Mustafa Furkan yazdı: ” KISA METRAJ “

Fotoğraf: “Emine COBANTÜRK”

Sert ve kristalize tepelere, -bir gök boyu- çakılmış gevrek çivilerin sığ gölgesinde eriyen yumuşak güneş, kar ve keder ile yoğrulmuş balçığın, şafak vari bir demir atlının; siyah, yuvarlak nalları altında taşlaşışını pürsükûn seyrediyordu. Biraz yüksekte bir atmaca, dorukları kanatlarının altında taşırcasına mağrur vaziyette, gözüne kestirip boğazına çökeceği taze kan lokmasını arıyordu. Küçük kuşlar bu gözdağından ürkmüş olacak ki çıplak odalarının ahşap balkonlarında birer yılan gibi kıvrılıyorlardı. Yılanlar da birer yılan gibi kıvrılıyorlardı. Ama onlar, kuşlarınki gibi mimari sütunlar arasında değil, tabiî oluşumların pençesiyle şekillenen soğuk, izbe oyuklarda saklanıyorlardı. Geniş omuzlu kuşun, pireleri dahi tedirgin eden gösterisi, bir ışık geçişiyle sona yaklaştığı vakit, her şey -daha doğrusu atmacanın pazılarına kıyasla her küçük şey- aynı hayatta kalma telaşına devam ediyor lakin o tatlı ve aciz canlarından olma kaygısından bir türlü kurtulamıyorlardı. Yılanlar, sinsi sinsi topraklaşarak, ağaçlaşarak yahut cisimsizleşerek kuşların sancılı duvarlarını zorluyordu. Korkmuşken, tüylü ve renkli birer portakalı andıran o zavallı görünümlü kanatçıklar ise çoktan kapıyı duvar kılmış, kendi rekorunu kırışta bir kurbağadan yüz kat daha marifetli sayılan zıp zıp pirecikleri, serî hâlde ekmek kırıntısı toplarcasına toplamayı tahayyül ediyor ve karşılaştığı minik ayak izlerinin peşinden gidiyordu. Meşakkatli iş!

Taak! Taak!

İki el tüfek sesi duyuldu. Demir atlı, atından inip büyük bir heyecan ve pürdikkatle izlediği bu tabiî filmi, dramatik sonla bitmesini tenkitle karışık tebrik edercesine, atmacanın kanatlarını süsleyen iki Altın Fişek’le ödüllendirdi. Sonra, beynini kemiren, ‘’en iyi korku filminde en korkusuz olan oynar’’ düşüncesiyle, atının cilalı sırtına pervasızca yayıldı ve yeni bir sinema salonu aramaya karar verdi.

Kaşınıyordu!

Mustafa FURKAN

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*