Nilgün Özdemir yazdı:”Bir Zamanlar Karadeniz’de kadın olmak”

Karadeniz’de kadın olmak öyle kolay bir şey değildir.
Karadeniz kadını birkaç üniversite bitirir ama kimse onlara diploma vermez.
Onlar diplomasız ama vasıflı elemandırlar.

Daha çocukluklarında hayata bir sıfır mağlup olarak başlarlar.
Erkek çocukları her alanda serbest bırakılırken, kız çocukları her işe koşularak, hayatın yükü küçüklüklerinden itibaren o zayıf ve nayif omuzlarına yüklenir.
Buna, evin küçük- büyük erkek çocuklarının sofrasını kurup kaldırmak, içeceği suyu dahi vermek de dahil.

İleriki hayatı için, öncelikle Halkla İlişkiler Bölümünde uzman olurlar.
Çünkü; Karadeniz’de komşular neredeyse akraba konumundadır.
Komşuda pişenden komşuya verilir, külü bitse komşuya gidilir, sormadan meyvesinden toplanıp yenilir.
Bazı işler İMECE usülüyle yapılır, bazı işler için ise, aynı vakitlerde hep beraber yola çıkılır.
Bu yüzden geniş aile ve konu komşu ilişkilerini sıcak ve de sağlam tutmak zorundadır.

Daha sonra Sosyoloji ve Psikoloji Bölümünde uzmanlık yaparlar.
Çünkü; çocukluğundan evlenme çağına kadar, ana- babası tarafından hiçbir işe koşulmamış, her istediği yapılmış bir erkeğe eş olarak anlayışlı ve fedakârca hizmet etmek üzere evlenecektir.
Aynı evin altında, ebeveynler, kayın, görümce, elti, büyükanne büyükbaba ve diğer evli kardeşlerin çocuklarıyla yaşayacaktır.

Daha sonra Veterinerlik Bölümünü bitirirler.
Çünkü; ahırdaki inekleri, tavukları besleyip, hizmetleyecek ve hastalıklarından anlayacaklar.
Artı, gerektiğinde inekleri doğurtabilmek için Jinekoloji bölümünde de çift ana dal yaparlar.

Devamında Çocuk Gelişimi Bölümünde de uzman olurlar.
Çünkü; en az 5-6 çocuğuyla birlikte aynı evi paylaştıkları diğer eltilerinin çocuklarına da bakacaklar.

Bir de çok iyi Sporcudurlar.
Halter ve Maraton gibi.
Yani ağırlık kaldırmakta üstlerine yoktur, 70-80 kg çay sepeti, fındık çuvalını vs. sırtlarında taşırlar.

Ayrıca en az bir iki saatlik yol olan dağdan, kışın yakmak üzere odun yapmak için koca koca ağaçları balta ve oraklarla kesip, devirip, budayıp, sabahtan akşama kadar da saatlerce yol yürüyerek sırtlarında eve taşırlar.

Ziraat ve Tarım Mühendisliklerini de okurlar.
Ağaç dikip, meyve aşılarlar, sebze eker, ekin biçerler.

Gıda Mühendisidirler.
Turşu, pekmez, reçel, salça, salamura, tereyağı, peynir vs. yaparlar.

Iyi birer Ekonomisttirler aynı zamanda.
Onların kültüründe atık ve çöp yoktur.
Her şey değerlendirilir.
Kendi tüketeceklerini kendileri ürettikleri gibi, örer, diker, yamar giyerler.
En bariz özellikleri, iyi birer çevrecidirler.
Iki taşın arasına bile tohum ekerler.
Yeşil Karadeniz onların sayesinde daha da yeşerir.

Sonra gün gelir yaşlanırlar ama asla pes etmezler.
Bel bükülür yine de elinde baston, omzunda ağaçtan budadığı dal, sırtında ot, odun, fındık, çay yükü; öyle yıllara, yollara ve çilelerle geçmiş yorgun bir ömre meydan okurcasına; yüzlerinde her zaman güçlü bir ifade, onurlu bir tebessüm vardır.

Onlar hiç hazır sofraya oturmadılar.
Hazır para harcamadılar.
Çocuklarını kreşe, yaşlılarını huzurevine vermediler.
Onlar hiç doktora da gitmediler.
Sezeryan olmadılar, doğumlarını evde bazen de dağ yollarında işe gidip gelirken yaptılar.
Ilaç ve vitamin kullanmadılar, özel beslenmediler, fit olacağım diye rejim yapmadılar, spor salonlarına gitmediler.
Güzel görünmek için makyaj yapmadılar, kuaföre, güzellik salonlarına gitmediler.
Ömürlerinde hiç tatil yapmadılar.
Denize ise, sadece yanından geçerken baktılar.
Depresyona girmediler, psikoloğa, psikiyatriye gitmediler.

Velhâsıl, Karadeniz kadını olmak, dört mevsim ve bir ömür çalışan kadın olmaktı.
Birkaç üniversite mezunu ama diplomasız ev hanımı olmaktı.
Onlar yaş haddinden emekli de olamadı.
Kimse onlara maaş da vermedi.
Çünkü kimse onların çalışan kadın olduğunu farketmedi…

Nilgün Özdemir

4 yorum

  1. Bu yazinizi daha once de okuma sansim olmustu. Yine ilgiyle okudum. Bam teline basmissiniz. Allah’in kadin varliklarina dunyada cok zulum yapilir ama kiymetleri de pek bilinmez.

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*