Mune Gümüş yazdı:”Gökyüzünün Halleri”

rpt

Asıl marifet gök kuşağındaydı fakat herkes yağmuru konuşuyordu. Delice yağan yağmurun altında dolaşmayı severdi şair . Ne de çok severdi yağmurda sessiz adımlarla yürümeyi . Şair yağmuru seviyorum deyip de yağmur yağdığında şemsiyenin altına saklananlardan değildi. Sırılsıklam olurdu… yine de ilerlemeye devam ederdi. Neden mi seviyordu yağmuru . Şayet ağlarsa yağmur damlalarıyla karışırdı gözyaşları. Kimseler fark etmezdi ya ağladığını . Yağmur durunca otururdu sahipsiz kaldırımlara . Gözyaşlarını silerken şöyle bir baktı etrafına ve gördü en deli yağmurlardan sonra gökyüzünün gülen yüzünü (gök kuşağını) . Belirirdi simasında bir tebessüm. Yağmur gözyaşlarına ortaklık ederken , gök kuşağı yüzündeki tebessümüne sebep olurdu şairin ve fark ederdi siyah yoktu gök kuşağında dışlanmış mıydı acaba..? Diye düşünürken siyaha bir söz bırakmaya karar verir ve der ki “Üzülme siyah gök kuşağında dışlandın diye.  Unutma gece olunca sana emanet gökyüzü.” Düşünmeye devam eder şair acaba yağmurdan sonra gök kuşağının çıkmasıyla bir şeyi mi işaret ediyordu yaradan ? Her zor anda sabır mı etmeliydi yaratılan? Evet sabır etmeliydi sabrın sonu selamettir derler ya hani. Fakat şairin yaşadığı bunca şeyden sonra hala nefes alabilmek, bir umut taşıyabilmek hiç görmeyen birine gökyüzünün hallerini anlatmak kadar zordu…

Mune Gümüş

3 yorum

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*