M. Nihat Malkoç şiiri: “Süreyya “

…SÜREYYA…

I./…umumi manzara…

İntizarın kalbiydi esrarlı şehir Mekke!…

Çölleşen yürekleri sulayan nehir Mekke!…

Salâsı okunurken boynu bükük güllerin

Önüne katılmıştı(k) boz bulanık sellerin

Öznesi muallakta; mazeret, bunca neden…

Ruhlar dar’a çekildi, boşlukta kaldı beden

Akıl hükmünü verdi, gönül infaz edildi

Cam ve can kırığında, çıplak ayak gidildi

İdrakler kilitlenmiş, bu ne garip bir şehir

Göklerden habersizce tersine akar nehir

Zaman bir alev topu, dokunursan yanarsın

Puthanedeki taşa, nasıl olur kanarsın?

Mekke semalarında kapkaranlık bulutlar

Saman alevi gibi kırık dökük umutlar…

Güllerin yangınında damlayı esirger har

Eline kan bulaşmış kışın remzidir bahar

Putlardan medet umar, Ebu Leheb, Cehiller…

Âlime kan kusturur gözü dönmüş cahiller…

Kara kış ortasında baharın adı vardı

Aydınlık sabahlara Hakk’ın muradı vardı

II. /…veladet…

Kâinat hamileydi apaydınlık bir çağa

Titredi cümle âlem tohum düştü toprağa

Amine’nin evinde bir kutlu sabi doğdu

Yüzündeki aydınlık karanlıkları boğdu

Muhammed’in nurundan nura gark oldu dağlar

Gönüller sana meftun, hasretti sana çağlar

Hasretin yangınında küller güle dönüştü

Rahmet panayırında payımıza nur düştü

Sen geldin ey Sevgili, meyveye durdu dallar

Birler bine dönüştü, birleşti kutlu yollar

Yolların kavşağında çıkmazlar çıkar oldu

Rahmet deniz misali, akmazlar akar oldu

Çağlara sen öğrettin haysiyeti, onuru…

Güneş senden almıştı aydınlığı, o nuru

Didarının şavkıyla gölgede kaldı güneş

Zifiri karanlıkta oldun Süreyya’ya eş

Gökler tebessüm etti, çalkalandı denizler

Mekke sokaklarında güle döndü benizler

Karanlık gecelerden âleme yıldız yağdı

Sensizlik kör karanlık, güneş seninle doğdu

Bir adın Muhammed’dir, öbür adın Ahmet’tir

Varlığın ab-ı hayat, bengisudur, rahmettir

Salavat kürsüsünde, gönüller seni andı

Yaralanmış idrakler aşkınla kanatlandı

Sen bir yakut sütundun, ümmet sana yaslandı

Seni hedef alan ok, sadağında paslandı

Hakem tayin edildin, sen Muhammet’ül Emin

Cihanı aydınlattın, rahmetellil âlemin

Altın çağa vurulmuş mühürsün ey Sevgili!…

Allah’a kul oldukça hep hürsün ey Sevgili!…

III./…risalet…

Ey hüzün peygamberi, tenimizde cansın sen

Alnımıza düşen ak, kutlu heyecansın sen

Ahmet’sin, Muhammed’sin; sıfatındır “el-emin”

Sensin Hakk’ın habibi, gözbebeği âlemin

Çağlara hayat verdi getirdiğin kitabın

Kalplere tesir etti o yumuşak hitabın

Zamanın münkirleri, hepsi bir lâf ebesi

İzinden gitmeyenler, şeytanın talebesi

Lisan-ı hâl kâfidir, hacet var mıdır söze?

Çağlara ışık saçan Kur’an büyük mucize

Tebliğ ağır vazife, neler neler çektin sen

Taşlaşmış yüreklere aşk tohumu ektin sen

Allah’ın davasında çilelere taliptin

Bu yolda yenilmedin, yenilsen de galiptin

Ümmetin derdi derdin, aşın hüzündü senin

Gözünden akıttığın yaşın hüzündü senin

Kimi kalplere inat yumuşadı taş bile

Ayrılığın korundan alev aldı yaş bile

Ötenin ötesinden haber saldı ulaklar

Kör vicdanlara inat, duydu sağır kulaklar

İffet abidesiydin, başlarımızda taçtın

Ucu cennete varan mübarek bir yol açtın

Sineye çekip durdun o kurşunî âhları

Ümmetine bıraktın gül yüzlü sabahları

Sen olmazsan sevgili kime sığınırım ben?

