Özgür Günsay yazdı: ” HOŞGÖRÜ FELSEFESİ: YUNUS “

Felsefe geçmişten günümüze pek çok değişim, yenilik ve entelektüel bir gelişim çabasında olsa da temeli asla değişmemiştir. Düşünüyorum o halde varım diyen herkesin düşüncesine saygı gösterildi ve her zaman bir karşıt görüşü mevcut oldu. Bazı felsefi görüşler de vardı ki karşıt çıkmak yerine aynı safta olmayı seçti herkes. Bu görüş ise Yunus Emre’nin Hoşgörüsü olup, hoşgörü felsefesinin temel yapı taşlarından olmuştur. Yaratılanı hoş görürüz yaratandan ötürü diyen Yunus gerek yaşamıyla, gerek sözleriyle, sözlerinin yaşamıyla her okuyucusunun gönlüne bir sevgi tahtı kurmuştur. Onun herkesin bildiği gibi buğday almak için çıktığı yolda bulduğu bir kendisi vardı. Bulduğu kendisi, kendini fenafillah makamına ulaştırır ve var olan bedende ruh sadece ait olduğu hayata, var olduğu yere ibadet sergilemiştir. O sevgililer sevgilisini bir başka değim ile Leylasını bulmuş ve onun dünyasındaki dağları aşmıştır. Onun yolculuğu Mecnunun yolculuğundan da zor olup sevgisini Mecnun gibi yerdeki çiçek ile gökteki kelebekler ile hasbihal edip gördüğü her güzellikte dünyadaki acizliğinin bir kere daha farkına varıp, günümüzde uyuyan insanların zor zekat düşeceği hayretlikleri şiirlerinde ayet ve hadisler ile var olup da göremediğimiz bir çok olayı anlatmıştır.Hoşgörüye Yunus’un buğday istemek için gittiği Hacı Bektaşî Veli tarafından ne denli aç olduğunu görmesine yardımcı olan alıç ikramıyla derecesini göstermiştir. Sezai Karakoç’un, dağ alıcı hamlığı, işlenmemişliği fakat orijinalliği ve kuvvetli bir tabiatı, sanat ve şairlik kabiliyetini temsil eder, sözleri Yunus’un bütün tarifini apaçık gözler önüne koyuyor. Yunus sunmuş olduğu alıçlar ile kendini, kendi içindeki istekleri de sunmuştur. Onun alıçları içindeki kendinin hamlığından mütevellit içinden doğacak olan kendini bulmasına vesile olmuştur. “Bir ben vardır bende bende içerü”

Yunus Emre’nin hoşgörüsü aradığına hicret ederken bulduğu saf bir hoşgörüdür. O saf hoşgörüde insanlık ve bütün insanlar var olduğu eşref-i mahlukat durumundadır.  Böyle bir bakış açısını kendibine ait olduğu dergahtan alıp kendini bir demir gibi işlediği sohbetler ve zikirler ile istediği şekli dünyada almış ve aradığı kendisini bulduğu halde yitirip hep ilk günkü gibi aramıştır. Bu yitiriş kendini bulmak için beş vakit tekrarladığı bir yitiriş olmuştur. Eşref-i mahlukat konumda olan insanların hep unuttuğu kendilerinin Allah’ın bir parçası olduğudur. Bu parça kalu belada Allah insanları yarattıktan sonra ruhu insanlara burnundan üfürmesiyle her insan Allah’ın bir parçası olmuştur. Yunus Emre çıktığı yolda şiirleriyle kendisini hesaba çekmiş ve şiirlerinde kendisi üzerinden Müslümanlara öğüt niteliğinde şiirler atfetmiştir. “Yunus bu sözün egri büğrü söyleme/ Seni sigaya çeken bir Molla Kasım gelir.” Sözündeki bütün sözcükleri diğer şiirlerindeki gibi inci inci sıraya dizip yanlış anlaşılmasındaki iç hesabı kendisine uyarı niteliğinde seslenmiştir. Yunus’u pişiren dergah onun hoşgörü kapısını sonuna kadar açan yer olmuştur. Fenafillah makamına ulaşmak için çekmiş olduğu sıkıntılı her nefs mücadelesinde sonuna kadar direnmiş ve bu direniş Yunus Emre’nin şiirleri dizmesine yardımcı olmuştur. İçindeki Yunus şiirleri yazarken, dışındaki Yunus şiirleri yaşamıştır. Onun şiirlerinde içindeki hakikat aşığı olan Yunus’un haykırışı olmuştur. Bu haykırış insanlığın içindeki kendisini bulmasına yardımcı olan bir haykırıştır. Maalesef ki döneminde ve dönemimizde bu haykırışa sağır olmuş durumdadır insanlar. Döneminde sağır olanlara yaşayışıyla da bir haykırış sergileyen Yunus insanlığa her yönden ders vermiştir . Bu ders hep ait olunan yerden alınıp insanlığı ait olduğu yere doğru ilgisini çekmek üzere olmuştur. Onun böyle bir bakış ile hoş görüsü içten bakıp ancak içi görmek ile olmuştur. O bütün insanları ahsen-i takvim ayeti üzerinden hoş bakıp insanların içindeki yaşamak isteyen o ilahi ruhun tecellisine yazdığı şiirlerinde, kendini aldatan insanın aldanmış olduğu dünyadaki bütün renkleri şiirlerinde barındırmıştır. 

Yunus, herkesin içinde var olup ve günden güne eriyen bir mum gibi olan hakikate erimiş insanlarınki de beraberinde yanan o muma kendi mumuyla yardımcı olmuştur ve yanan her muma ayna olup geceleri bile hakikat ışığı eşliğinde iman ışığını parıldatmıştır. Onun hoşgörüsü tek bir felsefi görüş veya kelime ile sınırlandırılamaz. Bu sınırsızlık Yunus’un değil Yunus’a Yunus olduğunu yani içindeki Yunus’un sınırsızlığıdır. Yunus’un felsefesi ruhun öbür tarafa aitliğinden bedenin bu dünyada ölmeyecek olan ruha şahitlik edecek ibadetler sergilemesidir. Bu; namaz, hac ve oruç ile mümkün iken Yunus üzerine dili ile yapmış olduğu ibadet olan şiirleri de eklemiştir. O çirkinliğin de bir güzellik barındırdığını, bakmayı bilmeyen gözlere felsefesi ile gözlere ok gibi sözleriyle insan-karı hedefi olan kalplerinden vurmayı başarmıştır.

 Yunus felsefesi hoş bakmaktır. Hoşgörüye yaşamaktır. Hoşgörüye olmaktır. Yani insanı sevmeyen insanı yaratanı nasıl sevebilirdi? Yunus olmak balığın karnında iken bile hoştur bana senden gelen diyebilmektir. Kendine kendinden sırlar okuyup, kendinle yok olmak için hoş görüp insanın içindeki sırrı hoşça okuyabilmek gereklidir. Yapmış olduğu birlik çağrısı onun şahsi değil toplu bir şekilde çağrı ile aramaya teşvik etmesi yine hoş olan bir davranıştır. “GELİN TANIŞ OLALIM İŞİ KOLAY KILALIM. SEVELİM. SEVİLELİM. DÜNYA KİMSEYE KALMAZ.”

Özgür GÜNSAY

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*