İNDİRGENMİŞ ÇOCUKLUK

Çocukluğunu yaşayamayan çocuklar yetiştiriyoruz. Çocuk yaşta olmakla çocukluk bilincinin aynı bir şey gibi göründüğü bir illüzyonla karşı karşıyayız.

Eski zamanlarda da çocuk, çocukluğundan uzak yetişir, tarlada, tamirhanede çalışır ve buna karşın yine de çocuk olduğu bilinciyle çevresine davranırdı. Çalışmasındaki ezilmişliğin üstesinden, hemen her edimine kendince bulaştırdığı bir oyun havasıyla gelirdi.

Bugün varılan noktadaysa çocuk; bedeninin katılmadığı, oyun dışında kaldığı ‘zihinsel oyun’ sürecine bilincini kilitlemiş durumda. Gün boyu gözünü ayırmadığı bilgisayar ekranı, onu, savaş taktiği uzmanı olduğu illüzyonuyla muktedir bir komutan gibi kendine hissettirirken, bilinç dışı yoldan tüm benliğini köleleştirmekte, kumanda tarafından yönetilen bir uyduya döndürmektedir.

Bir o denli, aynı anda her altı kanalın beşinde yayımlanan mafya dizileri de, çocuğun taşıması gereken doğal bilinci, ilişkiler pazarına peşkeş çekmektedir.

Sıra sıra adam öldürdüğünü bildiği halde karşısındaki katile aşkla sarılan bazı kadınlar, sevgilisiyle el ele gezen eli kanlı cellatlar, öldürmenin mutluluğa kavuşmanın bedava yolu olduğu güdüsünü de yine bilinç dışı yoldan çocuğa emzirmektedirler.

Kendi var oluşunun, ancak başkasının var olmayışına bağlı olduğunu öngösteren bu tehlikeli akıl, çocuğa; öldürmediği takdirde öleceğini, öldürmediği sürece öldürüleceğini gizlice aşılamaktadır.

Karşısındakinin fikrini değil fikir mekanizmalarını çökertme hedefindeki tartışmacılar, yolu değil yol hakkını elinden almaya adanmış trafik canavarlığı, bunun, toplumsal psikolojizm halinde yaşandığının tipik örnekleridir.

Cehennem burada olduğu halde, insan sormadan edemiyor: Cennet nerede?

Ki bu, aynı batağın içinde herkesin önüne çıkana sorduğu gelecek endişesi. Öyle ki, gelecemiz olan en yakınlarımızla bile aramıza girmiş, sıralanmış gelecekler söz konusu: Gelecek bölümde Ali’nin geleceği nasıl olacak? Yarışmayı A takımı kazanacak mı?..

Ağacın bireyliğine indirgenirken, ormanın bütünselliğini yitiren kişiler, apartmanın bütünlüğünü unutup daire komşusuna saldırabiliyor.

Belki de Anayasa’da değişiklik yapılıp, “Halkı sevgi ve dostluğa teşvik etmek” suçu eklenmeli.

İndirgenmiş çocukluk, bu bakımdan, kavramlar arasına sıkışmış insan profilinin bize göre en doğru tanımı olarak karşımızda beliriyor.

Öldürmek, kazanmak, reddetmek, bunlara bağlı olarak gereken konfor, güç, efendilik, seçkinlik, küçümseme, Tanrıları Dağı’nın sakinini oynama.

Güçsüz halk tabakasından olmadığını kanıtlama uğraşı,’ seçkin şair, seçkin yayınevi, Seçkin hastane, şampuan, restoran…. düşkünlüğümüz.

İnsan sormadan edemiyor: Herkes Cennet seçkiniyse, seçilmemişlerin Cehennem’i nerede?

Cehennet Çocukları mıyız?

Naz Bektaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paylaş