Hera Samıkıran yazdı: “Ksenophanes’e Mektuplar-1”

Ben seni sakladım onlar yasakladı. Hangi ayinin kurbanı bu? Ben uzaklaşırken onların beni içine attığı bu yangını ilk yakan ne? Belki bir sonbahar şenliğidir bu bilmediğim bir dilde. Ben okuma yazmayı bunca karmaşada nasıl öğreneceğim. Çaresizim ve çarelerim çaresizliğimle bir türlü uzlaşmıyor. Ne istiyor karşılığında nedir yetinemediği hangi kül bu savrulup duran üstümüzde. Sırtımızda bir geçmişin bi türlü geçmemişliği. Benim söndürdüğüm yangınlar neden hep benden önce varıyor bir sonraki duraklarıma? Ben benden hızlı çoğalan bu korla nasıl savaşabilirim ve neden hep savaşmak zorundayım? Herkesin başında ölümsüz bir kan davası. Çeyizler, adaklar ve hatta o meşhur mavi gök hiçbir zaman çare olamıyor. Attı biri bizi bu dehşet çölüne dehşetimiz kabulümüz olmuş, yangınımız yorgan sığınmışız intikamlarımıza. Anlayacağın ille de öleceğiz ya düşman elinden ya da kini bıraksak bırakmayanlar yüzünden kendi elimizden. Bende bu yangınları kurutacak toprak bu çölü yeşertecek
su yok. Sende de değil bir umudum çünkü sevmek bize tamam da onlara yetmiyor sevgilim. Seninle bir akşam oturup uzunca susmak isterim. Bunu hep isteyeceğim benim de doyumsuzluğum seninle suskunluğumuza olacak. Seninle susmak da onların tanımıyla benim dinimce ibadet olabilir. Bana sorarsan ne kutsal ne masum. Çaresizlik bizi susturan; seçilmiş bir yol değil maruz bırakıldığımız bir şey olacak.Öyle ya da böyle hep edilgeniz ama en azından belki birbirimizi anlayacağız, anlaşıldık sandık diye mutlu olacağımızın hasretiyle kavruluyor içim. Sensiz susmak da fayda etmiyor ki konuşmaktan ne bekleyeyim. Bir ağacın dökülmekte olan iki yaprağıyız ben senden daha önce düşmek istedim sadece ama yanına daha yakınına. Ya da sen gel ört beni ama sarıl yorulmadan sarıl çünkü çürürken sana karışmaya susadı damarlarım. Ben bu dehlizleri bu köprüleri aşıp da gelecek kudrette değilim. Köklerimden uzağa gidemiyorum madem ve ille de düşeceksem yine aynı ağacın dibine insan denen o mahlukattan başka yoksa şansım bari seninle olayım. Övülecek hiçbir yanı kalmadı bu dalların ama sen bana bir avuntu gibisin çaresizliğimizin. Kabul edersen ben de seninle gömülmek isterim çünkü ille de gömecekler bizi ille de çürümemiz gerekmiş sevgilim. Tüm renklerimiz
siyaha çalacakmış kendini. Bir siyah da senden gelsin isteyecek kadar körüm sana ve kör kalmak isterim karanlığında; diğer tüm aydınlıklar da kokuşacak bizimle.Ben senin başka bir yerde kararmayacağına dair tek bir parça olsun umut taşıyabilseydim senden dahi vazgeçerdim ama kaçış yok sevgilim. Ve madem yok kaçış, seninle çürümeme izin verir misin?

Hera Samıkıran

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*