Gülüm Çamlısoy yazdı:”Israrla Sevmek Bu Olsa Gerek”

Müphem telaşların sırlarını örüyorum ve bir avazda boşalıyor içim elbet boşa aldığım fren sistemi ve metruk hecelerle kesişiyor yolum ve her nasılsa son anda kurtuluyorum çelişkilerden elbet hibe ettiğim yüreğim ve tebessümler çörekleniyor oysaki bir mezar taşını bekleyen şahitliğinde karanlığın kurşunlanıyor her zerrem bu sefer başa aldığım filmin yeni bir versiyonu olsun diye yüreğimi hamur gibi yoğuruyorum ve sessizlikte geviş getiren hava akımında çürüyen ömrü diskalifiye eden iblise çemkiriyor sözcükler.

Radar kadar hassasım.

Ve şahikanın yüreğinde yaşıyor çelişkilerim aslında yaşattığım kadar da yaşamaya meyyal bir üzünçle izdivaç kılıyorum her gece.

Kürede soluksuz nidalar saklı.

Bense fanusumun üzerine titriyorum ve her üşüdüğümde daha çok su ekliyorum nemli yorganıma ve başımı dayadığım vicdandan yastığım tam huzura kavuştum derken…

Öyküler şakıyor gecenin rahminde.

Rahminden taşan ölü ceninler hayatın tuzağında.

Tuzakta saklı ölü kuşlar az sonra askıya alınacak hayat ve hangi duyguysa askıntı olan sonsuza kadar sallandırılacak darağacında.

Melun düşler teknesi yol alıyor.

Düşler su alıyor.

Suyolunda kırılıyor direnç ve metruk heceler yaftalamıyor.

Tadı tuzu yok ki hayatın ve nemalandığımız yalnızlığı artık tüm dünya yaşıyoruz ve aşıyoruz da sözüm ona yalnızlığı.

Bir yalnızlık daha ekleniyor zincire ve ölü düşler cumhuriyeti sonsuza kadar kepenklerini kapatıyor.

Israrla sevmek bu olsa gerek.

İnadın yaşamaksa değer mi sahi her şeye?

Telaffuzu olmayan duygular mezarlığında müphem duygular ritimsiz bir vurgu ile çörekleniyor mezarlığa ve hadislere sığınan ruhlar tartaklanmaktan son anda kurtulup firar ediyor özgürlük bahçesine.

Yıkımsa nefret.

İnsanlık hepten ölü.

Sevgiyse muafiyet başımız gözümüz üstüne.

Devasa ekranda yol alıyor alt yazı ve sonsuza kadar mıhlanıp kalıyor ekranda belki de içinden çıkıp da dünyayı kasıp kavuracak o alt yazı geçen kehanet.

Kuramlar dışlanıyor.

Ölümse fora.

Aşksa kapışan ölümlü sevgililer neden hala kavuşamıyor?

Latif bir esinti ve davlumbazda saklı sırlar.

Buhar olup da uçuşuyor yaftalar ve kaza eseri kurtuluyor kalem varacağı mıntıka elbet bir şiirin kök hücresi.

Delice esen rüzgâr.

Muğlak gölgeler.

Belirsizliğin bir belirteç olduğu ve gün yüzlü duygulara geçiş hakkı tanınmazken…

Soluğunu tutan fırtına ve kanaviçe desenleri yüreğin elbet kürediği her hayalde gerçek payı da varken.

Doğa suskun Tanrısına yakın ölümcül diyezler ve aşkın merkezi özlem elbet tevazu yüklü közün sırlarında sözü özü bir şiirlerle yol alıyor şair ve karambole giden ömrü boş verip sadece yeni bir dünya başlığı altında şiirlere de derin çizikler atıyor elbet kanayan heceler kanamalı geçmişi de uğurluyor.

Bir farkındalıksa tüm yaşanan.

Yaşatmaya dair her duygu sırasını bekliyor ve bir ön koşulken hüzün esen rüzgâra tabi olan mevsimle sözleniyor düşler tezgâha çıkan umudu da dilimleyip sunuyor altın tepsi içinde elbet müdavimi satırların nemli havaya da aldırış etmeden yolları arşınlıyor aslında kendi etrafında tavaf ettiği hayallerle dur durak bilmeden kâh çağlıyor kâh ağırlıyor acıyı solundaki kaygan zeminde saklı devasa aşkı da kurban vermemek adına sonsuza kadar susmaya ant içiyor şair elbet kalemin tanıklığında geçen ömre de minnet duyarken.

Gülüm Çamlısoy

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*