Gülüm Çamlısoy yazdı: “Kalem”

Düşlerin ihya ettiği mi ihya edilesi mi?

Mektepli bir yorgunluk benimki oysaki mezun olalı çok zaman geçti üzerinden.

Lütuf bilmekse ömrü şükürler olsun günüme.

Yalan bilmekse sırtımdaki hançeri elbet dostluğun ve sevginin gülen yüzüne ölene değin inanacağım ben.

Varlığın katsayısı iyi ben kerrat cetvelinde kayıtlı bir çarpım değilim gelin görün ki acılarla katlanıyorum sonra olan kat izine umut ile ütü basıyorum ve tüm ütülü yazılarımı sonsuzluğa uğurluyorum çünkü bana ait bir ben saklı içimde ve o benin içinde İlahi Düşlerim, İlahi Ateşin git gide büyüten ve ben her halükarda büyümeyi reddediyorum.

Reddedilmediğimi bilmekse huzurun adresi küfemde saklı umut ve düşüp de yola…

Yükümden kime ne, değil mi?

Ama yükümlüyüm anlatmaya yoksa çatlarım sonra da dünyalar arasında tek tek atlarım de bulutlardan ve her nasılsa saklı olduğum bir dünyanın varlığına tek kadir olan Rabbim sayesinde sığınırım da sığınırım hayattaki kabrime.

Bir düşün ağırlığı ve de… Ne yani düşlemsel bir geçit mi güzergâhında umudun gerçeklerin ağırlığını da yüklenip giriştiğim o düş analizi ile evrenin ve sevginin çıtasını yükselttiğim…

Göğün takla attığı bir sayaç ve de aklımın eklem yerlerinde şiirlerin nüksettiğim ve şiirlerin duyarlılığına şapka çıkardığım oysaki başımda şapkadan eser yok.

Eseri mi acıların ve esnek ipin kayganlığında bir düşten diğer düşe düştüğüm elbet acının alyuvarları ölümün akyuvarlarını ve diktiğim tüm duvarları yutarken.

Geniş mezhepli saydam gölgeler vuku bulan ve hayallerin inşası ne çok farkındalık yükleniyor insan bu sayede ve gürültülü bir evrenin iç hacmini hesaplayıp esefle de birbirimizin canını yakıyoruz.

Kaç canım kaldı sahi ne de olsa akıllı telefonumda oynadığım oyun için tek yedek can kalmadı, dercesine.

Girizgâhı elbet mutluluğun ve hayal gücüne yenik düştüğüm bir de üşüten yalnızlık sancılı bir mevsim Kasımın soğuk gülüşleri ve buz kesen o dış ses şükür ki iç sesin volümü kısılmak bilmiyor ve dışarıdan da duyulmuyor hani içimden geçenler ama ben illa ki temkinliyim.

Öncelikle Rabbime sadık ve sorumluyum elbet insanlar içimden geçeni bilemiyor ama dışa verdiğim o iç sesin alt yazısını ve işte dumanı üstünde yeni doğmuş bir şiir ya da düz yazı elbet yeni günü karşılarken ve yüreğin ve evrenin tüm kolluk görevleri iş başında.

İçtimada geçen ömrüm iyi de ne askerim ne sivil polis.

Kim mi dur diyecek bana?

Durduk yerde değil koşmak zorundayım durmadan üstelik kendime koştuğum amacım ise farkındalık yüklenip mükemmel bene ulaşmak tabii ki de yolum hidayetten geçerken.

Sabırsız bir kuşun ötüşü adeta protesto ettiğim ve hangi kendini bilmez sözcüklerimden doğan yangını görmüyorsa.

Yangının ta kendisiyim işte üstelik kendimi bildim bileli ve yanmadık nerem kaldı ki?

Elbet cihanı saran bir yangın ve tek yanan da benim o yüzden canımı yakanlara daha bir müteşekkirim ki sevdiğim ve değer verdiğim her şey ve herkes daha da kıymete biniyor.

