yapılan sigara dumanını ister istemez içinize çekerek dert dinlemelisiniz. Birisi çıkıp nerelisin, nereden geldin, ne iş yaparsın da demeli. Şair şiirini yaşayınca şairdir ve bir de Allah’a açınca ruhunu. Yoksa kelebek yine uçuyor, rüzgâr yine esiyor ve gece yine ayni gece oluyor.

´´Hâlbuki hakiki sebep

Bunlardan hiçbirisi olmamalı. ´´

Özgür GÜNSAY

Dipnot: Şairin bütün şiirleri Yapı Kredi Yayınları ‘Bütün Şiirleri’ adli kitaptan alınmıştır.

Kaynakça

Gogol, N. V. (Ocak 2019). Palto. İstanbul: Parodi.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*