MUSA AĞGÜL YAZDI ” YOL HALİ “

 

YOL HALİ

Derdi sadece kendisi ile olanların anlayabileceği hikâyeler vardır hayatta…

Günde binlerce insanın arasına giren ama “Bir” olmanın dayanılmaz hazzını/acısını yaşayan insanlar…

Her günün sonunda sığındığı dört duvar arasında ve kendini bir kitap yalnızlığında bulan,   öyle sessiz ve öyle çığlık çığlığa yaşayanlar…

Kalabalık şehirlerin şatafatlı yalnızlığında “gülerek” ama bir türlü mutlu olamadan ölenler…

İşte böyle bir hikâyenin tam da ortasında bir yerlerdeyiz bu aralar. Amaçsız ve pür telaş sabah koşuşturmaları geçiyor ömrümüzün her yerinden. Her daim bir şeyleri yakalayabilme/başarabilme azmiyle beraber, yanımızdan geçip giden bütün güzel şeyleri kaçırdığımızı bile fark edemeden “yaşamak”… Mesela benim, otuzuna merdiven dayamak değil de, geriye dönüp baktığımda dikili tek bir ağacımın bile bulunmaması acıtıyor içimi. Cevabını bulmaktan korktuğum için sorularını dahi düşünmek istemediğim yanılgılarım, her gece kim olduğumu ve ne için yaşadığımı sorgulamak gibi hayali sohbetlerim, her daim kısır bir döngü misali sokaklarında gezindiğim zihnim, fikrimin varmaya çalıştığı son durağında, zikrimle tevekkün sancısı çektiğim yaralarım var benim…

Mürekkep kokluyorum bazen işlenmiş bir hamur parçası üzerinden. “Yazmak” diyorum kendimce, “Bin” içinde “Bir” olmak gibi zamanı ve mekânı umursamadan ve aslında “Hiç” olmak için, insanlara yanmadan ve onlara yaranmadan yazmak… Burnumun direğini sızlatacak kadar açıklı bir şarkı çalıyor şimdi radyodan.  Evimin duvarlarında yankılanan yorgunluğum, göz kapaklarımın üzerine yıkılmış olanca ağırlığı ile yaşanmışlıklarım ve “Sevdim” dediklerimin bırakıp gittiği günlerde üzerime yıkılan hayal kırıklıklarını dinliyorum radyoda bugün. Ne garip! İnsan sadece âşık olduğunda mı bütün şarkılar kendisine yazılmış zanneder? Her okuduğu şiiri neden yalnızca sevgiliye yazılmış dizeler diye addeder?  Kafamın içinde fırtına öncesi sessizlik misali dingin ve az sonra kasırgalar kopacakmış gibi uğultu sorular dolaşıyor bu günlerde… Hayatın hiçbir yerinde, getirdiklerini sorgulayamamak, vecd ile başını bir defa dahi olsun secdeye koyamamak ve murakabe yapmaktan uzak “kalabalık”larda yaşamaktı belki kederim.

Ahh ! Ne çok sevmiştik yaşamayı oysa ki… Hani “ölümüne sevdim” derler ya, işte öyle. Büyük bir ciddiyetle geçti çocukluğumuzun yarısı, bir hamal misali sırtımızda kendi umutlarımızı taşıyarak büyüdük. Sonra genç olduk bizde ve her genç gibi –hayatın üzerimize yakıştırmadığını bile bile- “özgürce yaşama hakkı”mızın olduğunu zannettik… Bir nevi okuduğumuz kitaplardaki kahramanlar ve 90 lı yıllarda izlediğimiz video klipler gibi abartılı ve şatafatlı bir dünyada mutlu olabilmek umudu içinde yaşadık…

Büyüdük sonra…

Arkaya baktığımızda değiştirebileceklerimizin olduğunu görme ihtimalinin geleceği günleri hiç bu kadar çabuk beklemiyorduk. Gözlerimizde merhametin kaybolduğu acımasız bir savaşın içinde bulduk kendimizi biran. Öyle bir savaş ki bu; en yakınından en uzağına dek herkesin, dillere pelesenk olmuş sevda sözleri ile birbirini yaraladığı, zahiren bakıldığında en insanisinden daha insani, batınına bakıldığında ise acımasız bir yüzyıl savaşı bu…  Kimi hançer niyetine gül verdi bu savaşta kimi söz… Lisanımıza zül gelen yollar geçtik bir nefeste ama susmadık, susamadık; kılıç niyetine kalem salladık yıllarca bu yollarda…

İşte bugün,

Bu satırların yazıldığı ya da en azından tasarlandığı anda,

Pür telaş başlayan bir sabahın, bitmek bilmez o hengâmesi içinde, Ankara’da,

Nam-ı diğer “Gri Tonlu Şehirde” biten bir gün sonunda

Kalabalık bir “yol hali” ,

Kafamda çağ açıp çağ kapatmaya muktedir sorular…

Göz kapaklarımın üzerinde büyük bir ağırlık…

Kapatsam, dağılacak her yanım biliyorum.

Ölü toprağı misali üzerime kapanacak varlığım.

Duyuyorum dışarıdan gelen sesleri,

Anlayamıyorum…

Uzun yol seferi misali bu araca her bindiğimde, başımı dayadığım camdan bakarken, bu şehrin ışıkları içinde kaybolma korkusuyla tir tir titrediğim günler gelir aklıma sonra. Şimdi büyüdüğüm şehirden çok uzaklarda, soğuğu aynı soğuk, insanı yabancı bir yerden yazıyorum. Zihnimde yer etmiş sorulardan kurtulmak için sınırları aşmak ve uzak diyarlarda yaşamak yetmezmiş anladım…

Yol çok uzun sürdü bugün…

Uyudum,

Ve bir daha uyanamadım… 

Musa AĞGÜL

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*