İsmail Yılmaz yazdı: ” ÇADIR KENT Mİ? ÇİLE KENT Mİ?”

Günlerdir bu sorunun cevabını bulmak için uğraşıyorum.

Benden yaşça büyük olan abilere ablalara bu soruyu yöneltiyorum. O an belki dıştan onlara vakit ayırdıkları için ve samimiyetlerinden dolayı teşekkür ediyorum ama kime bu soruyu yönelttiysem içimdeki benin istediği cevabı alamadım. Dost meclislerine giriyorum çayları yudumlarken içimde ateşi sönmeyen o soruyu ulu orta …‘ Çadır Kent mi?  Çile Kent mi? ‘ diye soru verdim. Aldığım cevaplar bir an olsun içimdeki yangını dizginledi sanki ama hala beklediğimi bulamamıştım. Çeşitli sivil toplum kuruluşları ile defalarca savaş bölgelerine gitmeme rağmen, oralarda insanların ne şartlar altında yaşamlarını devam ettirdiklerini bildiğim halde bu soruda saptanmış kalmıştım. Bu sorunun karşılığını bulmadan durmayacaktım biliyorum. Neden bu kadar takıntılıyım, içimdeki merak duygusunu artık törpülemeliyim diye kendime kızıyorum. Bu kızmalarımın nafile bir hırçınlık olduğunu bilmeme rağmen kızıyordum kendime.

Her şeyin aslında cevabı bendeydi ama bir şey sanki cevabı perdeliyordu. Kaç gece uykusuz nöbetler tutturdum, kaç kez kütüphanemde kitapların arasında sabahladım bilmiyorum. Odamda ne yana kafamı çevirsem altı çizili kitaplara, duvara asılı notlara, anlamsız ödül plaketlerine denk geliyordum. Birden bilgisayarım gözüme ilişti korkarak ve istemeyerek son umut elime aldım. Korkuyordum ondan çünkü saçma forum siteleri, lanet sosyal medya hesapları hepsi adeta pusuya yatmış bir yılan gibi zehirlerini akıtmak için beni bekliyordu. Parmaklarımın tuşlara nasıl dokunduğunu bile hatırlamıyorum bir forum sitesinde bu konu hakkında bir soru önerisi açılmış. Altına yazılan cevaplar gerçekten trajikomikti herkes kendi yalan dünyalarındaki düşüncelerini okuyan kişiye doğruymuşçasına yansıtmaya çalışıyordu. Bir kişi ne çadırı, ne çilesi orası keyif kent! diye yazmış ve altında binlerce beğeni, onu tasdik eden sayısız yorumlar yazılmış. Uzun bir süre düşündürdü bu cevap beni. Ama altına yazılan yorumları görünce şunun farkına vardım ki yine birileri televizyon karşısında çayını yudumlarken edebiyat yapmış. Bir süre sonra sosyal medya ya girince yine aynı keyif kent yazısını gördüm. Sürü psikolojisine kapılan sayısız insan bunu kendi sayfalarında paylaşmış! Dönüp neye dayanarak? Neden? böyle düşünüyorsun desen eeee, ııııı, dan başka üçüncü harfi diyecek bir kelime, cümle kuramaz ama kendince görüş belirtmiş oluyor. Tarafını seçmiş oluyor. Ama hangi yönde olduğunun farkında bile değil. Müslüman kimliğinin farkında değil!

Her gün beş vakit namaz kılıyor ama belli ki, namazlarını cehennem korkusu için kılmış. Kur-anı su gibi okuyorlar ama belli ki, o kur-anı biliyor desinler diye okumuş. Ramazan ayında oruç tutmuş, iftar saatlerinde kanal, kanal hoca dinlemiş ama bunu ailesine gösteriş için açtığı her halinden belli. Ensar – Muhaciri ezbere biliyor ama kendisi şuan hangi konumda ve ne yapması gerektiğini bilmiyor.

Çünkü kendisi, beş metre bir çadırın içerisinde ailesi ile yaşamak zorunda kalmamış. Beş metre bir bez parçasının altında annesi, babası, kardeşleri, dedesi ve nenesi ile yaşamak zorunda kalmamış. Annesi üzerindeki elbiseleri değiştireceği zaman ailesinden çadırın dışına çıkmaları için izin istemek zorunda kalmamış.

 Yazın 40 derecenin altında o dar yerde sıcaktan bunalmamış. Tırnaklarını kesecek, tırnak makası olamadığı için tırnaklarını taşa sürterek yontmamış. Kışın o bez parçasının altından çamur deryası sel suları akmamış.

-Yazın klimalı soğuk evinde, kışın doğal gazın sıcağında televizyon karşısında muhallebi gibi gevşemiş kardeşim orası ne çadır kent, nede keyif kent, orası ne yazık ki,

Çile Kent!

İsmail Yılmaz

1 yorum

  1. Ümmetin derdiyle dertlenecek kadar acımamış demek ki yüreklerimiz. Kendimizce “dert” dediğimiz basit konulara dalarak asıl dertlenecek şeyleri kaçırmışız hep. Rabbim bizlere bunun şuurunu lutfeylesin.

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*