Alametifarikası belki de içimdeki isyanın ve firar eden binlerce sözcük bazen mevsimsiz gülüp ağladığım bazen mevsimi tensiye ettiğim ve hangi mevsime denk düştüğümü de bir türlü bilemezken üstelik gün içinde şerit değiştiren bir rüzgârım da ve bulutların faslında umut ekip şiir biçiyorum.

Radara takılan iç sesim ve trafik lambası illa ki sarı yanıyor ama gözlerim kırmızı içimse yeşil dışımsa frapan bir gece mavisi.

Zılgıt yiyen benliğim ve ruhumun çömez kaldırımları ve sisli bir günün ardından teslim olduğum gece ve İlahi Aşkın daha da pekiştiği…

Bazı şeylerin asla izahı yok ne benden kaynaklı ne de ben odaklı ama insanız neticede ve empati yapmaktan yoksun olan hiç kimse beni herkesle nasıl karıştırıyorsa ben sadece gel-geç gönüllü insanlardan uzağa kaçıp mevsimin ve ateşin nabzını tutuyorum.

Her şerde bile hayır varken…

Varlığımın da iz düşümü kimi zaman rahatsız eden belki de öykündüğüm onca masalın firari kahramanlarından biriyim.

En çok da kendi masalımın kahramanı gerçi bir masal gibi filan da geçmiyor ömrüm yoksa destansı yalnızlığın gözetleme deliğinde mi saklıdır bunca acı?

Açısı olan olmayan binlerce duygu nihayetinde acı ile eşleşen ve her maruzat bir şiire gebe aslında her şiir de umuda…

Varsayımlar güzergâhında kolladığım doğrularım ve acıtan gerçekler ve işte sınanmanın birincil kaidesi:

Umutla ve sabırla bekle.

Gerçi neyi beklediğim çok farazi ama en azından yükleme yaptığım iç sesim bazen feryat ediyor:

‘’Bekleme yapma.’’

Ne ticari taksiyim ne de uçan bir araba gelin görün ki kanatlarımla kolaylıkla seyahat ediyorum dilediğim yere üstelik tembel olmamla vuku bulan o hayali duraklar kimsenin bilmediği ve gitme lüksüm yokken aklı gel-gitleri ile boy ölçüşüyor ruhumdaki sıra dışılık.

Renklerin solgun neşesi.

Bir çiçek olmaktan da fazlasıyla sıkılmışken.

Ruhumu daraltan karanlığa atıfta bulunup günün aydınlığını geceye transfer ettiğim…

Sancılı bir doğum elbet gün tam da ışırken ve gecenin ebesi hala kova kova sıcak su taşımakta.

Saçları örülü bir gelecek mi sahi sanrıları yok saydığım ve o geleceği ben parlak düşlerle örmüşken.

İnandığım kadar huzurluyum ve huzurumu çalanlara veryansın dahi etmeden bildiğim yolda yürümeye devam ediyorum en çok da bilinmezin varlığına duyduğum hürmet ile içimdeki yalnızlığı yok sayıyorum ne zamanki yolum sevgiye ve yazmaya düşse ve bunun bir lütuf olduğunun bilincinde öykündüğüm tüm güzellikleri de tek tek kâğıda döküyorum yaşlı bir sonbahar gecesinde üşümenin tadına varıp İlahi Ateşin sıcaklığı ile de tüm buzlar erirken…

Üstelik hiç olmadığı kadar en azından kayıt altına almak zamanı ve bu sayede yumuşak iniş yaptığım bulutun içinde kaybolmanın verdiği mutluluk ile en çok da kendime duyduğum özlemin öznesi iken kalemin albenisiyle kendimden geçtiğim ama kalemden de umuttan da geçemediğim: ne zararı olabilir ki asi bir yüreğin sayacı iken kalemin geveze silueti?

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*