Nazlı Akkaya yazdı: “Kendime Bir Doğum Günü Yazısı”

KENDİME BİR DOĞUM GÜNÜ YAZISI

            Annemin bir lafı vardı;  ‘yaptığın banaysa, öğrendiğin  kendine’..   ‘Ögrenme’ kelimesine, hem bir ömür verebilecek kadar yakın, hem de; arkama bakmadan kaçabilecek kadar nasıl uzak kalabildiğime hayret ederim hala..Neyi öğrendiğimin, neden öğrendiğimin önemi bir kenara itilmiş, hatta kakılmış; sadece öğrenmenin üstüne mum dikilmiş bir zihin formatı.

       Oysa, en nihayetinde  patlıcandan kaç çeşit yemek yapılacağını bilmekte bir bilme çeşidi; pinterestte gördüğün bir resmi hd çözünürlükte bloğuna yerleştirmeyi bilmekte..Annem, öğrenmenin önemini beynime kazımıştı adeta, lakin ; neyi, neden öğrenmem gerektiğini;  geçte olsa, hayat öğretti..

      Kimya laboratuvarı, ilahiyat fakültesi, felsefe, sosyoloji derken,  tek hedefi edebiyat olan, fakat bindiği otobüs fakültenin kapısından bile geçmeyen ben; şimdi yaşam koçu olmuştum.Hem şiir seven, hem kimya bilen, 32 farzı saniyede 100 km hızla sayıveren, hem felsefeci, hem şakacı illaki bol sertifikalı, çok okumalı, az uyumalı  bir yaşam koçu..çok havalı..

      Ama herkes benim kadar şanslı değildi eminim..Bir kere düşünmeli insan öyle ya; patlıcanın çeşidi miydi bilmeyi istediğim, yoksa pinteresgillerin ahvali mi?  Mavi mi, kırmızı mı?  Kararlılık mı, kararsızlık mı? Sabır mı,sabırsızlık mı? Macera mı ,dinginlik mi? Az mı,çok mu? Bu mu, şu mu?

      5 Dakikalık teşekkür konuşmasına bile, giriş-gelişme-sonuç cümleleri hazırlarken, ihtimal 80 yıl yaşayacağım koca bir ömür için, giriş cümlesi bile yazmamıştım.

     oysa  hayat…

     iyi ki,  hayat…

      ‘ Bak KOÇ’ UM  ‘ dedi. ‘Benimle yapacağın yolculuğunda, seninl alakası olmayan , seni hedefine ulaştırmayan bilme’ler; dibi delik altın kesesi gibi, ömrünün içinden tek tek alır altın zamanlarını. Bir bakarsın ki boşalmış kesenin içi. Ve günün birinde çok beğendiğin bir gökkuşağı gördüğünde, altının yetmez tüm renklerini almaya..’ 

      ‘Öyleyse’ dedim kendime,  ‘nedir seni sen yapan?’  Seni cezbeden? Sormakla başla!..Seni anlatan, havan, kokun, rengin, müziğin..Nedir değerlin?..Nedir önemsizin?.. 

      Üç kocaman altının varken kesende, sabır, sağlık ve zaman elindeyken; giriş cümlelerini yaz hadi!..Ve hayatının kompozisyonunu oluştur..Hangisi ilgini çekiyor? patlıcanın köz kokusu mu, pinterest çılgınlığı mı?İkisi de güzel, ikisi de mühim..peki ya sen hangisisin?..

      Ne güzel söylemiş Ahmet Hamdi Tanpınar: ‘Ne içindeyim zamanın, ne de büsbütün dışında.’ herşeyi bildim, hepsini yaptım, ne güzel çattım derken; kalıverirsin mandal gibi kendi hayatının dışında.

    Bir de bakmışsın  başkalarının,  sana altın tepsilerde sunduğu yenigelin dizaynlı, çikolata kahve ikilisi tadında hayatı yaşarken buluvermişsin kendini..Ya da agnostik mi, gnostik mi diye sorgularken bir yanın, diğer yanın kırmızı kamp sandalyesinde çekirdek çitleyen bir ömür döndüsünde bulur kendini..

       Kim sırtlasa böyle bir bilmekliği; altında kalır.

       Ve kim ki sırtlandı; altında kaldı.

       Çünkü hiçbir şey bilmemek kadar,

       Büsbütün her şeyi bilmek ruhunu, insan kaldıramadı..

       Günün birinde, metaforlara olan hayranlığınla başlattığın meraklı hayat yolculuğunu, elinde bir paket kavrulmuş kabak çekirdeğiyle bitirmek istemiyorsan şunları yapmalısın:

       –Kimsin?

       –Ne istiyorsun?

       –Neden istiyorsun?

       –Nasıl bir yol izlemelisin?

           …….

         Bak, uçları ösym nin sordukları kadar açık bile değil bu soruların Çok basit..Çok yalın..Ve hedefine çok yakın..gencim diyenlere kolay gelsin!! Benden geçti diyenler; kabak çekirdekleri kamp sandalyelerinin hemen yanında.

       Nazlı AKKAYA

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*