Muhammed Balaban yazdı: ” ÖMRÜN GELGİTLİ SÜRGÜSÜ-II”

Ömrümüzün gelgitli sürgüsü işlevini sürdürüyordu. Her an bizi mutluluğa sevk edecek sürprizlere ya da üzüntü limanlarında demir atmaya sebep olacak gelişmelere yakalanabilirdik. Bugün mutluluktan uçuyorken yarın üzüntüler içinde ,hiçbir yere kıpırdayamaz halde olabilirdik.

Hayat işte!..

Burada unutmamamız gereken en önemli husus ,hayat dediğimiz bu yolda yaşadığımız ve yaşayacağımız her şeyin Kader dairesi içinde olup bitiyor, olup aynı şekilde devam ediyor olmasıdır.

Acaba Kader bizi nelerle karşılaştıracak?

Bu soru herkesin merakla, iç dünyalarına sorduğu bir sorudur. Acaba yapıp ettiklerimiz sonucunda kaderin değişebileceği doğru mudur?

Kur’an-ı Kerim’de İsra suresi 13. ayette Allah şöyle buyurmuştur.

‘’Ve her insanın amelini boynuna dolayıverdik ve Kıyamet günü onun için bir kitap çıkarırız ki, onu neşredilmiş olduğu halde karşılar.’’(Ömer Nasuhi Bilmen)

Bu ayet “Biz herkesin kaderini kendi çabasına bağlı kıldık ” şeklinde meali olan ayettir.

Halbuki bu tercüme yanlıştır. Ayetleri fikirlerimize göre çeviremeyiz. Tamamen kendi fikrimize göre eğip bükemeyiz.

Kader Allah’ın takdiri dahilindedir. Asla kulun tasarrufu dahilinde olmayan bir kavramdır ve daha çok hayatla alakalıdır.

Bir hadiste şöyle rivayet edilmiştir: “Şüphesiz duanın, başa gelmiş ve gelecek olan şeylere etkisi vardır. Onun için ey Allah’ın kulları, duaya sımsıkı sarılın.” (Camiussağir – 4264)

“Yapıp ettiklerimiz Kaderi değiştirir mi?” demiştik az evvel. Peki dua etmemiz kaderi değiştirir mi?

“Dua kaderi değiştirir mi?” sorusunu soran kişi aslında şunu öğrenmek istiyor: “Dua hayatımızı, yaşayacaklarımızı değiştirir mi? “ diye sormaya çalışıyor. Maalesef kader yanlış öğrenildiği için de soru bu şekilde yanlış geliyor.

Edep ölçülerine riayet edilerek,ihlas ile yapılan dua günahlardan, belalardan, dertlerden,türlü sıkıntılardan kurtulup sayısız nimetlere kavuşmamızı sağlıyor. Hayatımız duanın iklimine girmek ve duanın kabulü ile değişiveriyor.

Şu ayetler bu gerçeği apaçık önümüze koyuyor: 

“Bana dua edin, duânıza karşılık vereyim. “ (Mü’min, 60) 

Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına karşılık veririm.” (Bakara, 186)

Dua kaderi değil, hayatı değiştirir. Duamız Kaderimizin şekillenmesinde rol sahibidir. Dua kaderin sonradan değişmesiyle değil, kaderin öncesinde takdir edilmesi ile ilgilidir. Yani Allah’ın ezeli bilgisi bizim nelere dua edeceğimizi ve neler için çabalayacağımızı da kapsamaktadır. Allah ezelden, bizim özgür irademizle ne isteyip neye çabalayacağımızı da bilmekte ve kaderimizi bu bilgiye göre takdir etmektedir. Bu açıdan, Allah’ın ezelden bildiği kaderimiz bizim dua ve çabamıza dayanır. Allah dua ve çabamıza bir karşılık takdir (kader) eder ve takdir ettiği olayların takdir ettiği zamanı gelince de onu yaratır.(Muhammed BOZDAĞ /İstemenin Esrarı)

Dua geçmişimizi değiştirir ve geleceğimizi şekillendirir. Allah’ın ezeli bilgisi geçmiş ve geleceği birlikte kuşatır. Dolayısıyla geleceğin duamızla şekillenmesi, ezeli kader bilgisinin değişmesi anlamına gelmez.”

………………..

Yalnızlık diye bir şey tutturduk gidiyoruz. Ah bu şairler! Yalnızlık temalı binlerce şiir yazılagelmiş ve halen her gün bir yalnızlık şiiriyle, sözüyle, hikayesiyle karşılaşıyoruz. Bahsi geçen yalnızlık, fani bir kula duyulan muhabbetin olumsuz sonuçlanması itibariyle, kişiyi deriiiin bir üzüntüye sevk etmesidir. Öyle derin ki, nefes alamıyor, hayattan bezmiş, çıtkırıldım bir hale düşmüş…

Yalnızlık Kader midir?

Bu soru tipi ile de karşılaşıyoruz. Şimdi buraya kadar anlattıklarımızı yalnızlık kavramı ile harmanlayıp konuyu pekiştirmek istiyorum

Bugün Cemal Hocamın anlattığı konuyla ilgili bir hikayeyi burada da anlatmak yerinde olacak.

Taşpınar’daki büyük söğüt ağacı dibinde, odun ateşinde hazırladığımız o doyumsuz çayı yudumlarken başladı muhabbet.

-Eveet keşif kısmen tamam. Burası insanın ömrünü uzatır yahu!

Karşıdaki kayalığın üstünde büyüyen ağaçlara bakarak;

-Baksana kayada bile ağaç büyümüş ve hepsi de yemyeşil.

-Hocam daha burası başlangıç,az ilerde bunun devamı var.

