Muhammed Balaban yazdı: ” ÖMRÜN GELGİTLİ SÜRGÜSÜ-I”

HİKAYE

Bu bir burukluğun  önsözüdür.

Bu bir misafirin,umduğunu bulamama,bulduğunu beğenmeme üzüntüsüdür…

Bu ’’ yarın daha kötüsü olacak’’ kaygısı yanında ‘’belki de güzel şeyler olur’’ ümidinin gelgitli sürgüsüdür.

Bu çıkılması zor görünen bir yokuş,geçilmesi zor görünen bir çöldü.

Bu belki de Dünya’nın gözümüzle görebildiğimiz fakat gönlümüzle kavrayamadığımız bir işleviydi..  Ben ve benim gibi,hüzün liflerinden örülmüş  gömlek giyen birkaç  faninin, sayılı günlerden oluşan kısa bir ömrü ,ah-u vah edişlerle heba etmesinin serüveniydi..

…..

Uzun uzun düşündüm,burdan sonrasını yazamadım..Bu sabah bir durgunluk vardı üzerimde.Yarın dergiye bu yazının yetişmesi gerekiyordu oysa!

Sabahları hep aynı saatte kalkar, güneşin ilk ışıklarını yüzüme çalarım. Yağmurla uyandığım günler de oldu elbette, Sisli sabahlarımın sayısı da oldukça fazladır..Her ne olursa olsun her manzara bana bambaşka heyecanlar verir ama bu sabah nedir bu halim..büyük bir şey eksik sanki..Hayırdır İnşaallah!

Hafta sonu olduğu için bu sabah her zaman ki aceleciliğim yoktu. Sabahın keyfini doyasıya çıkarabilirim. Mütevazi bir kahvaltı hazırladım. Bu sabah çaydanlık tamamen doluydu. Çay tiryakisi olduğumu kimseden saklayacak değilim.

…..

Şekersiz çayımı içinde kaşığı ile birlikte alıp çalışma masama geçtim. Şekersiz çaya kaşık ne alâka diyeceksiniz. Ne garip birisin dediğinizin farkındayım. Bunun açıklamasını istiyoruz diyeceğinizi tahmin etmek zor değil. Çay kültürümüzde muhabbetin arkadaşlığın dostluğun birlikteliğin simgesidir. Cam bardaktan içilmesi ,hele ki ince belli bardaktan içilmesi ayrıcalık olarak görülür. Çay kaşığı bu ayrıcalığın ayrılamaz bir parçasıdır. Bir kere o bardağa vurduğu andaki ses emsalsiz bir motivasyon aracıdır. Tek başıma yaşadığım bu evde bu araca çok ihtiyaç duyuyorum. Hem zaten ayrılıkları sevmiyorum ,bırakayım da kaşık bardağından ayrılmasın.

Hay Allah kapı çalıyor bu saatte kim olabilir..

Kapıyı açtığımda karşımda yirmi yaşlarında bir delikanlı gördüm.

-Buyrun

-Kusura bakmayın rahatsız ettim bu saatte sizi.

-Estağfirullah,hayırdır!..

-Yardım isteyecek sadece bu evi görebildik etrafta.

-Gördük derken tek başına değilsin anlaşılan?

-Babam var. Bu civarlarda araştırma yapacağız da Taşpınar mevkiine nasıl ulaşabileceğimizi sormak için rahatsız ettim.

Tereddüt içinde kalmıştım. Aradıkları mevki muhteşem güzelliğe sahip bir yerdi.

-Babanı ara gelsin,dinlenin,kahvaltı ikram edeyim.Sonrasında yardımcı olurum.

Delikanlı babasını ararken ben de içeri geçip çayı koydum.Tanımadığım insanları eve davet etmek bir hata belki ama misafirperverliği de yapmam gerekir.Kasabanın muhtarını arasam mı ki diye düşündüm.Belediye Başkanı bu mevki için çeşitli  projeler vaadinde de bulunmuştu.Şimdi belediyeden geliyor olsalar buraları benden iyi bilmeleri gerekmez mi? Zaten ben de buraları pek bilmem.Dokuz ay olmuştu buraya yerleşeli.Bazen hava almak için çıkıp dolaşırım. Birgün tevafuken bu mevkiye gelmiştim.Adının Taşpınar olduğunu da merhum ev sahibim Muharrem Amca’dan öğrenmiştim.Patika bir yoldan 20 dakikalık yürüyüş sonununda ulaşılıyor. Başka bir gidiş yolu var mıdır onu bilemiyorum.Muharrem Amca’dan da bu konuda bir bilgi duymamıştım.

Evim kasabanın oldukça dışında,kasabayı ilçeye bağlayan yolun yaklaşık beşyüz metre doğusunda kalıyor.Sessizliği ve sadeliği sevdiğim için bu müstakil evi kiralamayı uygun gördüm. Yaklaşık 200 metrekarelik bir bahçe içinde, iki katlı şirin bir evdir. Buraya yerleşmemin de anlatılmaya değer bir hikayesi var.

Kahvaltıyı bahçedeki söğüt ağacının altında yaptılar.Çaylarını tazeledim ve merak içinde konuya giriş yaptım.Adının Cemal olduğunu söyleyen elli yaşlarında,beyaz saçlı yanık tenli Abi’ye dönerek;

-Tekrar hoşgeldiniz Cemal Abi.

-Hoşbulduk

-Merakımı mazur görün,Taşpınar’ı niçin sordunuz?

-Ben Botanik bilimciyim.

-Öyle mi? O zaman Cemal Hocam diyeyim.kusura bakmayın.

