Omuz

Bir hikayem yok. Neden buradasın ve buradayım sorusunu soracaksan en baştan söylemeliyim ki ayırmalıyız yollarımızı. Sanat filan da sayılmaz bu zaten ne bir acım var ne hayalim ne de kaygım.  Öyle alıntılar yapabileceğin bir yazı da değil bu. Zaten bunu neden okuduğunu da ancak bunu neden yazıyor olduğum sorusunun cevabındaki kadar sığ bir serinlikle açıklayabilirim. Ne mi demek istiyorum? Ne önemi var! Ne söylediğim değil mi önemli olan, buna odaklan; çünkü ikimizin de şu anda başka çaresi yok. Odaklan demişken var mı odaklanabildiğin yani gözden çıkarabildiğin bir şeyler? Bu bir yüzleşme mi diye düşüneceksin şimdi de, belki…Neden olmasın ki? İhtiyacın varsa yüzleşmelisin. İhtiyacın var mı? Sanmam ama bazen yine: belki.

Ben iyi bir yazar değilim, söylemeden geçemeyeceğim çünkü ben bir yazar değilim. O yüzden de burada sadece iyiliğimi tartışabiliriz ama onun da hangi konuda olacağı muamma. Keşke zamanı tutabilseydim tam şimdi. Dursa öylece değiştirmese, yoldan çıkarmasa hiçbir şeyi ve daha önemlisi yoluna koymasa. Affetmesem, kızmasam, küsmesem; tam olduğum yerde kalmaktan başka ne kurtarabilir ki beni? Çaresizlik mi bu? Bakın ne söyleyeceğim, çaresizlik çarelerle tartılabilir. Şimdi bir soru daha o güzel parlak omzuna: çarelerle donatılmış bir gelincik misin?

İlk iki paragraftaki olumsuz başlangıç cümleleri şimdiden yıldırdıysa seni, açık bilet bu; ben tefeci değilim ki.

Seni sonbaharından yakalamam, benim zaten mevsimlerle aram hiç iyi olmadı. Turgut Uyar kadar mı sanmam ama tutunamadığım en çok mevsimlerdi. Hepsine birden çünkü; bilirsin ayrıcalıkları sevmem.

Bilirsin demekle ürküttüysem seni, omzundaki şal seninle olmalı gibi hissettiysen; korkma, yanındayım en azından bir süre daha. Çünkü seni içinde kaybolacağın satırlara boğmak niyetim hiç olmadı. Ben benimle yazmanı istiyorum. Sen de ister misin?

Bir gün demişti ki annem, ahh şu klişe düşmüyor ağızlardan dimi, boş ver ne dediyse dedi işte konu orada kapandı gitti. Haklıydı çünkü herkesin annesi gibi. Buradaki soruyu alt metin okumalarındaki parlak omuzların üzerindeki sıradan aklına havale ettim, o da gitti.

B harfinin küstahlığına da şahitsin artık, şimdi desem ki onu da bırakalım gitsin. Bırakmak, Bırakmak, Bırakmak, Bırak,Bira,B.

Sana demiştim yazacaksın benimle her paragraftan her cümleden her satırdan sonra dönüp bakmalısın öncekine. Hayat işte, buyrunuz matmazel/senior işte şifre.

Kim büyütür çenesinde bir yazgıyı? Dul kadın mı,  dört çocuklu dul adam mı, piçler mi pezevenkler mi. Çünkü orosbular susar, bakma sen Zeki Demirkubuz filmlerine. Orosbular susar, o halde biraz konuşsak iyi olacak gibi.

Ben bir elma ağacının neden rüzgara karşı bu kadar şehvet duyduğunu çocukluğumdan bu yana düşündüm durdum. Şemsiyeler kurtarmaz gibi geldi, gökkuşağı da sanki biraz çocuksu. Evet evet çocuk olmak iyi, hoş, güzel falan filan.. Sen o taşları bu yana doğru fırlatmadan söylemem gerekti bunu. E atamadığına göre başka “çaren” kalmadı sanki. Ne dersin dökmeli mi?

Hera Samıkıran

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paylaş