Hera Samıkıran yazdı: Kaktüs Morgu

Kovduğumda köleye, çağırdığımda bir asi’ye dönüşüyordu, neden?

Güvercin soyundan geldiğine ikna etmişti kendini
Onu büyütüp beslemem ihanetti hepten
Şarkılar söyleniyordu karla kaplı bir ağacın altında
Şarkılar, buzları eritmek için
Bana sakın bir şey yapmadın deme
Harflerim, Ekvador’un öğle namazı vaktine taş çıkarır cinsten
Bir çam ağacı altındaki şarkı bile yenilebilir
Yenilmelidir sözcüklerime.
Tüm bu koşuşturmaca ve beklenti, eritmek için
Kırağı düşmüş kalbinin uçbeylerinin çadırını
Yenmek ve istilâ etmek; yıkmadan ama yakarak belki
Yakarak çünkü yanmazsan sıradaki ölüm,
Ölümdür sınır boylarında gezen
Morglara oysa ölüleri saklarlar
Aşıkları değil.
Sıradaki ölüm asilere ve aşıklara
En çok onların sonu gelmelidir
Çünkü dünya tüm kaygan ve dönek aksağanıyla
Bir ıslah evi olamaz isyan eden ve susanlara.
Damarlarından bir at arabası kalkmalıdır kanatlarına
Anla beni, ren geyiği bir masaldır
Noel de baş belası
Yok başka bir yolu, eritmek zorundayız buzullarını.
Cengiz han öldü, anla beni
Ve ben İngiliz, İspanyol veya Yahudi değilim
Değilim ama Judas’ın açtığı yolda gösterdiği hedefe yürümektesin
Mezhebin buz senin,
Günahım yok benim
Bana da Hafız dedi, dedi ki
Ateştir senin mezhebin.
Ya İbrahim’i atan bileceksin
Ya da bizi, kölen.
Diyeceksin ki Yahudi’yim, hainim ve hizmet beklerim
And içeceksin anladın mı and
Oysa peygamberlere ancak biat edilir, sevgili küçük Tanrı!
Anla beni buzuldansa çöle dönüşmelidir kalbin
Çiğ tanesinde çiçekler açabilir
Ancak bize kaktüsler gerek
Develer ve daha da önemlisi atlar, kıratlar
Kum fırtınaları, buzdağları yerine
Kavruk bir bakış, çatlamış dudaklar
Yanık bir ten
Soğuktan titreyen, sarmalanmış ve sessiz harflerle konuşan kuzeyliler yerine.
Kaostan uzak, paramparça olmuş toprak ve aşk
Aşkla isyan edebilirsin bana
En azından terk edişin aşkla.
Aşkla olmalı bunca zahmet bunca fırtına.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*