-Karış karış inceleyeceğim Mehmet.

-İnşallah Hocam.

-Ohh çayın lezzetine de diyecek yok.

-Şifa olsun Hocam.

-Amin…

-Kaç aydır gelemiyordum ben de, vesile oldunuz Hocam.

Derin bir nefes çekip etrafa bakındı Cemal Hoca.Toplanıp bağdaş kurdu ve bana dönerek;

-Oturduğun ev senin mi?

-Hayır Hocam. Kiralıktı. Daha sonra rahmetli ev sahibimin bana emanet etmiş olduğunu öğrendim.

-Yani seni mi varis bıraktı. Kimi kimsesi yok muydu?

-Hukuki olarak öyle .Vefatından sonra Avukatı bildirdi bana sonra işlemleri yaptık. Rahmetli Muharrem Amca’nın hüzünlü bir hayatı vardı. Şimdi başlasam çok zaman alır.

-Güvenmiş sana ,sevmiş seni. Neyse Mehmet’im daha sonra anlatırsın ne de olsa.

-Anlatırım tabi Hocam

Dibinde oturduğumuz söğüt ağacını süzerek;

Bu söğüde bir isim bulmak gerek.

-Nasıl bir isim düşünüyorsunuz hocam?

-Bak sana bir hikaye anlatayım. Hikayeden sonra birlikte karar verelim olur mu?

-Peki Hocam. Merak ettim hikayeyi. Buyrun sizi dinliyorum.

Birer bardak çay daha doldurduk ve Cemal Hocayı dinlemeye başladım.

Bu söğüt ağacı kadar şanslı olmayan bir ağacın hikayesini anlatacağım sana.

Bir akasya ağacının dramatik hikayesi. İsmini Büyük Sahra’daki yaklaşık 400 bin km. karelik bir bölgeden alıyor. Ona en yakın ağaç da yaklaşık 400 km mesafede.

Bu bölge milyonlarca yıl önce denizmiş. Sonra çeşitli vahşi hayvanın  yaşam alanı, tropikal ormanlara dönüşmüş.

10 bin yıl öncesine kadar yemyeşil ve bereketli tropik bir bölge olan Sahra, iklim ve bitki örtüsünün değişmesi, dünyanın yörüngesinin kaymasına bağlı enlem etkileriyle yavaş yavaş dünyanın en büyük sıcak çölüne dönüştü.

Şu an dünyanın en sert iklim koşullarının yaşandığı sahra çölü’nün bahsettiğimiz bölgesinde, yüz yıl öncesine kadar bugün ki gibi kavurucu sıcaklar yoktu. Akasya ağacı da çöldeki kumların yuttuğu eski bir ormanın en son ağacıydı. Yüzlerce yıl kum fırtınalarıyla savaşarak dimdik ayakta kalabilmeyi başarmıştı. Kaç yıllık olduğu bilinmiyor,devasa bir çölün ortasında çok uzaklardan görülüyor, çöl kervanları için canlı bir deniz feneri vazifesi görüyordu.

Deve sayısı on binlere varan dev kervanlar için cisim olarak küçük fakat mana olarak büyük bir öneme sahipti. Bir konaklama tesisi gibiydi. Belki de bu kervanların ona gösterdikleri değer ve ilgi,onu uzun yıllar çölde yaşattı. Develere yaprakları yedirtilmez, çay yapmak için ağacın dalları kırılıp yakılmazdı. Bölge halkının dilinde Çöllerin Çölü anlamına gelen “dünyanın en yalnız ağacı”nın adı, aynı zamanda o bölgeye de adını veren Tenere idi.

Yıllarca yalnız yaşamaya alışan ama hiç yalnız kalmayan bu mucize ağacın sırrı, yanında 40 metrelik bir kuyu açıldığında ortaya çıkmış. Çölün yüzeyi kupkuru toprak iken, kökleri 40 metre aşağıya inip oradaki su tabakasından besleniyormuş. 

Derin bir nefes aldı Cemal Hoca ve çayının tazelenmesni rica etti. Ben hikayenin devamını heyecanla bekliyordum. Dayanamadım ve ;

– Bu gerçekten harika bir hikaye. Ben o kadar kitap okudum, o kadar bilim insanının hayatını okudum, o kadar bölgenin coğrafi özelliklerini öğrendim.. Tenere ağacının olduğunu öğrenemedim.

-Ben de aslında buna İnternete dolaşırken rastlamıştım. (Twitter /Hasan SÖYLEMEZ)

-Haydi devam edin Hocam.

-Ne yazık ki, Tenere Ağacı, bu kadar güçlü köklere sahip olmasına rağmen yine hayatta kalmayı başaramıyor. 1973 yılında Libyalı sarhoş bir kamyon sürücüsü koca çölün ortasındaki tek ağaca çarparak dibinden kırıyor ve dünyanın en yalnız ağacını öldürüyor. Belki de şimdilerde serap olarak görülmeye devam ediyordur..

-Hocam bu hikaye beni çok duygulandırdı.

-Eee şimdi bu söğüde ne isim verelim.

-Tenere olsun diyeceğim fakat çöl değil burası.

-Bence düşünelim bikaç gün.

……

Yalnızlık kavramı bir kul için tek başına kalma anlamında kullanılmaya devam edilse, yalnızlık ayrılık sonrası bürünülen bir yorgan gibi anlaşılmasa. Yanımzda, bize şah damarımızdan daha yakın Rabbimizin olduğu gönülden hissedilip dualar ile bize ve tüm gönlü güzel kardeşlerime erişilmez bir huzur vereceği anlaşılsa…

DEVAM EDECEK!…

Muhammed BALABAN 


İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*