Selâmet sahiline, mim’e sığınırım ben…

Canına kast edenler, seninle hayat buldu

Mesajın her dem taze, yolun aydınlık yoldu

Ruh kıvamına erdi, yanmakla piştik Resul!…

Hicran uçurumundan boşluğa düştük Resul!…

IV./…hicret düş(ünce)leri…

Ya tahammül ya sefer, beyhûde üçüncüsü

Gönüllerin ışığı, iman kalplerin süsü

Bir hüzünlü seherde umutla yola düştü

Ayrılık şafağında intizar kula düştü

Ebubekir Sıddık’la revan oldular çöle

Bu kutlu yolculukta gökler göz kırptı güle

Aşkın limanlarında gemileri yaktılar

Karanlık gecelere yıldız yıldız aktılar

Eyüb’ün hanesini şerefyâb eyledi o…

Söylenmesi gereken son sözü söyledi o…

Mekke’de açan gonca Medine’de gül oldu

Muhabbet iksiriyle gözyaşları sel oldu

Taşlaşan yürekleri yumuşatır nazarın

Tertemiz gönüllerde kurulur aşk pazarın

Sedefte saklı inci, damlada okyanussun

Hakikat konuşurken yalan ebedî sussun

Muhabbetin tılsımı bakışında gizlidir

Hayatın düzlükleri yokuşunda gizlidir

Gönül göğümde aysın, mihrimsin ey Sevgili!…

Kapıları altından şehrimsin ey Sevgili!…

V. /…sonsuzluk kervanında….

Varsın diye yarattı kâinatı Yaradan

Bir şeyler eksik kaldı, çekilince aradan

Ey hüzün peygamberi, yoldaşındı acılar

Yokluğunda yaş döktü analar ve bacılar…

Kardeş eylemiştin sen, siyahı ve beyazı…

Her mevsim kıştır şimdi, neyleyim sensiz yazı

Karanlık gecelerde aydan arıydı yüzün

Senden uzaklaştıkça dağ oldu bana hüzün

Derman saydığım ilaç, gönülde yaram oldu

Kırpmadığım gözüme uykular haram oldu

Getirdiğin her ayet şerbet oldu bizlere

Yokluğun bir baldıran, gurbet oldu bizlere

Gittiğin günden beri firarda uykularım

İçim Yusuf kuyusu, karmaşık duygularım

Her yolculuk bir sancı, elbet hesap sorulmaz

Sevmek ruhun kanadı, kalp sevmekten yorulmaz

Ömrün yokuşlarında yüküm hicrandır benim

Yokluğun yağlı urgan, dünyam virandır benim

Muhabbetle beslenir, aşka yürür erenler

Ölümde hayat bulur, hakikati görenler

Yürüyen Hakk’a varır, Süreyya’nın izinde

Cenneti görüyorum o mübarek yüzünde

On dört asır evvelki çağrına uyanım ben

Vicdanın kulağıyla sesini duyanım ben

Nazarın değdi göze, bozduk aşk orucunu

Hakikatin ipinin muhkem tuttuk ucunu

Kalpler seninle aydın, gönül sensiz gecedir

Adın dudaklarımda büyülü bir hecedir

Ümmetin olmak yeter, başka postu neyleyim

Dostumun dostusun sen, gayri dostu neyleyim

VI./…altmış üçüncü basamak yahut özleyiş…

On dört asırdan beri, özlemin yürekte dağ

Her ne varsa kokuşmuş, seni özlüyor bu çağ

Hasretin kumaşını gözyaşlarımda yundum

Uzağına düştüm yâr, hasret narında yandım

Hedefi düşleyen ok, sadağımda paslandı

Hasretin şebneminden kirpiklerim ıslandı

Pervaneyim narına, sevmek yanmak demektir

Vuslatına susamak, aşka kanmak demektir

Başka mülkü neyleyim, aşkınla abat oldum

Ayrılığın narında yandıkça berbat oldum

Sensiz geçen baharlar ağır kış oldu bana

Gördüğüm her ne varsa, kırık düş oldu bana

Göçtüğünde dünyadan sırılsıklam ıslandım

Aşkın darağacında sille yedim, uslandım

Sükût düştü payıma, gözlerimde nem oldun

Hüzünkâr gecelerde efkârıma dem oldun

Barut kokan bu çağda özledim gül kokunu

Kalbin orta yerinden yedim hasret okunu

Gönlümün tenhasında hep nihandır hasretin

Mükâfatı çok büyük, imtihandır hasretin

Boşlukları sarmaya müşfik el oldun bana

Hafakanlar basınca kutlu yol oldun bana

Ayaklarına değen kum tanesi olsaydım

Bu dünya gurbetinde yâr aşkıyla dolsaydım

Boynuma geçirmişim firkatin urganını

Zemheride örtündüm hasretin yorganını

Uzağına düşmüşüm, elemim var Sevgili!…

Mürekkebi aşk olan kalemim var Sevgili!…

Tarif edemez seni, aciz kalır her kelâm

Selâm olsun ey Nebi, sana binlerce selâm!…

M. NİHAT MALKOÇ

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*