Gülüm Çamlısoy yazdı:” Geç mi Hafız”

Yanmakla eş değer sessizliğin kol kanat gerdiği o devasa hezimet belki de korunaklı dünyalarımızın müdavimi iken sihirli şiirler.

Tümceler arsız.

Tümceler yansız.

Ve kelimeler sırıtkan kimi zaman kilit vurulası bir acıyı da ifşa eden sedef yürek her halükarda duyumsaması sayesinde İlahi bir Aşka yürürken günün de müsveddesi gece ve aşkın ırmağında yıkanan o ölü balık ve ansızın bir mucize hâsıl olup da yeniden can bulacak bir nefer gibi sadece Rabbinden isteyen bir hediyenin sunumu iken niyazların kabul gördüğü evrenin asma katı.

Aşkın şahikası.

İmlecin suskunluğu.

Körebe oynamak kadar da masumane bir oyun iken içimizin dolup dolup boşaldığı bir heves de değil yazmanın içinde ukde kaldığı bir çocuk gibi duvarlara tırmanıp tavanda bile yürüyebilirken içimizden gelen o coşku.

Bir firarsa özbeöz bizim.

Bir inatsa sevmek, sevgiyi taşlayanlara yağan bir lanet.

Kurşungeçirmez de değil üstelik hüzün hırkası hayli tevazu yüklü fazlaca hırpalanmış gel gör ki umudunu da saklı tutmak en çok da sevmelerin öznesi iken ve sevmek için neden bile yokken yüreğimizi koyduğumuz bir yolculuk yürümekse Rabbimizle elbet yeryüzünde saklı geçici hevesler ve kimin tapındığı mal mülk ve işte izdiham yaratan bir koşu.

Her şiir yeni bir başlangıç

Her başlangıç ise dünün artık yarenlik yapmasının gerekli olmadığı elbet geçmişteki hatalardan ders alacağız lakin körü körüne de bağlanmayacağız geçmişin acı veren tozlu yollarına.

Bir şiir dikiyorum hafız.

Sökülen yüreğimi de sen dik yetmedi dikilen gözleri kovala da çekip gitsinler kendi karanlıklarına.

İmha etmem gereken şeyler var.

Misal.

Bir yarayı daha da deşen.

Misal.

Bir yamayı söküp kendi açığını gizleyen iblis.

Bir masal dikiyorum hafız içinde olmadığım sonra da iki yakamı ilikliyorum lakin vapura binmeden geçemem ben karşı yakaya.

Bir düşü de sen dik, hafız ve yüreğimi kundaklayan meleklerime sahip çıksın dualarım ki en çok duaya ihtiyaç duyan da benim.

Uyurken nazarlardan korusun Rabbim tüm bebekleri ve güzel yürekli insanları ve itikadıma sahip çıkarken efsunlanmış kalemimle fethettiğim kaleme de diktiğim mi sancağımı.

Nefesini tut hafız tıpkı benim gibi ve nefsini de göm benimkinin yanına ve küllerimi saklı tut çünkü ant içtim ben en azından arz ettim evrenden en çok da bahşedilene duyduğum şükürle karanlığı alt etmenin yolunu da buldum.

Bir tek kendimi bulamadım, hafız ve her anlamda kusurluyum da en çok da severken tüm kâinatı tam da kendime dokunup sevmeye başlamışken…

Geç mi, hafız?

Geçenler geçsin, be hafız ve geç olsa da koşmaya devam edeceğim ve yüreğimi illa ki temize geçireceğim en azından iyilikleri ve güzellikleri temize çıkarmak adına azıcık da bulaşmış olsa çamur üstüme başıma hala beyaz kalmayı beceren bir ruhum var gerçi tepelerine karların yağdığı ama kolay kolay da erimez hani bu kar yığını en çok da yıkılmadığıma işaret iken evrenin bana sundukları ve sadece benim görüp de izah edemediğim.

Geç, hafız her şeyi geç de bakalım işimize daha çok seveceğimiz şeyler var ve doğması için güneşin de sayısız sebep var en çok da yüreği dağlayanlara cevap olarak kimseyi kimsesiz bırakmaz iken yüce Mevla’m…

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*