-Bu bölgede incelemeye almam gereken bazı bitki türlerinin olabileceğini düşünüyorum. Bundan bir yıl önce bir arkadaşım buralarda böyle bitki türlerinin olduğunu söylemişti.Kendisi buralarda kamp kurmuş,yaşlı bir amcanın kendisine yardımcı olduğunu söylemişti.

Merhum Muharrem Amca böyle birinden hiç bahsetmemişti.Acaba bahsettiği kişi Muharrem Amca olabilir miydi?

-Biz daha fazla vakit kaybetmeyelim,oraya nasıl gideceğimizi tarif edin,istirahat zamanlarında uzun uzun konuşuruz inşaallah.

-Tabi ki.Yalnız araçla gidebileceğiniz bir yer değil.Patika bir yoldan gidiliyor ve en son gittiğimde yolu dikenler kaplamak üzereydi.Son halini ben de merak ediyorum.

Cemal Hoca oğlu Tarık’a arabayı evin önüne çekmesini,bagajından yolda lazım olacak aletleri çıkarıp hazırlamasını istedi.

Yaklaşık 10 dakika patika boyunca ilerledik. Zorlu bir geçide gelmiştik.Burası baharın ilk günlerinde geçilebilen bir kısımdı fakat şu an kara dikenler her yeri kapatmıştı. Kayanın üzeri oyulup bir insanın ayakları sığacak kadar genişlikte bir yol yapılmıştı. Yaz mevsimi olduğundan dikenlerdeki iri iri böğürtlenler nasıl da albeniliydi.

Birlikte dikenleri kesmeye koyulduk. Balta,testere,bıçak..Her birimizin ellerinde yolu açmak için bulunuyordu. Tarık bir yandan böğürtlenleri afiyetle yiyordu bir yandan da bana uzatıyordu.

Cemal Hoca çok yememesini,rahatsızlanabileceğini söylese de avuç avuç yemeye devam etti.

Dikkatli olunması gereken bir kısımdı.Çünkü kayanın ilerisi uçurumdu.Cemal Hocaya bunu izah ettim.

Yaklaşık onbeş dakikalık bir çalışmanın nihayetinde,dikenli geçit açılmıştı. Yüzlerce yıllık meşe ağaçlarının çoğunlukta olduğu ormana giriş yapıldı. Dakikalar sonra mükemmel bir manzara bizi bekliyordu. Sağa sola kıvrımlaşan patikadan yürümeye devam ettik.

Ve Taşpınar…

İnsanın içini açan ,bir ressamın bütün ayrıntılarını es geçmemesi gereken bir tablo,bir şairin en güzel aşk şiirini yazmasına vesile olabilecek bir güzellik karşımızda duruyordu.

U şeklinde kıvrılmış derenin ,yukarısına doğru tatlı eğimle uzanan orman,derenin karşısında iri gövdeli uzun bir söğüt ağacı ve çevresinde dümdüz  bir çimenlik vardı. Söğüt ağacına elli metre kadar uzaklıkta bir kaya topluluğu vardı. Bu kayalar buraya insan gücüyle mi koyulmuş yoksa karşı ki Kocahasan Dağı’ndan kopup derenin sel sularıyla mı buraya kadar sürüklenmiş bilemiyorum. Kayaların hemen dibinde,suyu yazın buz gibi,kışın ılık bir pınar bulunuyor.

Cemal Hoca derin derin baktı manzaraya. Tarık çoktan telefonuyla fotoğraf çekmeye başlamıştı. Cemal Hoca çantasından profgesyonel fotoğraf makinesini çıkardı ve oda başladı çekimlere.

………..

-Eee akşam oluyor artık!

-Maalesef Cemal Hocam ,her gün olduğu gibi..

-Biz de şehre gidip otele yerleşelim.

-Ben varken otele niye gidiyorsunuz

-Gördüğüm kadarıyla yalnızsın ,sana yük olmayalım.

-Aman Hocam yük ne demek, şeref duyarım sizi misafir etmekten…

-İnşaAllah başka zaman.Hem şehirden almamız gereken bir takım araç gereçler var.

-Peki Cemal Hocam. Kalacağınız oteli ayarladınız mı?

-Hayır.Burası küçük şehir yer bulunur her zaman diye düşünüyorum.

Tebessüm ederek arkadaşım Cengiz’i aradım.Kayınpederi otel sahibidir.

-Cengiz Merhaba kardeşim!

-Merhaba Abi.

-Senden bir ricam var.İki misafirim var da kayınpederine söylesen misafirlerim için gerekeni yapar mı?

-Kral dairesi bile açarız abi ne demek.

-Çok teşekkür ederim kardeşim.

Cemal Hoca tebessüm ederek

-Ne gereği vardı oğlum.Bak ben bu iyiliklerini unutmam.

-Adı üstünde iyilik Hocam,bi karşılığını beklemiyorum.Karşılık olursa adı iyilik olmaktan çıkar.

O gün için vedalaştık.Araçlarına bindiler

Bahçe kapısına kadar yolcu ettim misafirlerimi.

Bugün Taşpınar’ı yeniden keşfettim.Üstelik iki dost kazandım.Ulu söğüt altında pınarın suyu ile demlediğimiz çayın tadına doyamadık.Hele Cemal Hoca’nın ilim dolu sohbeti,bana nasıl keyif verdi anlatamam.

Aman Allah’ım hareketli ve de bereketli bir gündü. Sabah başlamış olduğum yazıya devam edebilirdim.Çünkü Cemal Hoca’nın Taşpınardaki ulu söğüdün altında anlatmış olduğu Tenere hikayesi ,sabah ki o üzerime çöken ağırlığı yok etmişti. Mükemmel bir ilham olmuştu bana o hikaye. Tüm anlattıklarını iyice ezberlemiştim…

DEVAMI GELECEK…

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*